Hadise Göre Uyumadan Önce Yapılacaklar...

2009-08-27 16:33:00

Hadise Göre Uyumadan Önce Yapılacaklar...PEYGAMBERİMİZ(s.a.v)'in Hz. ALİ'ye ŞÖYLE DEDİĞİ RİVAYET OLUNUR:YA ALİ BEŞ ŞEYİ YAPMADAN YATMA:1-KUR'ANIN HEPSİNİ OKUMADAN YATMA.2-DÖRT BİN DİRHEM SADAKA VERMEDEN YATMA.3-KABEYİ ZİYARET ETMEDEN YATMA.4-CENNETTE YERİNİZ HAZIRLAMADAN YATMA.5-KÜS OLDUĞUN BİRİYLE BARIŞMADAN YATMA.Hz. ALİ (R.A) bu nasıl olur ya Resulallah dedi?PEYGAMBERİMİZ (s.a.v) ŞÖYLE BUYURDU:BİLMİYOR MUSUN Kİ :1- (3 kere) İHLAS SÜRESİ KUR'ANIN HEPSİNE EŞİTTİR.2-(4 kere) FATİHA SÜRESİ 4 BİN DİRHEME EŞİTTİR.3- (10 kere) LAİLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA ŞERİKELELEHÜ EL'MÜLKÜ VE LEHÜ EL'HAMDÜYUHYİ VE YÜMİTUVE HÜVE ALA KÜLLİ ŞEY'İN KADİYR demende kabeyi ziyarete eşittir.4-(10 kere) LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİEL ALİY EL AZİYM d! emen cennette yerini hazırlamana vesiledir.5- (10 kere) ESTAĞFURULLAHİ EL AZİYM ELLEZİ LAİLAHE İLLA HU EL HAY ELKAYYUM VE ETUBU İLEYHİ demen dargın ve husumetli olduğun insanlarlabarışmış derecesinde ecre vesiledir.RABBİM BİZLERİ CENNETİNE DAHİL EYLESİNAMİN Devamı

kaza namazı

2009-08-27 16:32:00

Güzel bir site incelemeniz dileğiyle,  http://www.kazanamazi.org Devamı

Peygamberimizin sabah namazı duası

2009-08-27 16:30:00

Sabah namazından sonra Besmele ile Fatiha, Ayetül Kürsi, İhlas, Felak ve Nas Surelerini okuyup şu duayı edip ulaşabildiğimiz her yerimize süreriz.  Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir rahatsızlık duyduğunda ve her gece yatağına yatması esnasında Felak, Nas ve İhlas surelerini okuyup, ellerine üfleyerek başını ve yüzünden başlıyarak aşağıya doğru ellerinin yetiştiği her yerini sıvazlar ve bunu 3 defa tekrarlardı.                                                      Fatiha Suresi: E'ûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.Koğulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım. Rahman ve Rahim Allâh'ın adıyla. * Elhamdü lillahi Rabbil âlemin.* Er'Rahmânir-Rahim.   * Mâliki Yevmiddin      * İyyâke nâbüdü ve iyyâke nestein * İhdinas-sırâtal müstekim * Sıraatallezine en'amte aleyhim  * Gayril mağdubi aleyhim ve led-dâllin * Amin.Anlamı: Bütün Hamdler (övgüler ve sükürler) âlemlerin Rabbi ALLAH'a dır. O, rahmândır ve rahîmdir. O, Ceza gününün sahibidir. ALLAH’ım ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım umarız. ALLAH’ım bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların  ve  sapmışların yolunu değil! (Dualarımızı kabul eyle ALLAH’ım) Âyetel Kürsî:E'ûzü billâhi mineşşeytânirracîym. Bismillâhirrahmânirrahîym.Koğulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım. Rahman ve Rahim All&... Devamı

Hayırlı ramazanlar

2009-08-24 10:21:00

Ömrünüz, haram ve günahlara karşı RAMAZAN;  ahiretiniz ise, bunun karşılığı olarak BAYRAM olsun inşallah.   Ak bir sevdayı içinde bir bebek gibi büyütenler için   Ramazan'ın ifade ettiği mana çok derindir...   Bazı bedbahtlara Ramazan hiç gelmeyecek... Yazık...   Bazılarına ise bir gelecek, pir gelecek...   Gelecek ve bir daha hiç gitmek   istemeyecek... Gitmeyecek....     İşte onların hayatı Ramazan olacak...   Şahid olacaklar, şahid bulacaklar...     Günah orucunu hiç bozmayacaklar...   Harama karşı bir ömür sürecek bir oruca niyet   edecekler...  "Küfre ve şirke karşı tuttuğum orucumu bozarsam, namerdim!" diyecekler... *   Elhasıl, ömürlerini Ramazan edecekler...   Şimdi söyleyin a dostlar: Ömrü Ramazan olanın, Ahireti bayram olmaz mı?* ... Devamı

