HZ. PEYGAMBERİN İNSAN İLİŞKİLERİNE VERDİĞİ ÖNEM

Doç. Dr. Salih Karacabey   

 
İnsan ilişkileri açı­sından Hz. Peygamberin kendi yaşantısı ve diğer  insanlara yaptığı tavsiyeler dikkat­le takip edildiğinde; kendisinin her zaman olumlu davranışlar ile örnek olduğu ve in­sanın, hem kendi iç dünyasındaki duygu ve isteklerini, hem de kendisi ile diğer in­sanlar arasındaki menfaat ilişkilerini, çatışmaya dönüşmeden ve haksızlığa kapı aç­madan çözmeye yönelik tedbirleri tavsiye ettiği görülür.

Din konusu açılınca pek çok insanın aklına hemen bazı ibadetler gelir. Bu doğrudur ama eksik bir algılamadır. Halbuki dinden söz açılınca ibadet kadar in­san ilişkilerinde dürüstlük de akla ilk gelenler arasında yer alabilmelidir. Çünkü bu da İslam dininin öncelikle yer verdiği meseledir.

Dinin Öncelikleri:

Hiçbir şüphe ve tereddüt taşımadan temiz ve sağlam bir iman ile ALLAH'ın varlığı ve birliğine inanıp, Hz. Muhammed (sav)'in ALLAH'ın kulu ve elçisi olduğunu tasdik eden Müslüman; iki ana noktadaki sorumluluklarını bilmeli ve hiç ihmal etmeden her iki­sini de yerine getirmek için elinden gelen bütün çabayı göstermelidir. Bunlardan bi­rincisi, ALLAH'ın emrettiği ibadetleri, yükümlülük sınırlan çerçevesinde îfâ etmek, ikin­cisi ise; yine ALLAH'ın emri olduğu ve O'nun rızasını kazanabilmenin yolunu açtığı için, insana ve çevreye karşı saygı noktasında duyarlı olmaktır. İnsanın her iki konuda da gösterdiği hassasiyet, onun inancındaki samimiyetin parametresi olarak kabul edilir. İslam dini ile ilgili yapılan açıklamalarda ağırlıklı olarak namaz, oruç, hac ve ze­kat gibi temel ibadetlere öncelik ve ağırlık verilir. Halbuki Hz. Peygamberin hayatı ve bize ulaşan hadis kaynakları incelendiğinde O (sav)'nun, insanlar arası ilişkilere de çok geniş boyutlarda yer verdiği ve bu konuda çok hassas olduğu rahatlıkla görülebilir. Şu hadis bunun kanıtlarından sadece biridir:

Bir gün sahabe ile birlikte otururken Hz. Peygamber, "Sizce müflis kimdir?" di­ye sordu. Yanında bulunan sahabe; "Bize göre müflis, bir dirhem parası ve eşyası kalmamış, bütün mal varlığını kaybetmiş kimsedir," diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: "Benim ümmetimden müflis kimse; kıyamet günü namaz, oruç ve zekat gibi ibadetlerle gelen, ama aynı zamanda birine kötü söylemiş, birine iftira etmiş, diğerinin malını yemiş, bir başkasının kanını dök­müş, başka birini dövmüş olarak ALLAH'ın huzuruna gelip, yaptığı ibadetlerinin sevabı kötülük ettiği bu insanlara dağıtılan, hak sahibi insanların alacakları bit­meden de sevapları biterse, onların günahları alınıp üzerine yüklenilen (ve böy­lece başkalarının günahı sebebiyle de) cehenneme atılan kimsedir." buyurdu.1

ALLAH ile İnsan Arasındaki İlişki:

ALLAH'ın emrettiği ibadetleri yerine getiren bir Müslüman şüphesiz görevlerinin bir bölümünü yerine getirmiş olmaktadır ama henüz ALLAH'ın emirlerinin tamamını yeri­ne getiren mükemmel insan olma konumunu yakalayamamıştır. Eksikler nelerdir ve nasıl tamamlanacaktır sorusunun cevabı; Hz. Peygamberin aşağıdaki hadislerinde aranmalıdır:

"Sizden birisi kendi için istediğini kardeşi için de istemediği sürece gerçek mümin olamaz."2

 "İman etmediğiniz sürece cennete giremezsiniz. Birbi­rinizi sevmediğiniz sürece de iman etmiş olmazsınız. "3

"Müslüman; elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir,"4

İnsan İlişkilerinin Düzenlenmesi:

İslam'ın ilk yıllarında yaşananlar ve ilk Müslümanların o dönemin olaylarını anla­tırken kullandıkları ifadelerde de Hz. Peygamberin insan ilişkilerindeki hassasiyetini görmek mümkündür. Nitekim Habeşistan'a hicret eden ilk Müslümanlar arasında bu­lunan; Hz. Ali'nin  ağabeyi Cafer b. Ebî Tâlib, Necâşî'nin huzuruna çağrıldığında, önceki hayatları ve Müslümanlığın getirdiklerini şöyle anlatıyordu: "Biz cehalet ve ahlaksızlığın, putlara tapmanın, leş yemenin normal görüldüğü ve kötülüğün her türlüsünün işlendiği bir topluluktan geldik, içimizde güçlü olanlar zayıfları ezer, hakkını yerdi. Sonra ALLAH bize bir peygamber gönderdi. O, bizi sade­ce ALLAH'a ibadet etmeye çağırdı.... doğru söylemeyi, emanete ve hakka riayet etmeyi, akraba ve komşu haklarını gözetip onlara iyi davranmayı,... haramdan, cana kıymaktan, insanları öldürmekten, hırsızlıktan sakınmayı öğütledi. Zinadan, yalan söylemekten, yetim çocukların mallarını yemekten ve namuslu ka­dınlara zina isnadıyla iftira etmekten bizleri sakındırdı."

Bu ifadelerin aşağı yukarı benzerlerini, henüz kendisi inanmamış olmasına rağ­men Ebû Süfyan da söylemekte idi. Heraklius, Hz. Peygamberi kastederek "O size ne emrediyor" diye sorduğunda Ebû Süfyan "Bize namazı, doğruluğu, iffetli olmayı ve akrabalarla ilişkileri kesmemeyi emrediyor" diye cevap vermiştir. İşte İslam'ın ve onu insanlığa ulaştırmak için görevlendirilen son peygamber Hz. Muhammed (sav)'in insana ve insanlar arasında olması gereken ilişkiye yaklaşımı budur.

İnsanın Kendini Bilmesi, Şahsiyet ve Karakterini Koruması:

İnsan ilişkilerinde müspet anlamda ilk adımı atan kişi olmak önemlidir. Erdemli insandan beklenecek olan tavır budur.

Hz. Peygamber kendisine nübüvvet görevi verilmesinin ilk günle­rinde kendisine verilen görevin ağırlığı ve karşılaşabileceğini tahmin ettiği gelişmele­rin kaygısını çekerken O (sav)'nu teselli mahiyetinde Hz. Hatice'nin söylediği şu sözler Hz. Peygamberin kişiliğini tanıtmak açısından önemli ve anlamlıdır: "Öyle deme, se­vin! VALLAHi, ALLAH seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabalarına ba­karsın, sözün doğrusunu söylersin, kendi işini görmekten aciz olanların bakımı­nı üstlenirsin, fakir ve muhtaçlara elinden gelen yardımı yapar hiç kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafirlere ikram eder, onları ağırlarsın, hak­tan gelen felaketler (tabii afetler) karsısında insanlara yardım edersin."

Hz. Peygamber kendisine inananlara ısrarla ahlâkî davranışlarda hassas olmalarını öğütlemekte ve "Müminlerin iman yönüyle en mükemmel olanı, ahlâ­kı en güzel olanıdır." buyurmak5 suretiyle ALLAH'a inancı sağlam olan bir kişinin, aynı zamanda insanlara karşı davranışlarında da ahlâkî mükemmelliğe ulaşması ge­rektiğini  vurgulamaktadır.

Hz. Peygamberin üzerinde durduğu hususlardan biri de Müslüman olan kişinin samimi ve iyi niyetli olmasıdır. Bu samimiyet; hem inanç ve ibadetteki ihlas, hem de insanlara karşı içten davranışları kapsamaktadır. Nitekim sahabeden Cerîr b. Abdul­lah'ın "Namaz kılmak, zekat vermek ve her bir Müslümana karşı samimi dav­ranma konusunda Hz. Peygambere biat ettim"6 derken kastettiği mana budur.

İnsanın iyi niyetinin kötüye kullanılmasına fırsat verme­mesi gerektiğine Hz. Peygamber şu veciz uyarı ile işaret etmektedir: "Mümin bir delikten iki kere sokulmaz." Bu ifade ile Hz. Peygamber; aklı başında bir müminin insanlar hakkındaki gözleminde dikkatli olması, insanlara karşı olması gereken iyi niyeti sebebiyle bir defa yanılsa da, bundan sonra muhataplarının kişiliklerini tahlil etme imkanı bulacağından aynı kişi ya da kişiler tarafından bir kez daha aldatılamaması gerektiğini, çünkü bundan son­rasının iyi niyetten dolayı yanıltılmak değil, gafletinin sonucu başına gelen bir hadi­se olacağını anlatmaktadır. 7

İnsanlara Karşı Görev ve Sorumluluklar:

Hz. Peygamber ibadet ve sosyal hayatını programlamada aşırılıklardan uzak bir anlam­da dünya-ahiret dengesini çok iyi kurmak suretiyle; insanın hem dünyadaki istek ve ihtiyaçlarını meşruiyet içerisinde karşılayabileceğini, hem de inançlarıyla çelişkiye düş­meden yaşayarak, ruh ve beden sağlığı yerinde insanlar olunabileceğini göstermiştir. "Sahabeden üç kişi Hz. Peygamberin evine gelerek onun geceleyin yaptığı ibadetler hakkında bilgi almak istediler. Kendilerine bilgi verilince -ALLAH, Peygamberin geçmiş günahlarını affettiği gibi gelecekte işlemesi muhtemel günahları da affetmiştir. O, bu kadar ibadet yapıyorsa bizim daha fazla yapmamız gerekir diye düşünerek daha çok ibadet yapmaya karar verdiler. İçlerinden biri:

-Ben geceleri daima namaz kılacağım! Diğeri;

-Ben ömür boyu her zaman oruç tutacağım! Üçüncü kişi de;

-Ben de kendimi ibadete adayıp hiç evlenmeyeceğim! Dedi.

Onların bu sözlerini duyan Hz. Peygamber yanlarına gelerek; "Sizler şu kararla­rı alan kimselersiniz; ama dikkat edin içinizde ALLAH'tan en çok korkan ve Al­lah'ın emirlerini yerine getirme ve yasaklarından sakınma noktasında en titiz davranan kimse benim. Ona rağmen benim oruç tuttuğum da olur, tutmadığım da; gecenin bir bölümünde namaz kılar kalan kısmında yatıp uyurum ve hanım­larla evlenirim. İşte benim sünnetim budur. Her kim sünnetimden yüz çevirirse o benden değildir."8

Bir hadiste "Herhangi bir Müslümanın hakkında dört kişi müspet anlamda şahitlik ederlerse ALLAH da o Müslüman ki­şiyi cennetine koyar " 9 buyurmaktadır. Yine insana yönelik yapılan işlerin üstün bir değer olduğunu açıklayan hadislerden birisi de "Yedi gurup insa­nı hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde ALLAH kendi arşının gölgesinde gölgelendirir. Bunlar; halkı arasında adaletli davranan devlet başkanı, kalbi mes­citlere bağlı olan adam, ALLAH'a ibadet ederek yetişen genç insan, ALLAH için bir­birlerini seven, o sevgiyle bir araya gelip onunla ayrılan iki adam, güzel ve soylu bir kadın kendisini davet ettiği halde "Ben ALLAH'tan korkarım" deyip uzak duran adam. Kimsenin bulunmadığı bir ortamda yalnız başına iken ALLAH'ı zikredip göz­lerinden yaş döken adam ve sağ eliyle verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizlilik içerisinde muhtaçlara yardım eden adam."10 Hadisidir.

Toplum Hayatında Bireysel Sorumluluğun Genişleme Alanı: 
         
Hz. Peygamber buyuruyor ki; "Her kim müspet anlamda örnek bir davranış ortaya koyar da, kendisinden sonra onun­la amel edilirse, yaptığı güzel şeyin sevabını aldığı gibi o davranışı örnek alarak iyiliği yapanların sevabından da kendisine bir pay verilir, ama onların sevabın­dan hiçbir şey eksilmez. Her kim de menfi bir davranış ortaya koyarsa kendi davranışının cezasını üstlendiği gibi kendisini örnek alarak o davranışı sürdü­renlerin günahlarından kendisine bir pay verilir, ama onların günahından bir şey eksilmez."11 Bu hadis doğrudan kötülük etmenin bir sorumluluğu  olduğu gibi başkalarına kötü örnek olmanın da kişiye yüklediği bir mesuliyetin varlığını ortaya koymaktadır.

Diyalog:

Hz. Peygamberin şu ifadesi kendisinin konu üzerinde ne kadar titiz­likle durduğunu anlamaya yardımcı olabilir. Kendisine "İslam'da hangi amel daha üs­tündür" diye soran kişiye O (sav), "İnsanlara yemek yedirir ve tanıdığı-tanımadığı her­kese selam verirsin." diye cevap vermektedir.

Bu meseleyi en özlü bir şekilde açıklayan belki de Hz. Peygamberin şu hadisidir: ''İman etmediğiniz taktirde cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmediğiniz süre­ce de iman etmiş olmazsınız. Davranış  haline getirdiğiniz zaman birbirinizi se­veceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamlaşmayı yaygın hale getirin."12

"Müslümanın Müslümanda altı hakkı vardır. Bunlar, karşılaştığında selam vermek, selam verdi­ğinde selamını almak, hapşırdığı zaman Elhamdülillah derse 'yerhamukellah' demek, (iyi dilekte bulunmak), davet ettiğinde davetine icabet etmek, hasta ola­nı ziyaret etmek, ölünce cenazesine gitmek."13

Hz. Peygamber bir başka hadisinde daha geniş kapsamlı bir ifade ile "Birbirinize kin gütmeyiniz, birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize darılıp sırt çevirmeyiniz, ALLAH'ın kulları! Kardeş olunuz, Müslüman'ın, kardeşine üç geceden fazla dar­gın durması helal olmaz" buyurmaktadır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !