Sorularla Hz. Muhammed

2007-08-23 16:34:00

1. Soru: Hz Peygamber’in doğumuna yeryüzü nasıl hazırlanmıştır?
Cevap: Tarihler, Peygamberimizin doğum gecesi, birtakım harikulade hallerin gerçekleştiğini yazarlar. Bu kapsamda tarihi kaynaklarda Kabe içinde bulunan putların yüzüstü düşüp kırılması, Medayin şehrinde Kisra(İran hükümdarı)nın sarayının sarsılıp on dört sütunun yıkıldığı, Istahrabad şehrinde ateşe tapanların bin yıllık ateşlerinin söndüğü, Sava gölünün kuruyup Semave deresindeki suların taştığı zikredilir.

2. Soru: Kuran’da anlatılan ve Hz Peygamber doğmadan önce  vuku bulan  fil olayı nedir?
Cevap: Yemen kralı Ebrehe Mekke’nin ticaret üstünlüğünü önlemek ve Yemen’in gelirlerini artırmak  için  başkent San’a’da  Kabe benzeri bir ibadet mekanı yaptırdı  ve Yemenlilerin  Mekke’ye gitmelerine yasak koydu. Buna karşı  çıkılması üzerine içinde büyük bir filin de bulunduğu ordusuyla Mekke’ye Kabe’yi yıkmak için geldi. Mekke’nin dışında sürüler halinde kuşlar tarafından durdurulan Habeşlilerin bu Yemen ordusu büyük bir felakete uğradı. Hz Peygamberin doğumundan 40 gün önce olduğu rivayet edilen ve tarihçilerin “Fil Vak’ası” olarak isimlendirdikleri bu olay Kuran’ı Kerimde Fil suresinde anlatılır.

3. Soru: . Hz. Peygamberin doğumu hakkında neler biliyoruz?
Cevap: : Hz. Muhammed (sav), Hicretten 53 yıl evvel 12 Rebiülevvel /17 Haziran 569 Pazartesi veya Hicretten 51 yıl evvel 9 Rebiülevvel /20 Nisan 571 Pazartesi günü doğmuştur. Doğum tarihindeki bu ihtilafın, onun hayatını bütün detaylarıyla inceleyen ashabı tarafından kolaylıkla giderilebilecekken yapılmamış olması İslam’da peygamber dahil olmak üzere hiçbir şahsa kutsiyet verilmemiş olması nedeniyledir.

4. Soru : Hz Peygamber ilk çocukluk yıllarını nasıl geçirdi?(569-575)
Cevap:  Mekke’nin havası ağır olduğu için, ekonomik durumu iyi olan aileler, yeni doğan çocuklarını havası daha güzel yakın köylere gönderirlerdi. Bu gelenek, aynı zamanda çocukların iyi ve fasih bir Arapça öğrenmesini, bozulmamış Arap adeti üzere yetişmesini sağlardı. Peygamberimiz de bu amaçla Sa’doğullarından Halime’nin ailesine verildi. Dört yaşına kadar  sütannesi Halime’nin  yanında kalan Hz. Peygamber’e ailenin diğer üyeleri, baba Haris, sütkardeşleri Şeyma ve Abdullah eşlik eder.
Hz. Peygamber dört yaş civarlarında sütanneden ayrılarak  annesi Amine’nin yanına getirilir. Mekke’de hayatına devam eden  Hz. Peygamber, altı yaşında babasının kabri ve akrabalarını  ziyaret gayesiyle annesi ve yardımcıları  Ümmü Eymen’in refakatinde Mediye götürülür. Medine ziyaretlerini tamamlayıp  Mekke’ye dönerlerken, yolda annesi Amine hastalanır ve Ebva köyünde  vefat eder. Bunun  üzerine dadısı Ümmü Seleme tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdulmuttalib’e teslim edilir.

5. Soru : Annesinin vefatından sonra hz. Peygamber kimin yanında kalmıştır? (577)
Cevap: Henüz altı yaşında annesini de kaybeden Hz. Peygamber artık dedesinin yanına yerleşir. Dedesi  Abdulmuttalib büyük bir sevgi ve muhabbetle iki yıl torununa bakar  ama ne yazık ki onun da ömrü vefa etmez. On erkek çocuğu olan Abdülmuttalip Hz. Peygamberin bakımını üstlenmek üzere, geliri az olmasına rağmen çocukları çok seven Ebu Talib’i  uygun görür. Bu tercihte Ebu Talib ile Peygamberimizin babası Abdullah’ın ana-baba bir kardeş olmalarının da etkisi vardır. Ebu Talib’in de kabul etmesiyle  Hz. Peygamber artık amcasının  yanına yerleşir ve evleninceye kadar burada kalır.

6. Soru : Hz. Peygamber amcasının yanında hangi önemli olayları yaşamıştır?  (578)
Cevap: Dedesinin vefatında  sekiz yaşında olan Hz Peygamber  amcasının yanında büyür.  Amcasıyla  birlikte hayatı öğrenmeye başlar. Hemen hemen gittiği her yere amcası  onu da götürür. Evlenene  kadar  Ebu Talib’in yanında kalan Hz Peygamber çobanlık yaptığı gibi amcasıyla birlikte ticari faaliyetlerde de bulunmuştur. Amcası  ile yaptığı Suriye seyahati bunlardan biridir.  Ticaretle uğraşan amca Suriye’ye kervan götürecektir. Hz. Peygamber de amcasına  refakat etmek istediğini  söyler. Böylece Hz. Peygamberin  Arabistan haricine yaptığı ilk ziyaret gerçekleşir.

7. Soru: Ficar Savaşı  ve Hz Peygamber.? (589)
Cevap: Sadece ticaretle hayatiyetini  sağlayan Mekke kentinin ileri gelenleri, ticaret hayatını engelleyecek, aksatacak olaylara fırsat vermez ve bunun için  gerekli tedbirleri alırlardı. Ticaret kervanlarının güvenli bir şekilde Mekke’ye gelmesi ve satış yapması için Araplar,  bir adet olarak ‘Sulh ayları’ müessesesini geliştirmişlerdi. Kuran-ı Kerim’de de onaylanan Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep ayları  can ve mal güvenliğinin olduğu, kan dökülmesinin yasaklandığı haram aylardır. Bu ayların masumiyetinin bozulduğu savaşlara Ficar/mukaddesata tecavüz harbi denilir. Hz. peygamber gençlik döneminde  Mekke de, böyle bir  savaşa katılmış ve her dönemde haksızlığın, tecavüzün karşısında olduğunu göstermiştir.

8.Soru Hılf’ül Fudul ne demektir? Hz peygamber nasıl yer almıştır?
Cevap: Dört yıl süren Ficar savaşlarında  Mekke’nin güvenli ortamı bozulur ve   çok fazla kan dökülür. Haksızlığı gidermek, güvenli ortamı gerçekleştirmek, zayıfların haklarını korumak…vs için Mekke ileri gelenleri Hılf-ul Fudül/Faziletlilerin Yemini anlamına gelen   teşkilatı  kurarlar. Hz. Peygamber’de  bu teşkilatta  yer  ve  görev alır. Bu dönemde hz Peygamber 20 yaşındadır.

9. Soru :  Hz. Peygamber’in   iş hayatı nasıldır? (594)
Cevap: Hz. Peygamber artık olgunluk yaşına gelmiş, ticareti öğrenmiş ve bütün Mekkelilerin güvenini kazanmıştır.. Bir çok Mekkeli tüccar onunla çalışmak, kervanını ona teslim etmek  istemektedir. Bu dönemde Hz peygamber Hz. Hatice’ye ait ticaret kervanının başına geçer. Kervan Busra’ya gidecektir. Bu, Hz. Peygamberin amcasından ayrı tek başına gerçekleştirdiği ilk  kervan ticaretidir. Böylece hz Peygamber, artık kendi geçimini kazanmaya başlamış ve geleceğe yönelik olarak da, bir evin sorumluluğunu  alacak  donanıma sahip olduğunu göstermiş olur.

10. Soru: Hz peygamber Hz. Hatice’yle ne zaman ve nasıl evlenmiştir? M(594)
Cevap: Ticaret hayatını iyice öğrenen, başında bulunduğu kervanlar iyi kâr getiren Hz Peygamber artık Mekke’de aranan bir iş ortağı olur.  Mekke eşrafından olan ve kervanlarının başına dürüst, güvenilir bir insan arayan Hz Hatice için Hz Peygamber  istenilen özelliklere sahip hemen hemen tek kişidir. Birkaç sefer Hz Hatice’nin kervanlarını götüren Hz Peygamber, eş adayı olarak da  Hz Hatice’nin dikkatini çeker. Hz. Hatice, araya uygun aracılar koyarak evlilik teklifinde bulunur. Hz Peygamber Hz  Hatice’nin bu talebini kabul eder ve evlenirler. Bu sırada hz. peygamber 25, Hz Hatice ise 35-40 yaşlarındadır.  25 sene mutlu bir beraberliği gerçekleştirerek  örnek olan Hz. Peygamberin  dördü kız, ikisi erkek altı çocuğu olur. Çocuklarının isimleri Kasım, Abdullah, Zeynep, Fatma, Rukiye, Ümmügülsüm’dür.