Sen namazını tekrar kılıver

2009-08-24 10:20:01

Vaktiyle bir derviş varmış. Bir ramazan ayında bu dervişi iftara davet etmişler ve o da davete icabet edip gitmiş. Fakat orada fazla bir şey yiyememiş ve yatsıdan önce evine gelmiş, hanımından da bir sofra hazırlamasını istemiş. Hanımı da; -Sen davette değil miydin, ne sofrası, ne yemeği? demiş. Derviş; -Sorma hanım, eğer çok yersem, arkamdan ‘Bu halis derviş değilmiş’ diye konuşmalarından korktum ve bu sebeple fazla bir şey yiyemedim, demiş. Bunun üzerine hanımı; -İyi o zaman, ben sofrayı hazırlayıncaya kadar sen de akşam namazını kılıver. Zaten sofrayı da ancak hazırlarım demiş. Hanımından bunları işiten derviş; -İyi ama ben akşam namazını orada, hem de imam olarak kılmıştım cevabını verir. O zaman dervişin hanımı; -Sen arkamdan kötü konuşurlar diye pek yemek yiyemediğine göre, arkamdan iyi konuşsunlar diye de namazı uzatmışsındır. Bu sebeple sen, akşam namazını bir daha kılıver, o arada ben de sofrayı hazır ederim, deyivermiş. Derviş, hanımının bu sözleri üzerine derin derin düşünceye dalar, aklı başına gelir, yaptığından tevbe ederek riya yani gösteriş derdinden kurtulup halis bir Müslüman olur Devamı

İslam’ın Kadına Zulmetmediğini Nasıl Keşfettim?

2009-08-24 10:20:00

İslam’ın Kadına Zulmetmediğini Nasıl Keşfettim?   Ben Hindu bir aileden geliyorum. Benim toplumumda kadın evlenip çocuk sahibi olacak ve kocası –ister nazik olsun ister olmasın- ona hizmet edecek varlıktı. Kendimizi ancak bunun için nazarı itibara alabilirdik. Kendi dinimde kadına zulmedilen pek çok şey olduğunu keşfettim. Mesela eğer bir kadın boşanmışsa beyaz “sari” denilen bir elbise giymek, vejetaryen yemekler yemek, saçını kısa kesmek ve asla evlenmemek zorundadır. Gelin daima başlık parasını kocasının ailesine öder. Koca gelinin veremeyeceği şeyleri bile saygısızca isteyebilir. Sadece bunlar değil, kadın evlendikten sonra da başlık parasını ödememişse ve buna gücü yetmezse, hem duygusal hem de fiziksel olarak eziyete maruz kalır. Ve “bir mutfak kazası” kurbanı olarak sonu gelirdi. Bu olay ya kocanın kendisi ya da koca ile beraber kayın validenin, kadın mutfakta yemek yaparken mutfağı ateşe vermeleri ile “kazaen(!)” olurdu. Bu ve buna benzer daha nice örnekler var. Babamın bir arkadaşının kızı geçen yıl aynı kaderi paylaştı. Bunlara ilave olarak Hindu erkekleri, kelimesi kelimesine tanrı olarak muamele görürlerdi. Hinduların bayramlarından birinde evlenmemiş kızlar, Shira denilen bir puta taparlar ve ona dua ederler ki böylece onun gibi bir kocaya sahip olsunlar. Benim öz annem de onlar gibi yapmamı istemişti. Bu olay bana, Hindu dininin açık delillere sahip olmadığını sadece kadınları ezen gelenekler olduğunu ve bunun da doğru olmadığını gösterdi.Daha sonra İngiltere’ye okumaya geldiğimde, en azından bu ülkenin kadın ve erkeğe eşit haklar verdiğini ve onlara baskı yapmadığını düşündüm. Hepimizin istediğimiz şeyleri yapma özgürlüğüne sahip olduğumuzu gördüm. Yeni insanlarla tanışmaya ve yeni arkadaşlar edinmeye başladığımda bu yeni toplumu ... Devamı

