DUA Nasıl Yapılmalı?

2007-08-20 08:43:00

Bediuzzaman Said Nursi duanın yapılışı konusunda sıraya önem vererek, bize sıra ile şu tavsiyelerde bulunmaktadır.

  • Dua edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli.
  • Makbul bir dua olan salâvat-ı şerife yi şefaatçi gibi zikretmeli.
  • Hem bizahri'l-gayb, yani gıyaben ona dua etmek.
  • Hem hadiste ve Kur'ân'da gelen me'sur dualarla dua etmek; meselâ                                                       - Allahım, Senden kendim ve onun için dünyada ve âhirette af ve âfiyet istiyorum.                            -"Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver. Ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru." Bakara Sûresi, 2:201.
  • Hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalble dua etmek,
  • Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,
  • Hem mevâki-i mübarekede, hususan mescidlerde,
  • Hem Cumada, hususan saat-i icabede,
  • Hem şuhur-u selâsede, hususan leyâli-i meşhurede,
  • Hem Ramazan'da, hususan Leyle-i Kadirde dua etmek, kabule karin olması rahmet-i İlâhiyeden kaviyen me'muldür.
  • Ahirde(duanın sonda) yine salâvat getirmeli.  (Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.)
  • Makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir.

Kısaca Duanın Kabul Olması İçin.

1. Duadan önce iyi iş yapmak.
2. Temiz olmak.
3. Abdestli olmak.
4. Kıbleye yönelmek.
5. Dua basında Allah'a hamdetmek, Resullullah'a salavat getirmek.
6. Elleri açıp yalvarmak.
7. Azaları hareketsiz sükun içinde ve boynu bükük, mütevazi,kalbi korku içinde       olmalı.
8. Alçak sesle ve gizlice dua etmek.
9. Resulullahtan intikal eden, Kuran'da geçen dualarla niyaz etmek.
10. Resulu ve salih kulları vesile etmek.
11. Dua ederken kalbinden ne geliyorsa o şekilde dua etmek.
12. Kalbi başka düşünceden temizlemek.
13. Herkese dua etmek ve üç defa tekrarlamak.
14. Duanın kabulünün ümidi içinde olmak.
15. Kötü dilekte bulunmamak.
16. Salavat getirmek.

DUÂNIN KABUL EDİLMESİNİN ŞARTLARI 

1- Düzgün bir imana, Ehli sünnet itikadına  sahip olmalıdır.

Hadis-i şerifte, “Bid'at ehlinin duâsı ve ibâdetleri kabul olmaz.” buyuruldu. Bunun için Peygamber Efendimiz ve Eshabı gibi Ehli sünnet itikatına sahip olmamız lâzımdır. Ehli sünnete göre; Îman artmaz ve azalmaz. Büyük günah işlemekle îman gitmez.Gayba îman esastır. Allahü teâlâ Cennette görülecektir. Ameller (İbâdetler) îmandan parça değildir. Amelde dört mezhebden birine tâbi olmak şarttır. Eshâb-ı kirâmın ve ehl-i beytin ve Peygamberimizin zevcelerinin hepsini sevmek şarttır. Dört halîfenin üstünlükleri, hilâfet sırasına göredir.Namaz, oruç, sadaka gibi nâfile ibâdetlerin sevabını başkasına hediye etmek câizdir. Mîraç; ruh ve beden olarak yapılmıştır. Evliyânın kerâmeti haktır. Şefaat haktır. Mest üzerine mesh câizdir. Kabir suâli vardır. Kabir azâbı ruh ve bedene olacaktır.İnsanları ve işlerini de Allahü teâlâ yaratır. İnsanda irâde-i cüz'iyye vardır. Rızık, helâldan da olur, haramdan da olur. Velîlerin ruhları ile tevessül edilir ve onların hâtırına duâ edilir... (Daha geniş bilgi için “Seadet-i Ebediyye” isimli, bid’atlerden uzak, her türlü dini bilgiye havi ilmihal kitabına müracaat edilmelidir. Hakikat kitabevi – 0212 523 45 56) 

2- Farzları yapıp haramlardan, kul hakkından sakınmalıdır!

İbrâhîm-i Edhem hazretlerine  sordular: “Allahü teâlâ, “Ey kullarım! Benden isteyiniz! Kabûl ederim, veririm” buyuruyor. Halbuki, istiyoruz, vermiyor? “

Bunlara şöyle cevap verdi: “ Allahü teâlâyı çağırırsınız, Ona itaat etmezsiniz. Peygamberini tanırsınız, Ona uymazsınız. Kur'an-ı kerimi okursunuz, gösterdiği yolda gitmezsiniz. Cenâb-ı Hakkın nîmetlerinden faydalanırsınız, Ona Şükretmezsiniz. Cennetin, ibâdet edenler için olduğunu bilirsiniz, hazırlıkta bulunmazsınız. Cehennemi, âsîler için yarattığını bilirsiniz, Ondan sakınmazsınız. Babalarınızın, dedelerinizin ne olduklarını görür, ibret almazsınız. Aybınıza bakmayıp, başkalarının ayıblarını araştırırsınız. Böyle olan kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına Şükretsin! Daha ne isterler? Duâlarının netîcesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?”

Evet, Allahü teâlâ, Mümin sûresinin altmışıncı âyetinde, “Duâ ediniz, kabûl ederim”, isteyiniz, veririm buyuruyor. Fakat, duânın kabul olması için, beş şart vardır: Duâ edenin müslüman olması, Ehl-i sünnet îtikatında olması, haram işlemekten, bilhassa haram yimekten, içmekten sakınması, farzları yapması, bilhâssa beş vakit namaz kılması, Ramazan oruclarını tutması, zekât vermesi, Allahü teâlâdan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu araması lâzımdır.

Allahü teâlâ, herşeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Birşey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesîr ihsan eder. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur. Evliyâsının hatırı için, âdetini bozarak, bunlar duâ edince veya Evliyâyı kiram vesîle edilerek duâ edilince, bunlara “Kerâmet” olarak, sebebe hâcet kalmadan, doğruca istenileni verir.”

Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri, duâsı makbûl bir zât idi. İnsanlar, duâsını alabilmek için uzak yerlerden gelirlerdi. Bir gün birisi gelip:

- Efendim, son nefeste selâmetle gidebilmemiz için duâ buyurun, dediğinde;

- Her kim farzları edâ ettikten sonra, duâ ederse duâsı kabûl olur. Sen farzdan sonra duâ ederken bizi de hatırlarsan biz de seni hatırlarız. Bu durum hem sizin, hem de bizim için duânın kabûl olmasına vesîle olur, buyurdu.

Ebül Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, “Sıkışınca benden yardım isteyin!” buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için Allahü teâlâya duâ ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe “Ya Ebel Hasan, imdat!” der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, “Biz Allahtan yardım istediğimiz hâlde soyulduk. Fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?” derler. O da, “Siz Allahü teâlâyı, haram giren, haram çıkan bir ağızla, çağırdınız. Bu ise, Ebül-Hasen ile tevessül eyledi. Ebül Hasen, kul hakkına dikkat eder, haram yemez, gıybet etmez, haram işlemez. Allahü teâlâ, bunun sesini Ebül-Hasene duyurdu. Ebül-Hasen de, bunun kurtulması için duâ etti. Duâsı kabûl oldu. Ben sadece vasıta oldum, duâ ettim. Kurtaran Rabbimizdi”. diye cevap verir.

Allahü teâlâ, evliyâsının duâlarını kabûl edeceğini Kur'ân-ı kerîmde bildirmektedir. Mâide sûresinin yirmiyedinci âyetinde meâlen, “Allahü teâlâ, ancak takvâ sâhiblerinin ibâdetlerini, duâlarını kabûl eder” buyuruldu. Hadîs-i şerîfte de, “Saçları dağınık ve kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır” buyuruldu.

Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri Peygamber efendimize dedi ki:

- Yâ Resûlallah, duâ buyur  da, Allahü teâlâ, benim her duâmı kabûl etsin.

