Toprak ile ayna

2009-03-18 08:47:00

TOPRAK bir gün aynaya dedi ki: “Ay ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim sana baksa, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!”Ayna toprağa şöyle cevap verdi:“Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin....”Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi:“Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin. Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana?”Ve ayna toprağa acı bir gülümseyişle şunları söyledi:“Merak etme! Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü, hep sana döner!” Devamı

Neden namaz kılıyoruz?

2009-03-18 08:46:01

Namaz bize ne kazandırır mı?" diyorsunuz. Her şeyden önce Allah'a kul olmayı kazandırır. Allah'ın davetine icabet etmeyi, O'nun huzurunda bulunmayı, Allah tarafından kabul edilmeyi; Allah ile beraber olmanın zevkini, hazzını, lezzetini ve keyfini kazandırır.Çünkü namazın verdiği zevk hiçbir şeyde yoktur. Dünya açısından baktığımızda hiçbir zevk namazın zevki kadar sürekli ve kalıcı olamaz.Şiddetli bir açlık sonrası yediğiniz bir yemek, kavrulur derecede bir susuzluk sonrası içtiğiniz buz gibi bir su; daha başka nimetler, ev, araba, eş, evlat, mal, mülk, makam, mevki, rütbe ve daha niceleri, namaza sahip olmanın zevkini verebilir mi?Çünkü bunların hepsi geçici, bitici, sonlu ve fani...Namazın bunlarla kıyas edilmesi mümkün değil. Bu nimetlerin hiçbiri namazın yanından bile geçemez.Namaz farklı bir lezzet, farklı bir tat, farklı bir nimet ve nimetler üstü bir nimet. Namazın ilk nimeti "namaz ihtiyacını duymak, namaz açlığını hissetmek"tir.İkincisi, namazı beklemek, saatler öncesi hasretini çekmek, namazı özlemek, bir aşk derecesinde sevmek, sevdalısı olmak, hem de kara sevdalısı. Namazsız bir hayatı düşünememek, hatta "namazsız nasıl yaşanır"ı anlamamak...***Namaz öyle bir duruş ki, O'nun huzurundasınız, O sizi görüyor, O sizinle ilgileniyor, O size değer veriyor, O sizi kul olarak kabul ediyor, O sizi seviyor, sevdiriyor, sevindiriyor, sevimli kılıyor ve siz de bu sevinci bütün duygularınızla yaşıyorsunuz.O size olan sevgisini, verdiği nimetlerle anlatıyor, sizden karşılık bekliyor. Siz de O'nun sevdirmesine karşılık ibadetinizle, namazınızla, secdenizle, kulluğunuzla kendinizi O'na sevdiriyorsunuz. Böylece Allah katında sevimli ve sevgili bir kul oluyorsunuz.Bütün dünya, yeryüzündeki bütün insanlar sizi sevse fakat Allah sevmese, bu sev... Devamı