11. Soru: Hz. Peygamberin Kabe Hakemliği nedir ve nasıl olmuştur? M (605)
Cevap: Zamanla ciddi aşınma tehlikesi geçiren Kabe’nin onarıma ihtiyacı vardır. Mekke ileri gelenleri bir araya gelip onarım kararı alırlar.  Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından atılan  temellerine  kadar inilerek  tamire başlanır.  Duvarların bir kısmı örülüp sıra   Hacer’ul Esved taşının yerine konulmasına gelince kabileler arasında tartışma çıkar. Her kabile, taşı yerine kendisi koymak ister. Bu probleme çözüm aranırken inşaat durma noktasına gelir. Tartışma büyür. Kan dökülmesinden korkulan aşamada Kabe’ye ilk girecek kişinin bu meselenin çözümü için hakemlik yapması teklif edilir. Heyecanla dışarıdan gelecek  kişi beklenir. Hz Peygamber’in   Kabe’ye doğru gelen ilk kişi olması herkesi çok sevindirir. Çünkü Hz peygamber Mekkelilerin teveccühünü kazanmış, sevilen, dürüst ve adil bir kişidir. Hz Peygamber’e bu durum açıklandığında hemen hırkasını çıkarır Hacer’ül- esved’i ortasına koyar ve dört  ucunu da kabilelerden bir  kişiye tutturarak  Kabe’nin yanına getirtir. Burada  hırkasından taşı alır ve kendi elleriyle yerine koyar. İşte Hz Peygamber’in Kabe hakemliği bu şekilde gerçekleşir.

12. Soru: Vahiy nedir ve ne zaman gelmeye başlamıştır? M. 610
Cevap: Vahiy; Allah  Teala’nın insanlar için gerekli gördüğü bilgileri peygamberlerine iletme yoludur. Bu iletme  işi   vahiy  meleği  Cebrail (as) tarafından  yapılır. Vahyin  Cebrail (as) vasıtasıyla Hz Peygamber’e gelmesine nuzül, gelen ayete de  nazil olunan  denilir. Vahiy bilgileri genel anlamda  iman esasları, ibadetler ve ahlaktan oluşur.
Hz. Peygamber vahiy öncesinde özellikle ilk altı ay sadık rüyalar görmüştür. Bu süreçte Hz. Peygamber evinden ve toplumdan zaman zaman ayrı kalıp Hira mağarasında, alem, insan, insanlık ve  yaşanan bozulmalar hakkında  tefekküre yani  derin düşüncelere dalar, kurtuluş yollarını bulmaya gayret ederdi. Bütün bunlarla Hz. Peygamber  bir anlamda vahye hazırlanmıştır diyebiliriz. Ve Miladi 610 tarihinde ilk vahiy Mekke’de Hira mağarasında yine Hz. Peygamber tefekkür  ederken  gelir.  Gelen ilk vahiy Alak Suresinin ilk beş ayetidir. Bu esnada Hz. Peygamber  kırk yaşındadır.

13. Soru: Vahiy Sürecinin ilk safhaları nasıl gelişmiştir. 613
Cevap: Vahyin ilk safhaları; Hz Peygamber ve ailesinin olayı anlama, anlamlandırma ve olgunlaşması şeklinde gelişmiştir diyebiliriz. Bu süreç yaklaşık üç yıl sürmüştür.
Vahyin  gelmesiyle büyük bir heyecan ve korkuya kapılan Hz. Peygamber hemen  evine gelir  ve  eşi Hz Hatice’ye başına gelenleri  anlatır. O da öncelikle yaşanan  gerginlik ve gerilimin sağlıklı olarak atlatılmasına  yardımcı olur. Eşine “Korkma! Allah  seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen  akrabanı gözetirsin, işini göremeyen insanların işlerini üzerine alırsın, yoksula verirsin, misafirini ağırlarsın, felakete uğrayanların yardımına koşarsın” diyen Hz. Hatice bu davranışıyla yakın ilişkisindeki incelik ve önceliğin de güzel bir örneğini verir diyebiliriz.
Hz. Peygamber sakinleştikten sonra da onu Tevrat ve İncil’i  bilen bir alim olan akrabası ve yakın dostu Varaka b Nevfel’e  götürür. Varaka  Tevrat  ve İncil’de olan bilgilere dayanarak  Hz. Muhammed’(sav)e peygamber olduğunu açıklar ve diğer peygamberlerin  yaşadıklarından yola çıkarak halkının kendisini yalanlayacaklarını, yurdundan çıkaracaklarını, savaşacaklarını haber verir. Hatta “keşke genç olup sana yardım  etseydim”  diye hayıflanır.

14. Soru: İlk Müslümanlar kimlerdir? 613
Cevap: İlk vahiyle birlikte Hz. Peygamber’in  hayatında ‘peygamberlik dönemi’ başlar. Artık sadece  iyi bir insan, eş, dost değil  aynı zamanda  insanlığı bilgilendirmek ve uyarmak için görevlendirilen “Son Peygamber”dir.  Vahyin ilk  gerilimlerini  atlattıktan ve biraz alıştıktan  sonra  Cebrail (as)’ı kendi suretinde görünce  yine büyük bir  telaşa kapılarak evine gelip örtüye bürünür. Olayın akabinde gelen ‘Ey örtüsüne bürünüp sarınan! Kalk da (insanları) uyar’ (Müddessir 1,2) ayetiyle  artık  tebliğ görevi  başlar.
Hz. Hatice’ye durumu söyleyip, ben kimi davet edeyim, beni kim tasdik eder dediğinde; “Ey Allah ’ın Elçisi! Seni  ben tasdik ederim; herkesten önce bu dine beni çağır” cevabını alır. Bu cevapla Hz. Hatice  ilk Müslümanlardan olma  şerefini de  kazanır. Hz. Peygamber Hz Hatice’ye  hemen   Cebrail (as)’ın  kendisine öğrettiği şekilde abdest almayı  öğretir  ve kendisi imam olup namaz kıldırır. Daha sonra da  en yakınında bulunan   arkadaşı Hz. Ebu Bekir, azadlısı Zeyd b. Harise, çocuklardan da yeğeni Hz. Ali müslüman olur. Hz. Peygamber’in çocukları olan Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm de ilk müslümanlardandır.  Bu süreçte İslam’a  davet  ilk  üç yıl  gizli olarak yapılır.

15. Soru: İslam’a açıktan davet ne zaman ve nasıl başlamıştır? (613)
Cevap: Vahiy  Hz. Peygamber’in yaşam tarzını tamamen değiştirir. Adeta  yaşadıkları  vahiy süzgecinden geçerek belirlenir. Nitekim vahyin ikinci safhası da  bu şekilde gerçekleşir. ‘Ve Sen  en yakın hısımlarını inzar et’ (26/214) ayetiyle  davetin gizlilik süresi biter. Ve ilk olarak  akrabalardan  başlamak   üzere  açıktan  yapılır. Hz. Peygamber akrabalarına  bu daveti nasıl yapacağını, yöntemini  uzun uzun düşünür. Bir yemek daveti vermek suretiyle bütün akrabalarını bir araya getirmeye ve sonunda konuşma yapmaya karar verir. Nitekim verdiği davete bütün akrabaları gelir ve sonunda yaptığı konuşmada;  önce Kureyş’in kendisi  hakkındaki kanaatlerini pekiştirmek amacıyla; “Ey Kureyşliler! Size şu dağın arkasında düşman atlıları var, baskın yapacaklar  desem  inanır mısınız” diye sorar.  Kureyşliler  hep birlikte; “elbette inanırız, çünkü şimdiye kadar senin yalan söylediğini hiç görmedik” diye cevap verirler.   Bunun üzerine Hz. Peygamber; “O halde ben size, önünüzde şiddetli bir azap gününün bulunduğunu; Allah ’a inanıp O’na kulluk etmeyenlerin, o büyük azaba uğrayacaklarını haber  veriyorum” diyerek  hem Peygamber olduğunu açıklar hem de onları İslam’a çağırır. Bu davete amcası Ebu Leheb  dışında  sert bir tepki veren  yakını olmaz.  Zaten Hz. Peygamber’e sürekli karşı çıkan, kötülükte bulunan,  lanet okuyan tek amcası Ebu Leheb’tir ve kendisi de Tebbet  Suresiyle lanetlenir.

16. Soru: Davetin açıktan  yapılması  hem Hz Peygamber’in hayatında hem de Mekke’de ne gibi sonuçlara yol açmıştır? 614
Cevap: Davetin açıktan yapılması önce Mekkelilerin sonra da  yakın halkadan başlayarak  bütün insanlığın  Allah ’ın mesajlarından haberdar edilmesi demektir. Bu durum aynı zamanda  bir yığın zorluk ve fedakarlıklara göğüs germek demektir. Önce Mekke’de yaşananları gözden geçirelim:
Müşrikler artık Mekke’de,  tek Allah ’a ve Hz Peygamber’e  inanan müslümanlardan haberdar olurlar. Onlara engel olmak, çoğalmalarını önlemek kararı alırlar. Önce  Hz Peygamber’in toplum içindeki olumlu imaj ve itibarını  bozacak  yöntemleri denerler.  ‘Hasta,  mecnun…vs gibi rencide edici sıfatlar, lakaplar takarlar.  Sonra da zayıf müslümanlara, kölelere  türlü türlü işkenceler uygularlar. Bizzat amcası Ebu Talip’e  baskı  uygulayıp, yeğenine  engel olmasını yoksa öldüreceklerini  söylerler. Baskılara dayanamayan Ebu Talip Kureyş’in  teklifini  ve tehdidini Hz Peygamber’e söylediğinde O (sav) ; ‘Allah ’a yemin ederim ki, bir elime ayı, bir elime güneşi verseler ben bu görevimden dönmem” cevabını verir. Hz. Peygamber’in samimiyetini ve doğruluğunu iyi bilen Ebu Talip; ‘İstediğini yap seni asla Kureyş’e teslim etmeyiz’ diye karşılık verir.
Bu süreçte müşriklerin  Mekkeli müslümanlara işkenceleri de  had safhadadır.  Ammar, babası Yasir, annesi Sümeyye,  Bilal b. Habeşi, Habbab b. Eret bu işkencelere maruz kalan görece zayıf müslümanlardan bir kaçıdır sadece. Nitekim işkencelere dayanamayan Ammar’ın anne-babası ölür  ve ilk İslam şehitleri olarak tarihe geçerler.  Müşriklerin baskısı, işkencesi Müslümanların sayısını azaltmaz bilakis çoğaltır. Bu süreçte Hz  Ömer ve Peygamberimizin amcası Hz Hamza da  müslümanların  safına geçer. Hz Ömer’in müslüman olmasıyla Müslümanlar ilk  defa Kabe’de namaz kılarlar.
Müslümanların hayatta kalmak ve  dinlerini yaşamak uğruna daha bir çok fedakarlıklar  yapmaları gerekir.  Bunun içinde dinleri  uğruna yurtlarını terk etmek,  yani hicret  de  vardır.

17. Soru: Mekke öneminde ilk Hicret ne zaman ve neden olmuştur? 615-616
Cevap: Açıktan  davetle birlikte müslüman olanların sayısı gittikçe artarken bu durumdan hoşnut olmayan Mekke müşrikleri de  işkencelerini gittikçe  artırırlar. Müslümanların can güvenliği için,  Hz. Peygamber de, daha emin bir ülke olan  Habeşistan’a  hicret etmelerine karar verir.  İlk olarak 15 kişiden oluşan bir grup  Hıristiyan  Necaşi’nin idaresindeki Habeşistan’a hicret  eder. Habeşistan’dan alınan olumlu haberler  üzerine  birkaç ay sonra  108 kişilik ikinci kafile de yola çıkar.   Ne var ki müşrikler  bu  durumdan da rahatsız olurlar ve Necaşi’ye müslümanları şikayet edip ülkesinden çıkarmasını tavsiye ederler.  müslümanlardan  İslam’ın  ne olduğunu,  emirlerini öğrenen  Necaşi  müslümanları Kureyş’e vermeyerek himayeye devam  eder.

18. Soru: Bu süreçte  Mekke’deki müslümanlar nasıl   yaşamaktadırlar? 619
Cevap: Müslümanların bir kısmı Mekke’de yaşamakta ve türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar.  Müşriklerin onlara yaptığı baskının şiddetini anlayabilmek  için  bir  örnek  vermek gerekirse;  Mekke ileri gelenlerinden olan  Hz. Ebu Bekir’in  bile  dayanamayıp  Habeşistan’a hicrete  karar  vermesi yeterlidir.  Allah ’a şükür ki  Hz Peygamber’i yalnız bırakmamak için yarı yoldan geri döner.
Bu arada Necaşi’ye söz dinletemeyen müşrikler Mekke’ye geri dönüp müslümanlara baskıya devam etmek için  yeni  kararlar alırlar. Ve  müslümanlarla  bütün ilişkiler yasaklanır. Sosyal, ticari, insani, her çeşit ilişkinin; evlenmek hatta konuşmanın  bile yasaklandığı  bir  vesikaya  yazılarak  Kabe’nin duvarına asılır. Bir nevi boykot, ambargo diyeceğimiz bu  yöntemle  müslümanlar Mekke’de bir mahallede tecrit edilirler. Hemen hemen  üç yıl süren boykot müslümanları  çok etkiler. Hz. Peygamber bile açlıktan karnına taş bağlar, müslümanlar   ağaç kabuğu  dahi  yerler. Bu arada müslümanların üç yıl gibi çok uzun bir süre geçtiği halde  boykot’a direndiğini gören  vefalı Mekkeliler artık ambargonun kalkması gerektiğine kanaat getirirler. Ebu Cehil’in bütün  karşı  çıkmalarına  rağmen  ambargoya  son verirler.   Bu arada  Hz. peygamber İslam’ı anlatma görevini boykot sürecinde de, sulh aylarında  ticaret için Mekke’ye gelen yabancılara  yapar.

19. Soru: Hüzün yılı nedir ve bu dönemde neler yaşanmıştır? 620
Cevap: Boykotun sona ermesine  sevinen ve biraz rahatlayan müslümanları şimdi de  bir başka üzüntü  beklemektedir. Hayat, her canlının bir gün dünyayı terk etmesi üzerine bina olmuştur. Vadesi  gelen  dünyayı terk edecektir. Ve  Hz. Peygamber’i 8 yaşından beri himaye eden, onu yetiştiren, evlendiren,  müşriklerin bütün baskılarına rağmen yanında yer alan  merhamet ve şefkat sahibi  amcası  Ebu Talip  vefat eder. Hz Peygamber  daha amcası Ebu Talip’in  acısını atlatmaya çalışırken, yaşadığı bütün zorluklarda yanında olan eşi, can yoldaşı,  Hz Hatice’nin vefatıyla karşılaşır. Hem Hz Peygamber hem de bütün müslümanlar bu dönemi  ‘hüzün yılı’ olarak isimlendirirler.

20. Soru: Hz. Peygamberin Taif yolculuğu nasıl yaşanmıştır? 620
Hz Hatice ve Ebu Talip’in vefatları Hz Peygamber’i hem üzmüş  hem de güçlü hamilerini kaybetmesine neden olmuştur. Böylece Mekke müşrikleri baskılarını daha da artırır. Bunun üzerine Hz. Peygamber hem biraz dinlenmek hem de  daveti Mekke dışına taşımak için  Taif’e  gider.  Mekke’ye 85 km olan Taif’e varınca ileri gelenleri toplar  ve  onları  İslam’a  davet eder. Bu davet  zaten Mekke müşriklerinden çekinen Taiflileri  iyice kızdırır. Hz. Peygamber’e şiddetle karşı çıkar hatta çoluk çocuğa taşlatırlar.  Hz. Peygamberle birlikte olan Zeyd b Harise kafasından  yaralanır ve Taif dışında bir bağa saklanmak zorunda kalırlar. Orada kendilerine bir köle yardım eder, ikramda bulunur. Hz. Peygamber  bu zor  anında bile  davetten uzak durmaz ve Addas adındaki  köleye İslam’ı anlattığında köle  müslüman olur.
Taiflilerin muamelesi Hz. Peygamber’i  çok üzdüğü halde onlar için Allah ’a; ‘onların soyundan  Allah ’a hiçbir şeyi ortak koşmayan, yalnız O’na ibadet eden  bir nesil çıkar’ diye dua eder ve  Mekke’ye döner.

21. Soru: İsra ve Mirac Hadisesi nedir, nasıl ve ne zaman meydana gelmiştir.? 621
Cevap: Hz. Peygamber’i son yıllarda yaşadıkları ciddi anlamda üzer. Mekke müşriklerinin üç sene süren acımasız boykotu,  akabinde amcasının ve Hz. Hatice’nin vefatı ve  Taiflilerin  muhalefeti onu çok  yormuştur. İşte bu sırada, şimdiye kadar gösterdiği sabra bir ödül olmak  ve gelecekte karşılaşacağı zorluklara karşı tahammülünü artırmak üzere Allah  Teala tarafından İsra  ve Mirac hadisesiyle mükafatlandırılır.
İsra,  gece yürüyüşü demektir. Hz. Peygamber’in Allah  (cc)’ın emriyle Cebrail tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya  götürülmesi  hadisesidir.
Mirac ise; gece yürüyüşü (İsra) hadisesinde Hz. Peygamber’in,  Mescid-i Aksa’dan   göklere yükseltilmesi ve yüce makamlara  götürülmesidir.
Hz. Peygamber, bu yolculukta diğer peygamberlerle görüşür, kendisine cennet ve cehennem gösterilir. Beş vakit namaz farz kılınır. Bu yolculukta Hz. Peygamberin  bineği Burak ve  Refreftir. Varlık aleminin en son sınırında bulunan Sidretü’l münteha/hudud ağacına kadar Peygamberimize eşlik eden Cebrail (as) buradan ileriye gidemeyeceğini belirtir ve İlahi huzurun eşiğine varıncaya dek izleyeceği yolu kendisine tarif eder.
Ehl-i sünnete göre bu yolculukta  Hz. Peygamber’in  bütün yaratılmışları geçerek  bizzat Allah  Teala’yla görüştüğüne inanılır. Görüşmeye ait selamlaşmada yapılan ‘Tahiyyat’ duası, bizzat Hz. Peygamber tarafından  namazların her oturuşlarında okunarak  ibadete  dahil edilmiştir.
Hz. Peygamber ertesi sabah yaşadığı ve gördüğü bu olayı anlattığında müminler inanıp tebrik eder. Hatta  Hz. Ebu Bekir Hz. Peygamber’e sorgusuz sualsiz inanıp tasdik ettiği için ‘Sıddık/doğrulayan’ lakabını alır.  Müşrikler ise reddeder ve imandan daha da uzaklaşırlar. Bu olay Hz. Peygamber ’e  tam bir moral olur. Kur’an-ı Kerim’de İsra ve Necm sureleri  bu olayı   haber verirken diğer bazı surelerde de duruma işaret eden ayetler  vardır.
Hadisenin meydana geldiği Recep ayının 27. gecesi oldukça erken dönemden itibaren müslümanlar tarafından  ‘Mirac Kandili’ olarak  kabul edilir ve  her  sene  kutlanır.

22. Soru:  Akabe biatları nedir? 621-622
Cevap: Hz. Peygamber Mekke döneminde bir çok  zorluklarla karşılaştığı halde  davetten hiçbir zaman vazgeçmez. Haram aylarda  ticaret ve ibadet için Arabistan’ın diğer bölgelerinden Mekke’ye gelen kavimlerden bir çok kişi Hz. Peygamber tarafından İslam’a davet edilir. Mekke’de bunalan İslam’ın dışa açılmasının zamanı da gelmiştir artık.
Mekke’ye dışarıdan gelen kabilelerin İslam’a davet edilmesi çerçevesinde görüşmeler sürerken Medine’den gelen altı kişilik bir gurup Mekke yakında ki Akabe’de mevkiinde Hz. Peygamber’i dinledikten sonra müslüman olurlar.  Medine’ye  döndüklerinde  girdikleri yeni dini, yakınlarına anlattıklarında onlar da müslüman olur. Ertesi yıl Medine’den 12 müslüman Mekke’ye gelip Akabe’de Hz. Peygamber’e; ‘Allah ’a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, iftira etmeyeceklerine, Hz. Peygamber’e itaat edeceklerine’ dair söz verirler. Hz. Peygamber’den  Medine’de kendilerine dini öğretecek, namaz kıldıracak bir öğretmen isterler. Hz. Peygamber de Musab b. Umeyr’i görevlendirerek yanlarına katar.   Bu olaya I. Akabe Biatı denir.( 621)
Bu durum Medine’de sevinçle karşılanır  ve  her geçen gün müslümanların sayısı artar. Ertesi yıl Mekke’ye 2si kadın olmak üzere 75 müslüman gelir ve yine  Akabe’de Hz. Peygamber’le ahitleşirler. Buna da II. Akabe Biatı denir.(622)
Bu biat sırasında Mekke’de müşrik işkencelerinden  kurtulmak isteyen müslümanlar için yavaş yavaş Medine’ye   gitme  kararı da alınır. Medineli müslümanlar  Akabe’de Mekkeli müslümanları koruyacaklarına dair de söz verirler. Medineli müslümanlar  Medine’deki iki Arap kabilesi olan  Evs ve Hazrec’e mensupturlar.

23. Soru: Hicret ne demektir, nasıl ve ne zaman olmuştur? 622
Cevap: Akabe  biatları İslamı Mekke dışına çıkarttığı gibi,  müslümanlar arasında Mekke’den başka bir yerde daha güvenli yaşayabilecekleri inancını sağlar. Artık Mekke müşriklerinin baskısıyla karşılaşmadan dinlerini yaşayabilecekleri inancı müslümanları oldukça rahatlatır. Ve yavaş yavaş  Medine’ye göç başlar.
Mekke müşrikleri ise müslümanlara işkence ve zulümden hiç vazgeçmez hatta çemberi gittikçe daraltırlar ve bütün kabileler birleşerek Hz. Peygamber’i öldürme kararı alırlar.   Bu karar karşısında Hz. Peygamber de Mekke’den gitme zamanının geldiğine karar verir ve 9 Eylül 622 Perşembe  gecesi yatağında Hz. Ali’yi  yatırarak evinden çıkar.  Yolda yanına Hz. Ebu Bekir’i de  alarak  Mekke dışında ki Sevr mağarasına giderler. Mağarada  üç gün birlikte kalırlar. Mekkeli  müşriklerin  takip  için görevlendirdiği kişiler mağara ağzına kadar geldikleri halde  onları göremez ve  geri dönerler. Çünkü mağara, ağzına ağını  ören örümcek ve  yumurtasını koyan  bir güvercin sayesinde,  çok uzun zamandır kullanılmayan bir yer gibi  görünür. Bununla birlikte  müşriklerin mağara ağzına kadar geldiğini gören Hz. Ebu Bekir çok korkar.   Hz. Peygamber onu; ‘üzülme, çünkü Allah   bizimle beraberdir’ (Tevbe 9/40) ayetiyle  teskin eder.
Mağarada bulundukları süre içinde, Hz Ebu Bekir’in çobanı her akşam süt taşıdı, oğlu ise Mekke’den haberler  getirdi.  Üç gün sonra Mekke biraz sakinleşince Hz. Ebu Bekir’in çobanının getirdiği deve  ve kılavuzlarla  Medine’ye doğru yola çıktılar.
Hz. Peygamber ve Ebu Bekir’in bu seferi on gün kadar sürdü ve önce Kuba köyüne uğrayıp  burada birkaç gün dinlendiler. Bu arada Hz. Peygamber’in Mekke’den ayrıldığını duyan Medineliler  onu karşılamaya çıktılar  ve   bu köyde buluştular.
Kuba’da  özgürlüğün sembolü olarak  ilk mescid’i  yapan Hz. Peygamber (sav) ve Medineli müslümanları,  Kur’an-ı Kerim; ‘ilk günden takva üzere kurulan mescid’ ( Tevbe 9/40) ayetiyle  takdir eder. Kuba’dan ayrılıp öğle üzeri  Ranuna vadisine geldiklerinde  ise artık  Cuma  vaktidir  ve ilk Cuma namazı burada kılınır. Cuma namazından sonra  zaten büyük bir kalabalığın heyecan ve sevinçle beklediği Medine’ye törenle girerler. (12 Rebiülevvel/24 Eylül 622 Cuma)
İşte Hz. peygamberin Mekke’den Medine’ye göç etmesine kısaca hicret denir. Ve  Hicri takvim başlangıcı olarak kabul edilir.

24. Soru: Hicret İslam toplumuna neler  kazandırmıştır?
Cevap: Hicret, Mekke’de ciddi engellemelerle karşılaşan İslam dininin  gelişmesi, devamı ve dünyaya açılması sürecinin başlangıcıdır.  Artık  Müslümanlığın ilk devresi ve  13 yıl süren Mekke dönemi bitmiş, ikinci devresi  ve 10 yıl sürecek olan  Medine dönemi başlamıştır.
Hicret, dini yaşamak için diğer bütün bağlılıklardan vazgeçmedir. Nitekim Kuran-ı Kerim bu durumu; ‘(İslam dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah   onlardan razı olmuştur, onlar da Allah ’tan razı olmuşlardır. Allah  onlara içinde ebedi olarak kalacakları içinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur’. (Tevbe 9/100) ayetiyle  tesbit ve takdir eder.
Hicretle Mekkeli müslümanlara Muhacir/hicret eden, Medineli müslümanlara ensar/yardım eden denir. O dönemde sadece kabile üzerinden yapılan can, mal emniyetine son verilerek,  artık ‘din kardeşliği’ ve Allah  için diğerinin canını malını, ırzını koruma gerçekleştirilir. Bu anlamda hicret insanlık için tam bir güvenlik şemsiyesinin ilk adımıdır adeta.

25. Soru: Hicret sırasında Medine’nin yapısı nasıldı ve hicretle birlikte ne gibi değişimler oldu?
Cevap: Medine Mekke’nin  350 km kuzeyinde bir kenttir. Su kaynakları bakımından zengin, havası Mekke’den daha ılık ve nemli, toprakları tarıma elverişlidir. Halkı genel olarak tarımla uğraşırdı. Mekke’de sadece ticareti bilen muhacirler artık yeni yurtlarında tarımı da  öğrenmişlerdir.
Medine’de müşrik iki Arap kabilesi olan  Evs ve Hazreç ve üç Yahudi kabilesi Beni Kaynuka, Kureyza ve Nadir  bulunur.  Evs ve Hazreç  verimli topraklarında tarım yaparken, yahudiler ticaret ve zanaatle uğraşırlar. Bu durumda Evs ve Hazreç’in yanına giden muhacirlerin  bir kısmı  tarımı öğrenirken, bir kısmı da  zaten en çok  bildikleri ticareti ensara öğretir diyebiliriz.
Ayrıca hava değişikliği ve sosyal hayat  tarzında ki farklılıklar da  muhacirleri ilk dönemde zorlar, hastalanır, gerginlikler, üzüntüler yaşarlar. Ama aslolanın güven ve emniyet olması ve tabi  Hz. Peygamberin yanlarında bulunması, bu ilk alışma süresinin kolay ve problemsiz atlatılmasını sağlar.

 
kaynak:
sonpeygamber

 

 

 

26. Soru: Hicret’in ilk yılında Medine’de neler yapılmıştır? 623
Cevap:
a. Hz. Peygamber Medine’de ilk  olarak, kendi evi yapılana kadar devesinin çöktüğü yerde evi olan Hz. Eyyub el-Ensari’nin yanında misafir edilir. Emeviler döneminde İstanbul’un muhasarası sırasında şehit düşen bu sahabinin türbesi İstanbul’un fethiyle ihya edilip,  yanına  bir cami yapılmıştır.  Günümüze kadar gelen  cami  ve  kabri  Eyüp ilçesinde  bulunmakta ve önemli bir ziyaretgah  olarak  halkın  teveccühünü  çekmektedir.
b. İslam dininde hayatın sosyal yönü ve ibadet iç içedir. Dolayısıyla Medine’de Müslümanların  en önemli ihtiyacı ibadet edecekleri mekandır ki zaten  ilk  olarak  Mescid-i Nebevi adı verilen cami  yapılır.
Hz. Peygamber’e tahsis edilmek üzere Mescid’in yanına odalar yapılır ve Peygamberimiz oraya taşınır.
c. Mescid’in  arka avlusuna kimsesiz ve fakirlerin kalacağı bir bölüm, öğrencilerin eğitim göreceği  bir yer  yapılır.  Buradaki öğrencilere  Ashab-ı Suffa adı verilir.
d. Müslümanlar Medine’de  artık  camileri yapılmış güven içinde günde beş vakit namaz kılarlar. Ama onlara vaktin geldiğini hatırlatacak bir işarete ihtiyaç hissedilir. Herkesin duyacağı ve fakat diğer din mensupları tarafından daha önce kullanılmamış bir işaret  istenir.  Bu durum   Hz. Peygamber ve  ashabı arasında konuşulur ve herkes bu işin nasıl olacağını bulmaya uğraşırken,  bazı sahabilere rüyada ezan öğretilir.  Sabah Hz Peygamber’e durumu söylediklerinde Hz Peygamberin de onayıyla ezan Müslümanları namaza çağıran işaret olarak kabul edilir. İlk ezanı da Bilal-i Habeşi okur.
e. Medine’nin demografik yapısının bilinmesi ihtiyacına binaen Hz. Peygamber Medine’nin nüfusunu ve bunların ne kadarının Müslüman olduğunu öğrenmek için  ilk nüfus sayımını yaptırır.Yapılan sayımda  tahmini olarak Medine’nin nüfusu 10 bin, Müslümanların nüfusu 1500 olarak çıkar.
Bu arada  Medine’de  sosyal hayatı canlandırmak için yöntemler geliştirilir.
f. Medine’nin iki Müslüman kabilesi Evs ve Hazreç’le/ensar, Mekkeli muhacirler arasında kardeşlik anlaşması yapılır. Her  Muhacir için  Ensar’dan bir  kardeş  tayin edilerek 186 ailenin kardeşliği tesis edilir.  Kardeşler maddi manevi her şeyi paylaşmak üzere söz verir ve  gerçekleştirirler. Bu yardımlaşma bizzat Kuran-ı Kerim tarafında da takdir edilir. (Haşr 59/9)
g. Hz. Peygamber’in Medine’de ilk tesis ettiği yerlerden biri de Pazardır. Burada   piyasa koşullarının müdahaleden uzak olması ve  serbestliği ilkesi esas alınır. Nitekim pazarın güvenli atmosferinde Mekkeli müslümanların bir kısmı bildikleri iş olan ticareti yaparak kısa zamanda ekonomik durumlarını düzeltirler.
h. Sırada Medine’nin huzur ve güveninin temini vardır. Burada   yaşayan yahudi kabileleriyle  sulh anlaşması bu güveni sağlar.  Tarihte ilk yazılı anayasa olarak da tanımlanan anlaşma, 47 madde  ve  can, mal, din emniyetinin dokunulmazlığı  üzerine varılan mutabakat üzere yapılır.
Bunun dışında Hz. Peygamber Medine’yi dış düşmanlara karşı savunacak küçük askeri müfreze diyebileceğimiz seriyyeler kurar. Böylece Medine dışına seferler düzenleyerek Müslümanları dış tehlikeden uzaklaştırmanın yolları  aranır.

27. Soru; Hicretin 2. yılında Medine ve müslümanların durumu nasıldır? h2/m.624
Cevap: Medine’nin güvenli atmosferinde müslümanlar hem dinlerini hem de dünyalarını huzur içinde yaşarlar. Gelen  vahiylerle müslüman bireyin yeni bir kimlik kazanması ve toplumsal düzenin  oluşum süreci de devam eder. Bu süreçte hem oruç ve zekatın farz kılınarak  ibadet hayatının zenginleştirilmesi hem de müslüman toplumu bekleyen  zorluklara, meşakkatlere ve dış saldırılara karşı direnme mücadelesi görülür.

28. Soru: Kıble değişimi nasıl olmuştur? (h2/m 624)Cevap: Hicretin 2. yılında daha evvel Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya doğru olan kıble değiştirilir. Hz. Peygamber bir gün ashabıyla birlikte öğle namazının iki rekatını kıldıktan sonra vahiy gelir ve namaz içinde cemaatle birlikte Kabe’ye yönelirler. Bu gelişme o zamana kadar namazlarını  Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılan Hz.Peygamber ve  Müslümanları çok sevindirir. Nitekim ayeti kerime de adeta yaşanan duruma açıklık getirir.  ‘… artık yüzünü mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.’ (Bakara2/144)
Bu durum hicretin on yedinci ayı başlarında Receb’in ortalarına doğru bir pazartesi günü vuku bulur. Bu olayın vuku bulduğu Beni Seleme bölgesindeki mescide de “Kıbleteyn Mescidi/İki Kıbleli Mescid” adı verilir.