Cevâbında buyurdu ki:

- Duânızın kabûl olması için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri harâmdır. Sonra ellerini kaldırıp duâ ederler. Böyle duâ nasıl kabûl olunur?

Diğer hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

 “On dirhemlik elbisenin bir dirhemlik kısmı haram kazançtan gelse, o elbise ile kılınan namaz kabul olmaz.”

“Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.”

 “Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri harâmdır, sonra ellerini kaldırıp duâ ederler. Böyle duâ nasıl kabûl edilir?” 

3- Kıymetli vakitlerde duâ etmelidir

Cuma günü ve gecesi, ezân vakti, ezan ve ikâmet arası, her günün seher vakti, gecenin ikinci yarısı, Receb'in ilk gecesi, Şâban'ın onbeşinci gecesi, Bayram geceleri, Arefe günü, Ramazan gün ve geceleri, iftar zamanı, her günün zevâl vakti, Cuma günü öğle ile ikindi arası kıymetli vakitlerdir. Bu vakitleri ganimet bilmelidir.

Hastalık hâli, aile ve vatanından uzak kalındığı zaman, farz namazlardan sonra, İhlâs sûresi okunduktan sonra, yağmur yağarken, düşmanla karşı karşıya gelince, oruçlu olduğu zaman, kalbinde incelik hissettiği anda duâ etmelidir. Çünkü kalbdeki incelik rahmet kapısının açık olduğuna işarettir.Rabbimiz, seher vakti, “Duâ eden yok mu kabul edeyim!” buyurur.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Dertli müminin duâsını ganimet bilin!” .

“Beş vakt farz namazdan sonra yapılan duâ kabûl olur”

“Gecenin son üçte birinde, dünya semâsını rahmetiyle dolduran Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duâsını kabûl edeyim.”

“Oruçlunun duâsı reddolunmaz.”

“Üç duâ vardır ki, Bunların kabul edileceğinden şüphe yoktur. Mazlumun duâsı, misafirin duâsı ve babanın evladına duâsı “ 

4- Kabûl edileceğine inanarak duâ etmelidir.

Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde “Duâ edin, kabûl edeyim” buyuruyor. Bunun için duânın kabûl edileceğinden şüphe etmemelidir. Şartlarına riâyet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir.

Peygamber efendimiz buyurdu ki:

“Allahü teâlâya, kabûl edileceğine tam inanarak duâ ediniz! Biliniz ki, Allahü teâlâ gâfil bir kalb ile yapılan duâyı kabûl etmez.”

“Duâ ettim kabul edilmedi demedikçe, duâ kabul edilir”

Kur'an-ı kerimin ve duânın tesir etmesi için, okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması gerekir. Okuyanın, itikadının bozuk olmaması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

 “Allahü teâlâ, duânızı kabûl eder. Duâ ettim, hâlâ duâm kabûl olmadı diye acele etmeyiniz! Allah'tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.”

“Duâ eden, üç şeyden hâli değildir: Ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, Yahut âhırette mükâfatını bulur.”

“Rabbiniz, şüphesiz hayâ ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp kendisinden birşey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten hayâ eder.”

“Duâda acele edilmezse, duâ kabûl olur.”

Duâda acelenin nasıl olduğu sorulunca Peygamber Efendimiz “Duâ ettim de kabûl edilmedi demektir” buyurdu.

Duânın kabûlü için acele etmemelidir. Duâya devam etmeli, usanmamalıdır. Allahü teâlâ, duâ etmeyi ve duâ edeni sever. Kabûl etdiği hâlde, istenileni vermeği gecikdirerek, duânın ve sevabının çok olmasını ister. Duâyı, hiç olmazsa, yedi kerre tekrar etmelidir. Duâ edip de duâsı dünyada kabul edilmeyenlere, Kıyamet günü Allahü teâlâ, “Bu senin falan zamanda ettiğin duâdır. O duânın yerine sana şu sevabları veriyorum” buyuracak, o kadar çok sevab verecek ki, o kimse, “Keşke dünyada hiçbir duâm kabul olmasaydı da, bugün onların karşılıklarını görseydim” diyecektir. 