emanet, vefa, kul hakkı

2009-08-24 10:17:00

Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?" dedi."Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla, "NazifBey sizlere ömür efendim, onukaybedeli dört yıl oldu." dedi.Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. "Ya, öylemi...?" diyebildi sadece.Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücumeden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı.Kendisini toparlayıp, "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mıacaba?" diye sordu."Evet var, oğlu Selim Bey...."Titrek bir sesle, "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?" dedi.Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,"Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkünolmuyor, ama ben yine de kendisine bir haber vereyim." dedi ve telefonayöneldi..Sonra, "Kim diyelim efendim?" diye sordu."Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine sekreterdahili telefonu çevirdi.Daha sonra mütebbessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyikabul etti, lütfen beni takip edin." dedi.Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş birsalondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak,"Buyurun!" dedi.O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbessimgence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,"Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi."Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç işadamı.Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz;"Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs verip okumamavesile olan insanın elini öpmek i&ccedi... Devamı

MUS'AB BİN UMEYR

2009-08-21 16:38:00

Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu.MUS'AB BİN UMEYR (İslâmda ilk öğretmen)  Mus'ab bin Umeyr, hem annesi hem de babası tarafından Kureyş'in asîl ve zengin bir âilesine mensub idi. Zengin oldukları için gâyet râhat bir hayat sürüyordu. Orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel konuşurdu.Akl-ı selîm sâhibi olduğundan, putların bir fayda veya zarar veremiyeceğini bilir onlara tapılmasından nefret ederdi. Annesi tarafından en iyi şartlar altında refah ve bolluk içinde yetiştirilmişti.Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Peygamber efendimiz bunun için "Mekke'de Mus'ab'dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi." buyurmuşlardı.Dîninden dönmediBütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus'ab bin Umeyr. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke'de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evine gitti. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu.İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı.Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek i&ccedi... Devamı

Cüneyd-i Bağdadî

2009-08-21 16:28:00

Velilerin seyyidi olarak bilinen Cüneyd-i Bağdadi (kuddise sirrûhu),Nihavend’de doğmuş, Bağdat’ta büyümüş, o günkü doğunun bütün İslâmmerkezlerini gezerek ünce ilim, irfan elde etmiş, sonra da kazandığıbu yüce meziyetler yaşadığı tasavvufi faziletleriyle Müslümanlarafaydalı olmuş, irşadda bulunmuşturÇocukluğunu yaşadığı Bağdat’ta, İmamı Şafiî’nin talebesi Ebû Sevr’denfıkıh, tefsir, hadis, kelâm gibi şer´i ilimleri okumuş, civardabulunan diğer din ulemasından muhtaç olduğu ikmal edici bilgileri deelde ettikten sonra dayısı olan büyük velî, meşhur zâhid Seriyyü’s-Sakati’nin tasavvuf derslerine devam etmiştirÜçüncü asrın büyük velisi aziz zâhid Seriyyü’s-Sakati, yeğeniCüneyd’le ciddi şekilde meşgul olmuş, Ona, tavsiye ettiği nefisterbiyesi sayesinde velilerin seyyidi derecesine yükselme şerefinikazandırmıştırCüneyd-i Bağdadi, senelerce süren nefs ve beşeri arzularını yenmemücahedesi sonunda ruhen tekâmül edip, hislerini kontrol altına alaraktam bir ihlâsa kavuştuğu sırada, hem neseben dayısı, hem de manevîsahada inkişafına sebep olan üstadı Seriy, Ona cemaatı irşadmüsaadesini vermiştir Ancak, Cüneyd, hâlâ kendisinden emin değildirNefsini ıslah etmediği, kimseye nasihat etme derecesine yükselmediğikanaatindedir Bu yüzden dayısı ve üstadı Seriyyü’s-Sakati’ninteklifine hemen evet diyemez, beklemeyi tercih eder Ne var ki,beklemekte olduğu o günlerde gördüğü mühim bir rüyada, kendisinetebessümle bakan Hazret-i Resûlüllah, şöyle emir verir:"Cüneyd! Artık müminlerin arasına karış ve onlara ebedi hayata aithakikatleri anlat, ikaz olmalarına yardım et!"Bu rüyayı gördüğ... Devamı

Öğretmen Süleyman...

2009-08-21 16:17:01

Şubatın son günleri… Karlı dağların kucağında üşüyen Çin sınırındaki Narin Şehri'nden dönüyoruz. Karlı yamaçlarda atlar, yaylıyor. Karların altındaki otlara erişmek için ayakları ile karları eşeledikleri için her taraf uçsuz bucaksız kar nadasları… Bu hayvanlar, karınlarını doyurabilmek için değil, açlıktan ölmemek için, gecenin ayazını, kurtların saldırısını göze alıyorlar. Dağların dorukları hala karlarla kaplı olsa da düzlüklerde kabaran toprak buhar buhar tütüyor, gelen bahardan müjdeler veriyor. Bozkırın koynuna sokulmuş bir şehir görünüyor uzaktan. Ana duvarları sarıya, çıkıntılı yerleri de kiremit rengine boyanmış güzel bir okul, tatlı esintiler taşımaya başlıyor yüreğimize. Bir bahar yeli doluyor gönlümüze. Süleyman Öğretmeni ilk kez işte bu okulda görmüştüm. Henüz otuz yaşlarında bir delikanlıydı. İri yapılı, uzun boylu, dolgun yanaklı, ipek saçlıydı. İlk aşkına koşan bir yiğit gibi koşmuştu, Karahanlılar'ın başkenti olan bu şehre. Omuzları geniş, bakışları zirvelerdeki kayalardan bakan kartalı andırıyordu Derinlerden bakan gözleri, kararlıydı. Bu mütevazı öğretmenle, Tanrı Dağlarının eteklerinde bir kez daha karşılaştık. Bizi görünce güven veren, yiğit yüzü yine gülümsedi. İri yapısından bir şey kaybetmemiş, yanakları hala dolgun ama ipek saçları bir hayli seyrelmişti. Sanki dünyanın kuruluşundan beri hep buralardaydı Yıllar onu, hem yormuş, hem de iyice olgunlaştırmıştı. O zamanki okulun derme çatma bir görüntüsü vardı. Şimdi o eski okuldan eser kalmamıştı. Okulun yolculuğunu Süleyman Öğretmenden dinlemek istedik. Önce pek konuşmak istemedi. Israr edince başladı anlatmaya; “ 'Bu sevdanın bağrında ölmek güzeldir' diyerek dü... Devamı

Öğretmen Süleyman...

2009-08-21 16:17:00

Şubatın son günleri… Karlı dağların kucağında üşüyen Çin sınırındaki Narin Şehri'nden dönüyoruz. Karlı yamaçlarda atlar, yaylıyor. Karların altındaki otlara erişmek için ayakları ile karları eşeledikleri için her taraf uçsuz bucaksız kar nadasları… Bu hayvanlar, karınlarını doyurabilmek için değil, açlıktan ölmemek için, gecenin ayazını, kurtların saldırısını göze alıyorlar. Dağların dorukları hala karlarla kaplı olsa da düzlüklerde kabaran toprak buhar buhar tütüyor, gelen bahardan müjdeler veriyor. Bozkırın koynuna sokulmuş bir şehir görünüyor uzaktan. Ana duvarları sarıya, çıkıntılı yerleri de kiremit rengine boyanmış güzel bir okul, tatlı esintiler taşımaya başlıyor yüreğimize. Bir bahar yeli doluyor gönlümüze. Süleyman Öğretmeni ilk kez işte bu okulda görmüştüm. Henüz otuz yaşlarında bir delikanlıydı. İri yapılı, uzun boylu, dolgun yanaklı, ipek saçlıydı. İlk aşkına koşan bir yiğit gibi koşmuştu, Karahanlılar'ın başkenti olan bu şehre. Omuzları geniş, bakışları zirvelerdeki kayalardan bakan kartalı andırıyordu Derinlerden bakan gözleri, kararlıydı. Bu mütevazı öğretmenle, Tanrı Dağlarının eteklerinde bir kez daha karşılaştık. Bizi görünce güven veren, yiğit yüzü yine gülümsedi. İri yapısından bir şey kaybetmemiş, yanakları hala dolgun ama ipek saçları bir hayli seyrelmişti. Sanki dünyanın kuruluşundan beri hep buralardaydı Yıllar onu, hem yormuş, hem de iyice olgunlaştırmıştı. O zamanki okulun derme çatma bir görüntüsü vardı. Şimdi o eski okuldan eser kalmamıştı. Okulun yolculuğunu Süleyman Öğretmenden dinlemek istedik. Önce pek konuşmak istemedi. Israr edince başladı anlatmaya; “ 'Bu sevdanın bağrında ölmek güzeldir' diyerek dü... Devamı