29. Soru: Bedir Gazvesi nedir nasıl olmuştur? h. 17 Ramazan 2 /m 13 Mart 624
Cevap: İslam’ın dünyayı ve müslümanları şereflendirmesinin üstünden 14 yıl geçer. Bu süreçte müşriklerin  her türlü işkence, hakaret ve tecavüzlerine sessiz kalan, karşılık vermeyen müslümanlar, gittikçe çoğalır  ve  güçlenirler. Artık Mekke müşriklerinden  bağımsız, ayrı yerde yaşamaktadırlar.  Bu durum müşriklerin kinlerini daha da artırırken,  müslümanları yok etmeye yönelik planlarına  her gün bir yenisi eklenir. Milletlerarası ticareti ellerinde tutan Mekkelilerin Medine’ye karşı bir takım iktisadi baskı tedbirleri uygulaması bu meyanda zikredilebilir. Hz. Muhammed de “bundan böyle Kureyş’e ait ticaret kervanlarının İslami nüfuz bölgelerinden geçmemelerini” bildirmek üzere ilk müslüman askerî birliğini Mekkelilere göndermiştir. Mekke kervanlarını gözlemek ve onların hareketleri hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirilen küçük bir birlikle kervan arasında çıkan çatışma bu gergin ortamı iyice germiş ve İslam tarihine ilk sıcak savaş olarak geçen Bedir gazvesi bu  ortamda vuku bulmuştur. Kureyşlilerin Medine’ye karşı tasarladıkları ilk baskın hareketini önleme teşebbüsünden ileri gelmiştir.
Kervanlarının imdat çağrısının da etkisiyle müşrikler sayıları binleri bulan gönüllü asker topladılar ve yola çıktılar. Kervanın salimen savuştuğu haberi gelmiş olmasına rağmen çok iyi hazırlandıkları için Medine’ye  doğru  yollarına devam ettiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber’ de ufak ordusuyla onlara karşı çıktı.  İki kuvvet Bedir kuyuları bölgesinde  karşılaştı. Müslümanlar 305 müşrikler bin kişi kadardı. Hz. Peygamber Mekkelilere  savaş yapılmadan dönmelerini  teklif etti.   Ama müşriklerin  olumsuz  cevap vermesi üzerine  savaş yapıldı.
Sonuçta müşrikler büyük bir hezimete uğrarlar. Müşriklerin elebaşlarından olan Ebu Cehil bu savaşta öldü. 70 ölü, 70 esir veren müşriklere karşı Müslümanlardan 14 şehit vardı.
Bu savaş Kuran-ı Kerim’de de  anlatılır. ‘Andolsun sizler güçsüz olduğunuz halde Allah , Bedir’de size yardım etmişti. Öyle ise Allah ’tan sakının ki O’na şükretmiş olasınız. O zaman sen müminlere şöyle diyordun; indirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi sizin için yeterli değil midir?’ (Al-i İmran 3/123-124-125-126, Enfal 8/5-19-42-44)
Bedir’den başarıyla Medine’ye dönen Hz. Peygamber,  daha önce yahudi kabileleriyle yapılan vatandaşlık anlaşmasını, taraflardan biri olan, Ben-i Kaynuka tarafından bozulduğunu görür. Müslüman bir kadını taciz eden Kaynuka yahudileri anlaşma şartlarına uymaz, yeni bir anlaşamaya da yanaşmazlar. Bunun üzerine mahalleleri kuşatılır ve  Medine’yi terk ederler.

30. Soru: Hicretin ikinci yılında farz kılınan ibadetler hangileridir? (h2/m624)
Cevap: Muharremin onu aşure o zamanda  kutsal kabul edilen ve oruç tutulan bir gündür. Medine Yahudileri bugünde oruç tutarlar. Hz. Peygamber de  ramazan orucu farz kılınmadan önce, her ayda üç gün ve  aşure orucunu tutar, Medine gelince  bunu  ashabına da  emreder. Özellikle Medine’ye geldiği zaman yahudilerin Muharremin onunda oruç tuttuklarını görünce; ben Musa’ya ve orucuna sizden daha yakınım diyerek oruç tutar. Müslümanlara da; ‘ Muharremin 9. ve 10. günü oruç tutarak Yahudilere muhalefet ediniz’ buyurur.
Hicretin ikinci yılında Ramazan  hilaliyle birlikte,  bu ay oruç tutulmasını emreden ayet nazil olur. Ramazan orucuyla birlikte teravih namazı da kılınır.
Bir rivayete göre Hz. Peygamber; ‘ Yüce Allah  Ramazan ayında orucu farz kıldı. Ben de teravih namazını Müslümanlara sünnet kıldım’ buyurmuştur.
Yine bu senede varlıklı müslümanların yerine getirmesi gereken bir zorunluluk olarak zekat farz kılınmıştır

31. Soru: Fıtır sadakası ve Ramazan bayramı namazı ne zaman kılınmıştır? 624
Cevap: Ramazan orucu kıblenin Kabe tarafına çevrilişinden bir ay sonra Hicretin on sekizinci ayında Şaban ayının başlarında farz kılındı.  Ramazan ayının sonlarına doğru, bayramdan iki gün önceki  hutbede Hz. Peygamber;  küçük büyük, hür, köle, kadın erkek her müslümanın ödemesi gereken fıtır sadakası olduğunu ve bunu bayram namazından önce yoksullara vermeleri söyler. ‘Onları bugün aç dolaşmaktan kurtarınız’ der.
Şevval ayı hilali görülüp güneş yükselince de müslümanlara;  oruçları açarak bayram namazına çıkmalarını duyurur. Ve onlara ilk  bayram namazını kıldırır.
Zekat ta hicretin ikinci yılında fıtır sadakasının vacip kılınmasından sonra farz kılınır. Kuran-ı Kerimde namazla birlikte 32 yerde geçer; ‘Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız Allah  katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah  bütün yaptıklarınızı görür’ (Bakara 2/110) Tevhit dini insanın en katı, cimri yanı olan; kazandığı, emek verdiği konuları başkalarıyla, özellikle yoksullarla paylaşmasına karşı çıkan nefsin eğitimine  çok önem verir. Zekat ve sadakanın, insanın bu yönünü asgari düzeyde eğiten bir fonksiyonu vardır.  Nitekim Kur’an-ı Kerimde  diğer  ümmetlerin de  zekatla  emr olunduğunun   görülmesi  bu  durumun  sürekliliği ve önemini gösterir.

32. Soru: İlk  Kurban bayramı  ne zaman kutlanmıştır? (624)
Cevap: Ramazan ayı ve bayramından sonra  zilhicce ayının onunda Hz. Peygamber müslümanlara ilk kurban bayramı namazını kıldırır ve hutbesinde müslümanlara kurban kesmelerini söyler. Kurban eti hakkında; ‘yeyiniz tasadduk ediniz ve alıkoyunuz’ diye buyurur.  Hz. Peygamber ve müslümanlar  kurbanı Medine’de  bir  bölgede  keserler. Nitekim Beni Seleme  mahallesinde 17 kurbanın kesildiği rivayeti bu organizasyonu göstermektedir.

33. Soru: Uhud savaşı ne zaman ve  nasıl olmuştur.? (h 11 Şevval 3/m 27 Mart 625)
Cevap: Ve Hicretin üçüncü yılı da gelir. Müslümanlar Medine’yi yurt edinerek daha da güçlenirken Mekkeli müşrikler de Bedir savaşının hezimetine  karşılık  vermek için kinlerini pekiştirerek,  çok güçlü hazırlıklar yaparlar. Bu arada Medine’den çıkartılan Kaynuka yahudilerinden bir grup Mekke’ye giderek müşrikleri müslümanlara saldırmaya davet eder. Müşrikler  zaten hazırlık yaptıklarından bu teklif  işlerini daha da hızlandırır.  Hicretin üçüncü yılında Şevval ayında 3000 kişilik orduyla Medine’ye hareket ederler.
Hz. Peygamber bu saldırıya  karşı şehirde kalarak savunma yapmak  ister. Ama istişare sırasında Bedir savaşına katılamayan gençlerin ısrarlı tutumuyla savaş kararı alınır ve 700 kişilik bir orduyla  Medine dışına çıkarlar.  Medine’yi de  vatandaşlık anlaşmasına  göre iki Yahudi kabilesi  koruyacaktır.
İki  ordu Uhud’da karşılaşır. Savaşın ilk etabı müslümanların zaferi ile sonuçlanır. Müşrik ordusu dağılıp kaçar. Bu duruma çok sevinen  Müslüman ordusu ganimetleri toplamaya başlar. Ganimetten pay alma isteği, stratejik bölgede konuşlanan ve Hz. Peygamber’in; ‘benden haber almadıkça yerlerinizi terk etmeyin’ dediği müslüman grubu da etkiler ve yerlerini terk ederler. Uzunca bir süre bu bölgeyi gözetleyen müşrikler Müslümanların stratejik bölgeyi terk ettiğini görünce toparlanıp oradan karşı saldırıya geçerler. İki düşman arasında kalan müslümanlar çok zor durumda kalırlar. Hz. Peygamber’in dişi kırılır. Müslümanlar dağa çıkar ve müşriklerden kaçarlar. Peygamber’in amcası olan Hz. Hazma da bu savaşta şehit olur.  Müslümanlar 73 şehit verirler. Bununla birlikte 23 ölüleri olan müşrikler Medine’ye saldırmaya cesaret edemeden geri dönerler. Hz. Peygamber  ordusunu toplayıp  bir müddet arkalarından gider. Ama bu durum sonucu değiştirmez ve Medine’ye geri dönerler.  Bu savaşta Müslümanlar  Hz. Peygamber’i dinlememenin sonucunu ağır ve acı bir biçimde öğrenirler.

34. Soru: Reci ve Bi’r-i Maune vakaları nelerdir? (H4/m625)
Cevap: Müslümanlar Medine’de oldukça güçlenirler. Mekke müşrikleriyle yapılan iki savaş da onları civar kabileler nezdinde olumlu bir mevkiye getirir. Hz. Peygamber civar kabileleri İslam’a davet etmekte, reislerine mektup yazarak müslüman olmalarını istemektedir.
Bu süreçte Medine dışından gelen Adal ve Kare kabilelerine mensup bir heyet Hz. Peygamber’den kendilerine İslam dinini  öğretecek  öğretmenler ister. Bu talebe çok sevine Hz. Peygamber de, altı (veya on) kişilik bir ekibi yanlarına katarak kabilelerine gönderir. Ne var ki heyet sonradan verdikleri sözü tutmazlar ve bu öğretmenleri Mekke müşriklerine satmak isterler. Buna karşı çıkan dört kişiyi de öldürürler. Diğer ikisini de Mekke müşrikleri öldürür. Sahabelerden biri müşrikler  öldürmeden  önce  izin isteyip iki  rekat namaz kılar. Bu uygulamayla sahabe,  idam öncesi namaz kılan ilk kişi olurken  böyle bir  adeti de  başlatmış olur. Bu olaya er-Raci vakası denilir.
Bir başka benzer ve üzüntü verici vakayı da, yine Hz. Peygamber’den öğretmen isteyen Necid bölgesi ahalisi yapar. Buraya gönderilen  70  kişi  yolda Bir-i Maune de pusuya düşürülüp öldürülür. Yaralı olarak kurtulan birinin Medine’ye gelerek durumu haber vermesi üzerine Hz. Peygamber çok üzülür. Üzüntüsünden kırk gün katillere beddua ettiği rivayet  edilir.

35. Soru: Beni Nadir yahudilerinin Medine’den çıkartılması nasıl ve neden olmuştur? (h4/m625)
Cevap: Hz. Peygamber hicretten sonra Medine yahudileriyle yaptığı anlaşma gereğince Uhud’da  kendisine yardım etmeyen Beni Nadir mahallesine Medine Anlaşması gereğince birlikte ödemeleri gereken bir diyetten onların payına düşeni istemeye gittiğinde Yahudiler Hz. Peygamber’e pusu kurarak öldürmek isterler. Cebrail’in (as) haber vermesiyle durumu öğrenen Hz. Peygamber hemen oradan uzaklaşır.  Yapılan anlaşmayı bu şekilde bozan yahudilere, Medine’yi  terk etmeleri için 13 gün  süre  tanınır.  Böylece ikinci  yahudi kabilesi de  Medine’yi terk eder. Kur’an-ı Kerim durumu; ‘Ehl-i kitap’tan inkar edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkartan O’dur. Sen onların çıkacaklarını sanmamıştın. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah ’tan koruyacağını sanmışlardı…’ (Haşr 59/2-4) diye haber  verir.

36. İçki ve kumar ne zaman  ve nasıl haram kılınmıştır? (h4/m 625)
Cevap. Hicretin dördüncü yılında Ben-i Nadir’in Medine’den çıkartılmasından sonra yasaklanır. Bu yasak birey ve toplum hayatında  üç safhada gerçekleşir.
Medine’ye geldiklerinde müslümanlar Hz. Peygamber’e içkinin hükmünü sorarlar. Hz. Ömer de; ‘Allah ’ım içki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun’ diye dua eder.
Bunun üzerine, ‘Sana içki ve kumarı sorarlar. Deki; onlarda hem büyük bir günah hem de insanlar için zahiri yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür…’  (Bakara2/219) ayeti nazil olur. Bu ayete göre bazı müslümanlar içkiyi bırakırken çoğunluğu bu bize içkiyi yasaklamaz, yararlarından bahsediyor diye içmeye devam ederler.
Hatta bir sahabe içkili  namaz kıldırırken, kıraati ters mana çıkacak şekilde yanlış okur. Buna çok üzülen Hz. Ömer yine; ‘Allah ’ım içki hakkında açık ve kesin beyanda bulun’ diye dua eder. Bunun üzerine; ‘Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın…’ (Nisa4/43) ayeti nazil olur. Bu ayette kesin bir yasak içermiyordu. müslümanlar namaz yaklaştığımızda içki içmeyiz, ayet bize içkiyi yasaklamaz derler. Hz. Peygamber’de  bir münadiye her vakit; ‘namaz kılınacağı zaman; hiçbir sarhoş namaza yaklaşmasın’ dedirtir.
Buna rağmen  müslümanlardan bir kişi içkili olarak namaza gelir. Diğer müslümanlar bu duruma çok üzülür  ve; ‘Ey İman edenler içki, kumar, dikili taşlar, fal okları ancak şeytan işi  birer pisliktir. Onlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah ’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?’ (Maide 5/90-91) ayetiyle kesin yasak gelir.
Hz. peygamber içki yasağını bütün Medine sokaklarında ilan ettirir. Dökülen içkilerin  Medine sokaklarında sel gibi aktığı rivayet olunur.

37. Soru: İfk hadisesi nedir ve nasıl meydana gelmiştir? (H5/m627)
Cevap: Müslümanların Medine’ye hicretiyle  Medine halkında  ilk kez  müslüman, yahudi ve münafık  şeklinde ayrışmaya  olur. Artık toplumda içi başka dışı başka olan ‘münafık’ grubu da görülür.  Bu anlamda Kur’an-ı Kerim’in sıklıkla işaret ettiği ve bağımsız bir sureyle de tesbit ettiği münafıklık olgusu o dönemde  ilk defa Medine toplumunda ortaya çıkar diyebiliriz. Münafıklar toplumun  güvenli, huzurlu ortamından yararlandıkları halde,  İslam’dan razı olmaz, sürekli nifak tohumları atarlar.
İşte Medine münafıklarının başı olan  Abdullah b. Übey, Hz. Peygamber (sav)  ve müslümanlar aleyhine çalıştığı ortaya çıkınca  ciddi bir itibar kaybına  uğrar. Kendini bu durumdan kurtarmanın yollarını  ararken Hz. Ayşe’ye iftira atacağı ortamı bulur ve Medine  halkının zihnini bulandırır. Şöyle ki:
Hz. Peygamber bir sefere çıkacağı zaman hanımlarından birini de yanına alır. Ben-i Mustalik gazasına çıkacağı zaman da Hz. Ayşe’yi yanına alır. Bu sefer tam da tesettür ayetleri nazil olduktan sonraya denk gelir. Hz. Ayşe  muhafazalı bir  kafes içinde deveye bindirilip, indirilerek seferde taşınır. Hz. Peygamber bu gazayı da yaptıktan sonra Medine’ye yakın bir yerde konaklar. Ve gecenin üçte birini geçirdikten sonra da hareket emrini verir. Hz. Ayşe bu hareket esnasında ihtiyaç için dışarı çıkmıştır. Döndüğünde boynunda  kolyesinin  olmadığını görür ve kolyesini aramaya başlar.
Bu sırada ordu da yerinden ayrılır. Hz. Ayşe’yi taşıyan görevliler devenin üstündeki kafeste kendisinin olmadığını fark etmezler ve kafesi de götürürler. Hz. Ayşe  geri  döndüğünde  ordunun gittiğini, devesinin de  götürüldüğünü görür.  Bunun üzerine örtüsüne bürünerek olduğu yerde beklemeye başlar. Yine her seferde adet üzere bir görevli geride kalanları kontrol eder. Bu gazvede de Safvan b. Muattal es-Sülemi  ordunun arkasında kalanları toplamak için görevlendirilir. Safvan  Hz. Ayşe’yi bulur ve onu Medine’ye getirir.  Safvan’ın  Hz. Ayşe’yi devesinde getirdiğini gören münafık Abdullah b. Übey  bu olayı ‘iftira’ malzemesi yapar. Münafıkların istediği olur ve Hz. Ayşe’ye  iftira  atılır.
Hz. Ayşe bu duruma çok üzülür ve Medine’de bir ay evinden çıkamayacak derecede hasta yatar.  Bu süre içinde Medine’deki dedikodu ortamından uzak kalan Hz. Ayşe kendine geldiğinde annesi, babası ve Hz Peygamberin de, iftiradan dolayı çok zor durumda kaldıklarını görür. Hz. Peygamber evinden çok az dışarı çıkarken, Hz. Ayşe’de annesinin evinde bu konuda vahiy gelmesini bekler. Uzun ve sıkıntılı bekleyiş O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur…’ (Nur 24/11-20) ifadeleriyle başlayan vahyin gelmesiyle ‘müjdeli bir şekilde sona erer.  Bu iftirayı atanlara had cezası uygulanır.