5- Belâ gelmeden önce çok duâ etmelidir.

Duâ, sıkıntılı zamanlarda, belâ geldiğinde değil her zaman edilmelidir. Rahat ve huzur zamanlarında çok duâ edenin, dert ve belâ zamanlarındaki duâları çabuk kabûl olur. Sevgili Peygamberimiz, “Şiddet ânında duâsının kabûl edilmesini isteyen kimse, refah zamanında çok duâ etsin!” buyurmuştur.

Ebû İshak hazretlerinden duâ istediler. Duâ etti. Duâsının kabûl edildiğini gören bir talebesi, “Efendim, bu duâyı bana da öğretin, ihtiyâç hâlinde ben de edeyim” dedi. O da, “Bu duânın kabûl edilmesinin sebebi, otuz yıldır kıldığım namazlar ve devamlı ettiğim duâlar ve harâm lokmadan sakınmamdır.” buyurdu.

Evliyânın büyüklerinden Râbia-i Adviyye, adamın birinin, duâ ederken “Yâ Rabbî! Bana rahmet kapısını aç!” dediğini işitince; Ey câhil! Allahü teâlânın rahmet kapısı, şimdiye kadar kapalı mı idi de, şimdi açılmasını istiyorsun? dedi

Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkesde açık değildir. Bunun açılması için, sadece sıkıntılı zamanlarda dağil  her zaman duâ etmeliyiz!

 6- Sebeplere yapışmalıdır

Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesine uymadan, sebeplere yapışmadan, çalışmadan duâ etmek, Allahü teâlâdan mucize istemek demektir. Müslümanlıkta, hem çalışılır, hem de duâ edilir. Önce sebebe yapışmak, sonra duâ etmek lâzımdır.

Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ dâimâ çalışmağı emretmektedir. İnsan bütün gayreti ile çalışacak, bütün zâhirî sebeplere yapışacak, ancak ondan sonra Allahü teâlâdan istiyecektir. Çalışmadan önce değil, çalışırken, başarabilmek, kazanmak için, Rabbine yalvararak, Ondan yardım bekliyecektir

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir.”

Adet-i ilâhiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lâzımdır. Şartlarına uyarak çalışana, elbet verilir. Dilediğine, çalışmadan da, ihsân eder. Fakat sebeplere yapışmamızı emretmektedir.

Sebeplere yapışarak, yalvararak, ağlıyarak ve sığınarak, kırık kalb ile Allahü teâlâdan af ve âfiyet dilemelidir. Duânın kabûl olunduğu anlaşılıncaya ve sıkıntılar kalmayıncaya kadar, böyle duâ etmelidir. Başkalarının ettiği duâ da faydalı ise de, dertlinin kendisinin yalvarması daha yerinde olur. İlâc almak ve perhiz yapmak, hastaya lâzımdır. Başkalarının yapacağı, olsa olsa, ona yardımcı olmaktır. 

Duâ etmenin âdâbı

 1- Abdest alıp, diz üstüne, kıbleye karşı oturup, elleri göğüs hizâsında ileri uzatıp, avuçları semaya karşı açıp, Peygamberlere ve Evliyâya tevessül ederek, Onların hatırları ve hurmetleri için istemeli, sonunda “Âmîn” demelidir. Herşeyden önce, af ve mağfiret ve âfiyet için duâ etmelidir. Bunların hepsini ihtivâ eden çok kıymetli duâ, “Allahümme rabbenâ âti-nâ fiddünyâ haseneten ve fil-âhıreti haseneten ve kı-nâ azâbennâr”dır.

Kendisi, hanımı ve evladı için zararlı duâ yapmamalı. Hacetlere, dileklere kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını din büyüklerinin ruhlarına göndermeli, silsile-i aliyye denilen büyük âlimlerin ruhlarına hediye etmeli, bunların hürmeti için diyerek duâ etmelidir! 

2- Önce günahlara tevbe etmeli, istigfar okumalı, sadaka vermeli, hamd ve salevat okumalı, duâyı üçten fazla söylemeli! İbni Mes’ud hazretleri, “ Resûlullah duâ ettiği zaman üç defa tekrarlardı.” buyurmuştur. Kabul olmadı diyerek ümit kesmemeli, kabul olana kadar uzun zaman tekrar etmelidir!