Yolsuzluk yapan sahabe' için inen ayet

2009-03-18 08:46:00

İhsan Eliaçık‘Yolsuzluk yapan sahabe’ için inen ayet ‘Yolsuzluk yapan sahabe’ için inen ayet Bir memlekette “yolsuzluğa” karşı en ciddi itirazlar dindarlardan gelmeli…Dindarlar yani Allah’a ve ahiret gününe inandıklarını, Kur’an okuduklarını, Peygamberin yolundan gittiklerini söyleyenler ülkelerinin “derin vicdanı” olmak durumundadırlar… Çünkü Kur’an içinde yoksulun ve açın davası yoksa, böylesi dindarlık iddialarının gösteriş ve sahtekarlık olduğunu söyler (Maun suresi). Yolsuzluk yapan “sahabe” bile olsa deşifre eder. “Cemaat” duygusunun “adalet” duygusunun önüne geçmesine asla izin vermez.İşte size bunun en çarpıcı örneklerinden birisi… ***Rivayete göre Tu’me ibn Ubeyrik “zırh yolsuzluğuna” bulaşmıştı. Bir zırhı zimmetine geçirmiş ve olayı bir Yahudi’nin üzerine atmıştı. Çalıntı zırh kendinden istenince inkar etti. Hakkında “soruşturma” açılınca Tu’me’nin yakınları Hz. Peygambere gelerek olayı Yahudi’nin yaptığını doğrulamasını, bu yönde hüküm vermesini istediler. Hz. Peygamber de “zahire” bakıp lehlerinde karar vermeye eğilim gösterince Nisa suresinin aşağıdaki on ayeti (105–115) nazil oldu… Ayetlerle yaptığı hırsızlık ve yolsuzluk ifşa olunca Tu’me ibn Ubeyrik bunu kendine yediremeyerek Hz. Peygamber’in aleyhine döndü ve “mü’minlerin yolundan” ayrılarak müşriklerin safına geçti. Mekke’de yine bir hırsızlık olayında üzerine yıkılan bir duvarın altında kalarak öldü (Razi, İbn Kesir, Kurtubi)…İşte sonraki çağlara yol göstermesi için hiç bir isim, yer ve zaman verilmeden ola... Devamı

Dua

2009-03-18 08:45:00

Güzeli seven Rabbim, benim içimi nurlarınla güzelleştir… İçimin güzelliğiyle davranışlarım nurlansın!… Gözlerimin bakışında Sen olmalı, kirpiğimin ucundaki damlada Sen parlamalısın!… Senin yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim… rahatım da Senin için olmalı yani… Uykumda Seni sayıklamalıyım… Yollarım Sana gelmeli hep! Dönse dolaşsa yine Seni bulmalı adreslerim!... Hayatımdaki her ciddi adımı Senin için atmalı, yine Senin için koşmalıyım, Senin yolunda…  Affetmeyi seven Rabbim, affedilmenin huzurunu yaşattır bana… Günahkar kulunun tek tesellisi; Senin huzurunda af dilerken, süzülen gözyaşlarıdır… Bunca günahıma rağmen, beni bir nebze rahatlatan; tövbe etmeyi nasip eden Rabbimin, kullarını affetmeyi sevmesidir… Senden koparma beni! Sensiz bırakma kalbimi… Senden uzak kalınca; öyle aciz, öyle çaresizim ki… Seninleyken huzurum dorukta; sanki her şey, her güzel şey benim, tüm mutluluklar benimle…  Dünyanın tüm çiçeklerini koklasam, Sana dua ederkenki huzuru yine bulamam… En güzel sözleri kullansam Senin için, hep Seni söylesem konuştuğumda; Seni anlatmaya yine doyamam!... Dostlarını sevsem; kalplerinde Sen yaşıyorsun diye… Tüm yarattıklarına ibretle baksam; Seni hatırlatıyor diye… İçimdeki sevgiye dair ne varsa yapsam; Seni sevmeye yine doyamam!... Kulunu affeder misin Rabbim; beni Sana adasam?!... Güzeli seven güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!...... Devamı

İnanmayanlara Allah'ın varlığını nasıl anlatabiliriz?

2009-03-18 08:43:01

Yazar Dr. Furkan Aydıner’ in ateist bazı gruplara Allah’ı anlatırken tutmuş olduğu görüşme notlarını içeren kitabından özetlenmiştir.” Farklı dinlere mensup insanların kafalarındaki yanlış “Tanrı” inancı ile Kur’an’ ın tarif ettiği “Allah” arasındaki farklar ve İslama göre Yaratıcı’ nın özellikleri nelerdir?”Kur’an bu soruya çok kısa, ancak derin manası olan bir sure (İhlas suresi) ile cevap verir. Bu sureyle, Allah, insanlar arasındaki çok yaygın bir yanlışı düzeltmeyi murat ettiği gibi, Müslümanları da Hıristiyanların düştüğü hataya düşmekten muhafaza ediyor. İhlas suresinde Allah, yukarıdaki sorumuza, mealen, şöyle cevap verir: “De ki, Allah birdir. O Samed’dir. Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.” Birinci ayet, Allah’ın bir olduğunu ve birden fazla olmadığını söyleyerek her türlü şirki reddediyor. İkinci ayet, O’nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını, ancak her şeyin, her an, O’na muhtaç olduğunu ifade ediyor. Üçüncü ayet, teslis inancının yanlış olduğunu, doğan ve doğuran bir şeyin ilah olamayacağını belirtiyor.(1) Dördüncü ayet, O’nun yaratıcı olarak, bütün yaratıklardan farklı olduğunu ifade ederek O’nu herhangi bir şeye benzetmenin doğru olmadığını söylüyor. Kur’an, her an yaratma halinde olan ve Kayyum isminin tecellisiyle kâinatı an be an varlık aleminde tutup devam ettiren aktif bir yaratıcıdan bahsediyor. Kainatı saat gibi kurup kendi haline bıraktığını iddia eden deistlere cevap verircesine Kur’an şöyle diyor: “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O ise, her an yaratma halindedir.” (Rahman Suresi, 29) Ayet, ilginç bir şekilde, bütün mahlûkatın her a... Devamı

Secde

2009-03-18 08:43:00

Bir hakikat talibi, irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde, rüyasında “kalbini secde ederken” görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden kalkmasını beklemiş, beklemiş, beklemiş. Fakat kalbi bir türlü secdeden kalkmak bilmemiş. Ne yapacağını şaşırmış, kan ter içerisinde rüyasından uyanıvermiş.Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği, güvendiği zat varsa, huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar, bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar.Derken, içlerinden biri, “Filan şehirde bir zat var, onun yanına git, belki o sana yardımcı olur” diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca, zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş:— “Efendim!” demiş, “Kalp secde eder mi?”Şeyh Efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş:— “Elbette eder; hem de ebediyete kadar!”Bu cevap üzerine, Şeyh efendinin, düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış.***...Kalbin secdesi, “âzaların secdesi” gibi değildir. İnsanın âzaları, yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa, o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider? Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün, bir daha kalkmaz, kalkmayı istemez, beceremez de zaten.Ey talib, asıl marifet kalbin sec... Devamı

zehirli ekmek

2009-03-18 08:42:00

"Her ne doğrarsan aşına, o çıkar karşına." AtasözüSık sık evinin kapısını çalıp birşeyler dilenen kadından bıkıp,oldukça rahatsız olan evin hanımı, bir gün yineaynı dilenci kapısını çaldığında ondan kurtulmaya karar verir.Dilenciye biraz beklemesini söyleyip mutfaktanbir ekmek alır ve ortasından yararak arasına peynir, zeytinyerleştirir. Tabii bu arada arasına haşaratöldürmede kullandığı kuvvetli zehirden dökmeyi de ihmal etmez.Dışarıya çıkıp ekmeği dilenciye uzattığında, kadın "Allah razı olsun."deyip evden ayrılır.İyice acıkan kadın bir caminin avlusunda biraz önce kendisine verilenekmeği çıkarıp tam yiyeceği esnadaelini yüzünü yıkamakta olan bir askerin kendisine baktığını görür.Askerin halinden, yoldan geldiği veyorgunluğu anlaşılmaktadır. Dilenci, askerin bakışlarından onun açolduğunu ve sanki "Biraz da bana ver."Manasını çıkarmıştır. Gencin haline acıyan kadın ekmeğin hepsiniaskere buyur eder ve oradan uzaklaşır.Dilenci kadının verdiği ekmeği iştahla yiyen asker, çok geçmedenacıyla kıvranmaya başlar.Bir müddet sonra camiye gelen cemaat yerde kıvranan gencin kimin nesiolduğunu sorup öğrendikten sonraalıp evine götürürler.Evin hanımı, aylardır binbir ümitle terhisini beklediği yeni terhisolmuş oğlunu perişan vaziyette karşısındagörünce çırpınmaya, dövünmeye başlar. Biraz zaman geçip de sakinleşenkadın, oğluna ne olduğunu,niçin kıvrandığını sorup öğrenmeye çalışır.Delikanlı biraz önce cami avlusunda bir dilenci kadının kendisineekmek verdiğini, onu yedikten sonra bu halegeldiğini söyleyince kadın ona verdiği ekmeği hatırlar ve başındanaşağıya kaynar sular dökülür. "Ben ne yaptım?" diye dövünmeye başlarama iş işten geçmiştir. Arslan gibi delikanlı oracıkta hayatagözlerini yumar.... Devamı

Türk Okulunun 300 Kontenjanı İçin 21 Bin Öğrenci Yarıştı

2009-03-18 08:41:00

Romanya'da 15 yıldır yüzlerce bilim olimpiyatçısının yetiştiği Türk okullarına bu yıl rekor başvuru oldu. 21 bin öğrencinin yarıştığı imtihan sonunda Bükreş ve Köstence'deki bilgisayar liselerine toplam 300 öğrenci alınacak. Yarışmada ilk yirmiye giren öğrenciler ise burslu okuyacak.Lumina Eğitim Kurumları'na bağlı Bükreş ve Köstence'de 15 yıldır eğitim hizmeti veren Uluslararası Bilgisayar Liseleri'nin gördüğü ilgi her yıl artıyor. 15 yıl içinde kazanılan 151 uluslararası madalya ile adeta müzeye dönen okullar, geçen yıl elde edilen 41 madalya ile ayrı bir rekor kırmış. Romanya'nın olimpiyat milli takımlarının belkemiğini bu okulların öğrencileri oluşturuyor. Romanya'nın her bir vilayetinde bu okullara girebilmek için kıyasıya bir rekabet yaşanıyor. Ülke genelinde milli eğitim yetkilileri ile ortaklaşa düzenlenen kabul imtihanı ile en başarılı 300 öğrenci seçiliyor. Bu yılki kabul imtihanı 21 bin başvuru ile rekora koştu. Bükreş ve Köstence'deki bilgisayar liselerinde okuma şansı yakalamak isteyen genç beyinler, 38 ayrı vilayette dün yapılan imtihanda ter döktü. Az sayıda öğrenciye tanınan şansı değerlendirmek isteyen genç beyinler, imtihanın son dakikasına kadar efor sarf etti.Cihan mikrofonuna konuşan adaylar alışık olmadıkları bu ciddi imtihanı ağır bulsa da, kendi gerçek seviyelerini görmek ve seçkin olimpiyatçılar arasına girebilmek için ideal bir uygulama olarak görüyor.Veliler de böylesine önemli bir imtihanda çocuklarını yalnız bırakmıyor. İmtihan boyunca yoğun bir heyecan yaşadığını dile getiren Teodora Sebastian, oğlunun Köstence Bilgisayar Lisesi'nde en çok okumasını isteyenlerden. Sebastian bunun sebebini şöyle açıklıyor: "Lumina Eğitim Kurumları'na bağlı okullar aldığı başarılarla eğitim kalitesini ... Devamı

Hz. İbrahim'in ateşe atılması

2009-03-18 08:40:00

Hz. İbrahim (a.s), Nemrud'un mancınığından fırlamış ateşe doğru uçmaktadır. Allah (C.C.) Hz. Cebrail'e emreder: ''Yetiş, dostumu kurtar da ateşe düşmesin''der.. Cebrail yetişir. Hak dostunu tutar. Hz.İbrahim ise kaşlarını çatarak sorar: ''Benim bu halimden O'nun haberi var mı?'' ''Evet''der, Cebrail.. Bu cevap üzerine İbrahim; ''Öyleyse çekil aradan''diye devam eder. Dost, bir kere daha dostluk sınavını başarıyla geçmiştir. Allah(C.C.) bu kez ateşe emreder: ''Ey ateş! İbrahim'ime karşı serin ve selametli ol" (Enbiya-69) İbrahim ayağını bastığı anda ateş,bir gül bahçesine dönüşür......  Allah için ateşe atılmak vardır, Lakin ateşe atılmadan önce kendinde İbrahimlik olup olmadığını araştır. Çünkü ateş sadece İbrahimleri tanır ve yakmaz!" Hz. MEVLANA ... Devamı

Baba cennetin orta kapısıdır

2009-03-13 09:42:00

Bir alış-veriş esnasında; "Bu zamanda babana bile güvenmeyeceksin!" ifadesini bir gencin dilinden duyunca neye uğradığımı şaşırdım… Ne oluyoruz dedim… Bırakın 'babaya güvenmeme' konusunu, babanın dostlarına bile saygı göstermeyi 'yapılacak en üstün iyilik' olarak ifade eden Peygamberimiz (s.a.v.) babanın ne kadar kıymetli olduğunu ise şu hadisiyle bize bildirmektedir:   "Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terk et, dilersen muhafaza et." (Tirmizi) buyurarak konunun ciddiyetini bizlere hatırlatmaktadır.Peki, bir baba ile çocuğu arasında neden bir güvensizlik oluşabilir ki? Aslında cevaplandırılması gereken soru bu…Toplum genelinde babalara yüklenen sorumluluklara baktığımız zaman ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak, ailenin birliğinden ve beraberliğinden sorumlu olmak olarak görülmüştür. Anneler ise çocuk bakımından ve ev idaresinden sorumlu tutulmuştur. Ancak değişen hayat koşullarımız gerek annelerin gerek babaların sorumluluklarını hem genişletmiş hem de bir ölçüde değiştirmiştir.Babanın çocuğun hayatında sadece korkulan ve akşam gelince gün içinde yaptıklarından dolayı azar işiteceği bir figür olması yerine, çocuğun aile içinde ve dışında yaşadığı sıkıntıları paylaşabileceği, karşılaştığı sorunlarla ilgili çözüm önerilerini korkmadan sorabileceği, yardımını ve desteğini koşulsuz hissettiği bir ebeveyn olması çocuğun özgüvenini geliştirir. Sadece eleştiren veya cezalandıran, korkulan bir baba figürü, çocuğun babadan onay ve kabul görmeden büyümesine ve babayı ulaşılamayacak kadar mükemmel ve uzak ya da güvensiz ve kötü olarak görmesine, genel anlamda ise kendinde yetersizlik ve beceriksizlik duygusu geliştirerek yetişkin hayatına da yansımasına neden olur.Baba ile çocuk arasındaki paylaşı... Devamı

yaşadıklarımızdır bizi bu hale getiren

2009-03-13 09:41:00

Yaşadıklarımızdır bizi "biz" yapan... Bizi üzen herşey ama herşey.... veya sevindiren mutlu eden herşey... O'nun izni olmadan olmuyor... O yüzden de yapmamız gereken tek şey var: Lûtfun da hoş, kahrın da hoş... diyebilmek... Yaşlı kadın, bir antika dükkânından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın."Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.Ama usta sadece gülümsedi ve "Daha değil!" diye cevapladı beni."Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:"Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!"Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:"Henüz değil!""Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek"Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:"Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!""Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve "D... Devamı

Ne zaman eşinizle bir sorun yaşasanız avucunuza bakın.

2009-03-13 09:38:00

Ne zaman eşinizle bir sorun yaşasanız avucunuza bakın. Sorunların olabilirliğini kabul ederseniz Çözümlerinizde hemen elinizin altında, avucunuzun içinde.... sevildiğinizden ve sevdiğinizden şüpheye düşerseniz avucunuzu açıp parmaklarınızı sayın.Baş parmağınıza bakın önce. Size en yakın olan parmağınız. Diğer dört parmağın hareketlerini anlamlı kılan o. Gerektiğinde her parmağın yanında hazır oluyor, yardımına koşuyor. Vazgeçebilir misiniz başparmağınızdan?Peki ya eşinizden? Size en yakın o iken kesip atabilir misiniz onu hayatınızdan? Her halinizde hemen yanı başınızda olmuşken ve olmaya hazırken, gözden çıkarır mısınız eşinizi? Hayatınızda başka her şey onun yakınlığı ile sevimli geliyor değil mi size? Bütün akrabalarınızla ilişkilerinizi eşinizin yakınlığı anlamlı kılıyor değil mi?Şimdi de işaret parmağınıza bakın. Güzel bir şey görseniz hemen onu uzatırsınız. Beğendiklerinizi gösterirsiniz onunla. Doğru olanı onunla işaret edersiniz.Eşinizi de onca insan arasından parmakla gösterilir bulmuyor musunuz? İlk gördüğünüzde, ilk sevdiğinizde, yüreğiniz ilk ısındığında, kalbiniz tıpkı işaret parmağınız gibi onu göstermişti size. Şimdi nasıl yalancı çıkarırsınız kalbinizin işaretini? Nasıl güvenmezsiniz kalbinizin seçimine? Hem sonra işaret parmağınızın göstermeye değer bulduğu güzel şeyler yaşamadınız mı onunla? İşaret parmağınızın göstermeye değer bulduğu doğruları paylaşmadınız mı onunla? Şimdi kesip atacak mısınız işaret parmağınızın size gösterdiğini? Elinizin tersiyle itecek misiniz kalbinizin işaret ettiğini?Orta parmağınıza bakın şimdi. En uzunu o parmaklarınızın arasında. Yüksekte duruyor. Hepsinden öteye uzanıyor. Vazgeçebilir misiniz orta parmağınızdan? Hepsinden uzun diye lüzumsuz görürü müsünüz onu?Peki ya eşiniz? Bütün kadınlar y... Devamı

ALLAH A(CC) TANRI DENİLMEZ.

2009-03-13 09:21:00

Allah'a Tanrı denilemeyeceğinin delillerini göreceğiz:   - Allah'ın isimleri Ehl-i Sünnet itikadınca tevkifidir. Yani Allahhakkında, Allah'ın bildirdiği isimleri söylemek caiz olup, bunlardanbaşkalarını söylemek caiz değildir. Mesela Allah'a "Âlim" denilir,fakat aynı manada olan "Fakih" denilmez. Yine Allah'a cömert manasında"Cevad" denilir, ancak aynı manada olan "Sahi" ismi denilemez. ÇünküAllah-u Teâlâ kendisini "Fakih" ve "Sahi" isimleriyle tanıtmamıştır.Bunun için Allah yerine Tanrı demek de caiz değildir.   İmam Gazali der ki: Bir insana bile kendimizden dilediğimiz gibi adkoyamazsak nasıl olurda Allah hakkında bu cüreti gösterebiliriz?   - Tanrı: İlah ve mabud demektir. Mesela, "Pek çok Hindu'nun tanrısıöküzdür", "Mecusilerin tanrısı ateştir" denilmektedir. Başka dilerdede ilah ve mabud manasında farklı kelimeler kullanılmıştır. Allah ismiise yabancı dillerde yapılan tercümelerde aynen kullanılmıştır. Çünkübu ismin karşılığında hiçbir dilde hiçbir kelime yoktur.   - Allah ismi kuranda 2806 defa geçmesine rağmen bir defa bile tanrıkelimesi geçmemektedir. Hem Cenab-ı Hak Kuran'da defalarca "Benimismim Allah'tır, beni Allah diye çağırınız, bana Allah diyerek ibadetediniz, Allah diyerek yalvarınız" demekte, ancak hiçbir ayette "Bentanrıyım, bana tanrı deyin" dememektedir.   Hadis-i Şeriflerde de Tanrı ismi geçmemektedir. O halde, Allah'akendi istediği ismi söylemekten kaçıp, müşriklerin batıl mabudlarınakoydukları Tanrı ismiyle onu çağırmanın ne kadar yanlış olduğuortadadır.   Acaba bir hükümdar, emri altında bulunan kimselere "Benim adımAhmed'dir. Beni Ahmed ismi ile çağırınız" dese, onlar da farzı misal:"Hayır efendimiz, bizim canımız sana Ahmed demek istemiyor, biz sanaOsman diyeceğiz. İkisi de... Devamı

RiSALE-İ NUR'DAN DUALAR

2009-03-12 09:33:00

Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Makamı | 20Ey Rahmân ve Rahîm olan Allah'ım!"Bismillâhirrahmanirrahîm" hürmetine, rahîmiyetine yaraşır şekildebize merhamet et, Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize"Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırlarını anlamayı nasip eyle.Âmin. Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Makamı | 21 Allah'ım!"Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırları hürmetine, âlemlere rahmet olarakgönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâbına, Senin rahmetine ve onunhürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle. Bize de, Senden başka,hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat verahmetle merhamet eyle.Âmin.Sözler | Altıncı Söz | 33 Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kulkabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl.Âmin! Sözler | Yedinci Söz | 37Allah'ım, kalplerimizi imân ve Kur'ân nuruyla nurlandır.Allah'ım, bizi Sana muhtaç olduğumuzun şuuruyla zenginleştir; Sendenmüstağnî durma fakirliğine düşürme. Kendi güç ve kuvvetimizden teberrîediyor, Senin havl ve kuvvetine sığınıyoruz. Bizi Sana tevekküledenlerden kıl. Bizi nefsimizin eline bırakma. Bizi, koruyuculuğunlamuhâfaza eyle. Bize ve erkek, kadın bütün müminlere merhamet et.Kulun, peygamberin, seçtiğin, dostun, mülkünün güzelliği, masnuâtınınmelîki ve sultanı, inâyetinin gözbebeği, hidâyetinin güneşi,hüccetinin lisânı, rahmetinin timsâli, mahlûkatının nuru, mevcudâtınınşerefi, mahlûkatının çokluğu içinde birliğinin kandili, kâinattılsımının keşşâfı, rubûbiyet saltanatının dellâlı, hoşnut olduğunşe... Devamı

ölüm

2009-03-12 09:32:00

Ölüm, gözdür. Doğum anından başlayıp hayattan çekip gidene dek senigözetler, bilinmeyenin kapı deliğinden.Ölüm, rüyadır. Onu düşlersin sadece, gözün açıkken apaçık göremezsin,elle tutulur gözle görülür halini asla bilemezsin.Ölüm, denizdir. Hayatın kıyısını döver durur. Ses verir, sesinidinletir. Ufuk nedir öğretir. Sonsuzluk nedir hissettirir.Ölüm, sevdadır. Uzlaşmazdır. Diktir. Ağırdır. Hafiftir. Cin çarpmışadöndürür. Kendinden götürür, kendine getirir.Ölüm, umuttur. Çekilmez bir hayata karşı tek tutamaktır, devrimci birdönüşümdür.Ölüm, dostluktur. Dostlukta tek dosttur. Seni aldatmaz. Riyakârdeğildir, dürüsttür, merttir. Doğruyu söyler.Ölüm, yolculuktur. Dönüşün olmayışı ne kadar anlamlı, ne kadargüzeldir. Koparmaktır palamarı. Son gemiye binmek, açılmaktır.Ölüm, okumaktır. Okumakla ölürsün. Ölümü okursun. Ölümle okursun.Okumaktır, çünkü olgunlaşırsın. Yeni bir sensindir.Ölüm, bilmektir. Böyle diyelim ya da.Ölüm, hüzündür. Hiçbir şey bu hüznün tadını vermez, veremez.Ölüm, yazdır. Kış değildir. Sıcaktır, yakar, kavurur. Güneşin altındabilmediğin şey kalmamıştır artık. Pişersin. Olursun.Ölüm, kadındır. Zor seversin. Sevdin mi bir daha bırakamazsın.Anlaması zordur onu. Bırakması da.Ölüm, erkektir. Müşfik görmek istersen müşfik, zorba görmek istersenzorba.Ölüm, inançtır. İnanmazsan ölemezsin. İnandığında ölmesi kolaydırartık. İçin rahattır. Huzur gelip bulur seni.Ölüm, gecedir. Bütün gereksiz sesler kesilir. Bütün gereksiz renklerkaybolur. Bütün ... Devamı