38. Soru:  Hendek savaşı ne zaman ve nasıl vuku bulmuştur? (h5/m 627)
Cevap: Müslümanların Medine’de gittikçe güçlenmesi  Mekke müşriklerini çileden çıkartır ve  türlü bahanelerle tekrar savaşma gerekçeleri  ararlar. Müslümanların Uhud savaşında yenilmeleri müşriklerin düşmanlık hislerini ve saldırı cesaretlerini körükler. Medine’den çıkartılan Beni Nadir de Hayber’e yerleşmişler ve Medine’ye dönmek için fırsat kollamaktadırlar. Mekke müşrikleri, diğer Arap kabileleri,  Hayber ve Medine Yahudileri bir araya gelerek güçlü bir orduyla Medine’ye doğru yola çıkarlar.
Bunu haber alan Hz. Peygamber ashabıyla istişare yapar ve Selman-ı Farisi’nin önerisiyle o zamanlar Arapların bilmediği bir yönteme başvururlar ve şehrin etrafına hendek kazarak savunmaya karar verirler. Medine’nin dışarıdan saldırıya açık olan etrafı müşrik ordusu gelene kadar derin hendeklerle çevrelenir. On bin kişilik müşrik ordusu Medine’yi savunan üç bin müslümanla hendeğin başında karşılaşır.
İlk defa böyle bir savaş yöntemi gören müşrikler çok şaşırırlar. Hendeğin diğer tarafında olan Müslümanlara ancak ok atabilirler. Bu ise bir savaşın kazanmak için yeterli değildir. Medine’yi kuşatırlar. Müslümanların kentten çıkışını engellerler ama kendi hazırladıkları erzaklar da tükenir. Yirmi gün kadar süren kuşatma, hem erzaklarının bitmesi  hem de korkunç bir kasırganın  karargahlarını dağıtmasıyla sona eder.   Müşrikler geri dönerken bir daha Medine’ye saldıramayacaklarını da  anlarlar. Bu savaşın bir adı da ‘Ahzab (hizibler/guruplar savaşı)’tır ve  Kur’an-ı Kerim’de  (Ahzab33/ 9-11-25-26.)  ayetlerinde anlatılır.

39. Soru: Beni Kureyza  yahudileri neden ve ne zaman  Medine’den çıkartılmıştır? (h5/m627)
Cevap: Hatırlanacağı üzere, müslümanlar  Medine’ye hicret ettiklerinde  Medine’de üç yahudi mahallesi vardı ve onlarla vatandaşlık antlaşması yapılmıştı. Ama yahudiler bu anlaşmaya sadık kalmadılar  ve  en ufak bir fırsatta müslümanları arkadan vurdular. Nitekim Beni  Kureyza da Hendek savaşında müşriklerle anlaşarak müslümanları arkadan vurur. Savaşın en kızgın anında müslümanların evlerinin ve ailelerinin can güvenliği tehlikesi yaşaması  zaten sayıca az olan orduyu hepten zayıf duruma düşürür. Anlaşma şartlarını bozduğu gibi arkadan vurarak ihaneti gerçekleştiren Kureyza da, Hendek savaşından sonra kalelerinde kuşatılır ve 25 gün sonra Tevrat hükümlerine göre yargılanarak cezalandırılırlar. ‘Allah  kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı…’ (Ahzab 33/26)

40. Hz. Peygamber ve müslümanların  Mekke’yi umre ziyaretleri ve Hudeybiye Antlaşması  ne zaman ve nasıl gerçekleşmiştir? (h6/m628)
Cevap: Müslümanların Mekke’den ayrılmalarının üzerinden altı sene geçer. Bu süre zarfında  Mekke müşrikleriyle  ciddi savaşlar yaparak onların belalarından kurtulur ve Medine’de yaşamaya alışırlar  ama doğduğu toprakları da çok özlerler. Bir gece Hz. Peygamber   rüyasında  ashabıyla birlikte korkusuzca Kabe’yi ziyaret ettiklerini, tavaf yaptıklarını görür. (Fetih 48/27) Sabah bu rüyayı ashabına anlatır ve  Mekke’ye   gitmek için yol hazırlıklarına başlarlar. Bu aynı zamanda Hz. Peygamber ve ashabının ilk umre seferi olacaktır. Hz. Peygamber guslettikten sonra Zilkade ayının başında pazartesi günü bin dört yüz  müslümanla  Mekke’ye doğru yola çıkar. Sefere katılanlar arasında bulunan dört kadından biri de Hz. Peygamber’in zevcesi Ümmü Seleme’dir.  Umre için yola çıkan müslümanlar silahsızdır. Mekke’yi ve Kabe’yi görebileceklerinden dolayı  sevinç içinde olmalarına rağmen kendileriyle savaş halinde oldukları Mekkelilerle silahsız bir durumda karşılaşacakları için de endişelidirler. Nitekim bu durumu Hz. Peygamber’e söyleyen Hz. Ömer’e  O; ‘bilmiyorum ben umreye niyetlenmişken silah taşımak istemiyorum’ cevabını verir.  Bu arada Mekke müşrikleri de müslümanların gerçek niyetlerinin umre olmadığını düşünür ve bu bahaneyle Mekke’yi ele geçirmek istediklerine inanırlar. Müslümanları Mekke’ye sokmama kararı alırlar. Müşriklerin bu niyeti Hz. Peygamber’e ulaştığında çok üzülür. Ve müslümanlar Hudeybiye  mevkiinde  beklerler. Hz. Peygamber müslümanlarla istişare yapar.  Onlara ‘müşrikler Kabe’yi ziyaretten alıkoymak istiyorlar; çarpışalım mı, geri mi dönelim’ diye sorar. Müslümanlar kararı Hz. Peygamber’e bırakırlar. O da; ‘biz Umre yapmak Beytullah’ı tavaf etmek, ziyaret etmek  niyetiyle geldik, bizi bundan kim men ederse gerektiğinde onlarla çarpışırız’ diye karar verir.
Bunun üzerine iki topluluk arasında elçiler  gidip gelmeye başlar. Hz. Osman Mekke müşriklerinin de kabul ettiği bir elçi olarak Mekke’ye gidip müslümanların görüşlerini müşriklere bildirmekle görevlendirilir. Mekke’ye giden Hz. Osman’ı  müşrikler alıkoyarlar. Bu Hz. Osman’ın  öldürüldü şayiasına dönüşür.
Buna çok üzülen Hz. Peygamber Hudeybiye’de bir ağacın altında müslümanları toplayarak onlardan, ‘Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça buradan ayrılmamaya, sonuna kadar dayanmaya, asla kaçmamaya ve savaşarak ölmeye’ dair söz alır. Kur’an-ı Kerimde de anlatılan bu biata ‘Rıdvan  Biatı’ adı verilir. (Fetih 48/18) Bu sırada Hz. Osman da müşrikler tarafından serbest bırakılır. Müşriklerin elçisiyle konuşan ve belli bir anlaşma zemini bulan Hz. Peygamber (sav) bu şartların kağıda yazılmasını teklif eder.
Buna Hudeybiye anlaşması denir ki; bu iki grup karşılıklı olarak  on yıl savaşmamak, bu yıl Kabe’yi tavaf etmeden geri gitmek, gelecek yıl da Mekke’de üç gün bulunmak bu süre zarfında da müşriklerin Mekke’yi terk etmeleri… vs üzerine on maddelik bir metni vardır.
Gerçi bu anlaşma ilk önce müslümanlar üzerinde tam bir şok tesiri  yapar. Çünkü hem tavaftan alıkonulmuş hem de kurbanlıkları kestirilmemiştir. Müslümanlar buna çok üzülürler. Ama sonrasında gelişen olaylar Hudeybiye’nin gerçekten büyük bir  fetih olduğunu ispatlar. müslümanlar  sulh ortamında  hem Mekke’ye umreye gelmişler hem de Mekke müşrikleri dışındaki kabilelerle, bölgelerle ilgilenerek onları İslam’a  davet etmiş, ticaret ve ilişkilerini geliştirmişlerdir.

41.  Hz. Peygamber’in   davet  mektupları nedir, ne zaman ve nasıl olmuştur? (h7-8/m 628-629)
Cevap: Hudeybiye antlaşmasının sağladığı sulh ortamı müslümanların diğer ülkelere açılmasına vesile olur. Hz. Peygamber de bu süreçte,  tebliğci sıfatının bir  gereği olarak, civar  ülke reislerine davet mektubu gönderir ve  onları İslam’dan  haberdar  eder.
Hicretin 7. yılı Muharrem ayında gerçekleşen bu olayda Hz. Peygamber aşağıda isimleri zikredilen sahabileri görevlendirir.
Amr b. Ümeyyetü’d-Damri’yi  Habeş Necaşisine,
Dıhye b. Halife’yi Rum Kayseri Herakliüs’e,
Abdullah b. Huzafe’yi  İran Şahı Kisraya,
Hatıb b. Ebi Beltaa’yı  İskenderiye hükümdarı Mukavkıs’a,
Şüca b. Vehb’i  Şam sınırı hükümdarı olan  Haris b. ebi Şimr’ül Gassani’ye,
Salit b. Amr’ı  Yemame hükümdarı  Hevze b. Ali’ye

42. Soru: Hayber’in fethi  ve müslümanlar açısından önemi nedir? (h7/m628)Cevap: Hudeybiye antlaşmasıyla  biraz soluk alan müslümanlar, bu sefer de civar bölgelere yerleşen yahudilerin kendilerine savaş hazırlığı içinde olduğunu öğrenir. Yaptıkları antlaşma şartlarına uymadıkları için Medine’den çıkartılan yahudi kabilesi Ben-i Nadir Hayber’e yerleşmiştir. Ben-i Nadir burada diğer yahudi kabileleri, Mekke müşrikleri ve baz

366
0
0
Yorum Yaz