Sen gerçekten inanmışşın

2009-08-21 16:14:00

Kur'an'a aşina olmam, öğrenmem, okumam, ezberlemem çocukluk yıllarımda anne-babamın vesilesiyle olmuştur. Bununla beraber onu hakiki manada bana duyuran, benim nazarımda yücelten ve tek kelime ile sevdiren Bediüzzaman'ın eserleri olmuştur. Kur'an'ın gerçek buudları ile alabildiğe derin bir şekilde Risalelerde anlatıldığı kanaatindeyim. Efendimiz'e de âşıktım ben küçüklüğümde. Bir keresinde babam bana, "Gece yatmadan önce 1.000 defa Kureyş Sûresi'ni okursan, rüyanda Efendimiz'i görürsün." demişti ve ben hiç tereddüt etmeden o gece 1.000 defa Kureyş Sûresi'ni okudum. Ama ne zaman ki eserlerde Efendimiz'i anlatan yerleri okudum, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) gözümde bir başka göründü ve O'nu daha bir başka sevdim.Kanaat-i acizanemce herkes, her gün hem Kur'an'la hem de onu çağımız insanının ihtiyacını karşılayacak şekilde yorumlayan Risalelerle ciddi meşgul olmalı. Ayrıca herkesin her gün hiç aksatmadan okuyacağı bir hizbi bulunmalı. Sadece bunlarla da yetinmemeli. Evrad u ezkarda monotonluktan, ülfet ve ünsiyetten kurtulmak için çeşitlilik önemlidir. Üstad, 15 günde bir üç ciltlik Mecmuatu'l-Ahzab'ı bitiriyormuş. Yakın geçmişte bu üç ciltlik dua mecmuasından alınan bazı cami (kapsamlı) dualar "El-Kulûbu'd-Dâria (Yakaran gönüller)" adıyla bir cilt halinde tekrar basıldı. Keşke herkes bu bereketli evrad kitabını aksatmadan okusa. Hazreti Ali'nin ömrü boyunca günlük evradını hiç aksatmadığı söylenir. Ona sormuşlar: "Nehrivan'da da mı?" "Evet, Nehrivan gecesinde bile!" demiş. Benim rahmetli validem de sabahtan akşama kadar Büyük Cevşen'i bitirirdi de bana, "Başka okuyacağım bir şey var mı?" diye sorardı.Evrad u ezkarda bu ciddiyet olursa kim bilir gün geli... Devamı

Gelin hep beraber ağlayalım..

2009-08-21 16:10:00

Gelin hep beraber ağlayalım..Hakkını veremeden eda edilen namazlarımıza ağlayalım..Hakkını veremeden eğilip kalkmalarımıza ve bunlara namaz deyişimize ağlayalım…Aşıkla mâşuk misali ALLAH(Celle Celâluh.) ile kulun buluşma noktası olan secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım.. Günde en az beş defa sunulan af fırsatını kaçırdığımıza ağlayalım..  Her bir namazda bütün günahlarımızdan arınma fırsatını kaçırdığımıza ağlayalım..Uykunun kollarında gaflet içinde geçen zamanımıza ağlayalım..Gaflet ile geçirilen ve boşa giden günlerimize ağlayalım..Her gün onca hadise karşısında ürpermeyen kalplerimize ağlayalım..Dünyaları yutsa da doymayan nefislerimize bende oluşumuza ağlayalım Dua edin icabet edeyim diyen Rahman ve Rahim olan Rabbimize karşı dua etmeyişimize ağlayalım..İsteyin vereyim diyen Rabbimize karşı sanki hakkında vaadinden dönmesi söz konusuymuş gibi, Ona güvensizliği işmam eder tarzda Ondan kamil iman, tam ihlas ve takva istemeyişimize ağlayalım.. Hiç ölmeyecekmiş gibi, toprak altına girmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım..Kalbim temiz deyip her türlü fecaati işleyip kendimizi avutmamıza ağlayalım.. Evladımızın bizden, bizim de onlardan kaçacağımız günün gelip çattığı zaman keşkelerin hiçbir faydası olmayacağını bu dünyada anlamadan göçüp gideceğimize ağlayalım..Her gün gözümüzün önüne serip sergilenen onca ibretlik hadiseler karşısında başımızı devekuşu gibi kuma sokup değişmeyen hakikat olan ölümü kendimizden uzak görüşümüze ağlayalım.. Ölenle ölünmez canım deyip üç gün sonra şen-şakrak şarkılar türküler söyleyip gafletle geçen ömrümüze ağlayalım..Günahı gü... Devamı

Dua

2009-08-21 16:09:00

İlâhî..! Günahlar beni lâl etti. İsyanımın çokluğu yüzünden mahcubum. Gafletin şiddeti ise sesimi kıstı. İşte, ben de, rasulüm ve şefaatçim Hz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi Vesellem ) sesiyle Senin dergâh-ı rahmetinin kapısını çalıyor ve onun, kapıcıya âşinâ nidasıyla Senin mağfiret kapında nida ediyorum:   Ey rahmeti her şeyi kuşatanve ey her şeyin melekûtu elinde bulunan Zat, Ey hiçbir şey kendisine zarar veya fayda veremeyen Zat, Ey hiçbir şey Ona galebe edemeyen ve hiçbir şey Ondan kaçıp gizlenemeyen, hiçbir şey Ona ağır gelmeyen ve hiçbir şeyin yardımına muhtaç olmayan, hiçbir şey Onu bir başka işten alıkoyamayan, hiçbir şey Ona benzemeyen, ve hiçbir şey Onu hiçbir şeyden âciz bırakamayan Zat, Beni hiçbir şeyden hesaba çekmeyecek şekilde herşeyimi bağışla.   Ey herşeyi alnından tutup kudretine boyun eğdiren ve herşeyin anahtarları elinde bulunan Zat, Ey herşeyden önce var olan Evvel, herşeyden sonra bâki kalan Âhir, herşeyin fevkinde olan Zâhir, herşeyin içine nüfuz eden Bâtın, kudret ve galebesi herşeyin fevkinde bulunan Kahir, Benim herşeyimi bağışla. Şüphesiz Senin herşeye kudretin yeter.  Ey herşeyi her haliyle bilen Alîm ve herşeyi kuşatan Muhît ve herşeyi hakkıyla gören Basîr, Ey herşey her an Onun nazar-ı şuhudunda olan Şehîd ve herşeyi görüp gözeten Rakîb ve ilmi herşeyin bütün inceliklerine nüfuz eden Lâtif ve herşeyden hakkıyla haberdar olan Habîr, Beni hiçbir şeyden hesaba çekmeyecek şekilde, günah ve hatâ olarak her neyim varsa hepsini bağışla. Hiç şüphesiz, Senin herşeye kudretin yeter. Allahım, Gafletten ve kötü arzularımdan Senin izzet-i celâline ... Devamı

Sen hiçistemedinki dostum

2009-08-21 16:05:00

"Çok istiyorum ama olmuyor" dedi delikanlı. "Ne yapsam olmuyor.İnanınız, elimden geleni yaptığım hâlde olmuyor." "Sen istemek nedir hiç bilmiyorsun ki!" diye cevap verdi yaşlı adam,hafifçe sesini kısarak. "Gerçekten isteseydin olurdu. Evet, hiç boşunayorma kendini! İsteseydin, eğer gerçekten isteseydin, olmak istediğin,olmasını istediğin olurdu. Olmadığına göre sen henüz istememişsindemektir." "İstemek, birşeyin olmasını istemek, gerçekten istemek nedir o hâlde?"diye saf saf sordu genç. VE suâlinin cevabı hemen geldi: -- "İstemek, olmayı istediğin, olmasını istediğin şey için ölmeyi gözealmak, ölecek kadar istemek, hatta olmak için, olması için ölmekdemek." İstemek, birşeyin olmasını istemek, onu dilemek, onu arzulamak:tutkuyla, hırsla, ihtirasla onun olması için yanıp tutuşmak demek. Ah ne zordur istemek? İstek sahibi olmak... tutku sahibi olmak...tutmak için tutuşmak... tutmak uğruna tutuşmak... tutuşmak pahasınatutmak.... tutarken ve sırf tuttuğu için tutuşmak... yanmak yani...olmak için ölmek... ölmedikçe olmayacağına, olunamayacağına inanmak... İstemek... birşeyin olmasını istemek... olmayı istemek... Yani? İstemek 'bedel ödemek' demek. Bedelini hesap etmeksizin istemek demek.Bedeli ne olursa olsun istemek demek. İsteğin şiddeti arttıkçaödenecek bedelin miktarının da artacağını bilmek demek. Bedeli büyükolduğu için olması istenenden kaçmak değil, bedeli büyük olduğu içinolması istenene koşmak demek. O hâlde istemek demek, herşeyden evvelbedeli büyük olanın olmasını istemek demek. İstemek bedeli seve seveödemek, bedeli göze alınan şeyin olmasını istemek demek. Gönül cenneti istiyor imiş ammâ günahlar bırakmıyormuş. Söylesene sevgili ... Devamı