3- Duâya, euzü besmele, Allahü teâlâya hamdü sena ve Resûlüne salâtü selam ile başlamalıdır! Peygamber efendimiz, duâya başlarken, “Sübhane Rabbiyel aliyyil alel vehhab” derdi. Allahü teâlâ, salevat-ı şerifeyi kabul eder. Duânın sonunu da Allahü teâlâya hamdü sena ve Resûlüne salâtü selam ile bitirmelidir.  Duânın başı ve sonu kabul olunca ortasının kabul olmaması düşünülmez. Hadis-i şerifte, “Duâ ederken önce Allahü teâlâya hamd et, sonra bana salevat getir, sonra duâ et!” buyuruldu.

4- Duâyı yalnız namazlardan sonra ve belli zamanlarda yapmamalı. Her fırsatta duâ etmelidir! Bilhassa şerefli vakitleri ve şerefli halleri kaçırmamalıdır!

5 -Huzuru kalb ile duâ etmeli. Duâ ederken Alllahü teâlâya sığınmalı yalnız ona güvenmelidir.

6- Yalvararak korku ve ümit ile duâ etmelidir. Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde, “Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu  O aşırı gidenleri sevmez. Allah’a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır” buyurdu. (Araf 55-56)

 “Onlar , hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı.” (Enbiya 90) buyurulmaktadır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Gâfil olan kalb ile yapılan duâ makbûl değildir.”

Duâ, uyanık kalb ile ve sessiz yapılmalıdır. Duâyı belli şeyleri ezberleyip, şiir okur gibi duâ etmek , uygun değildir, mekrûhdur.

Kalbim gâfil diyerek, duâyı terk de etmemelidir. Kalbine geleni duâ etmek, ezberlediği duâyı okumakdan efdaldir. Yalnız, namazda okunacak duâları ezberlemelidir. Vâ’ız, imâm, cemâ’ate öğretmek için, mesnûn olan duâları, sesle okur. Cemâ’at de, sessiz tekrâr eder. Cemâ’at öğrenince, imâm da sessiz okumalıdır. Sesle okuması bid’at olur.

       Allah katında bize değer kazandıran dua'nın sahih bir düzlemde, doğru bir ölçü ile dillendirilmesi elzemdir. Duada biçim ve muhtevanın uyumlu olması gerekir. Rabbimizin rızasını, memnuniyetini, hoşnutluğunu ve takdirini elde etmenin en önemli yollarından biri olan dua eylemimizde yanılgıya düşmemek istiyorsak konu ile ilgili temel bakışaçımızı Kur'an'a göre oluşturmamız gerekmektedir.

     Dualar ya bir peygamberlerin ağzından ilahi kelam şeklinde, ya salih bir müminin ifadesinin aktarımı ya da yüce Rabbimizin bize nasıl dua etmemiz gerektiği ile ilgili rehberlik yapması şeklinde dillendirilmektedir.

Kur'an'da rastladığımız bu model dualar bir işin başında, ortasında, sonunda yahutta bir sevinç anında veya üzüntü esnasında sonsuz kudret sahibi Rabbimizin merhametine sığınma şeklinde olmaktadır.

Dua'ya icabetin olabilmesi için özellikle günahlardan istiğfarda içeriyorsa dünyada iken yapılması gerekir. Ahirette yapılan günahları itiraf ve istiğfar duasının, dünyaya geri dönüş taleplerinin hiçbir anlamı yoktur. Onun için icabet de yoktur. (Bkz. 23/Müminûn, 103.108)

Rabbimize bollukta ve darlıkta, zenginlik ve fakirlikte varsılken ve yoksulken daima O'na yönelişimizin ve O'na inancımızın bir ifadesi olarak dile gelmiyorsa dua değerli addedilmeyi hak etmiyor demektir. (Bkz. 25/Furkan, 77)

Dua ve ibadete aslında yüce Allah'ın ihtiyacı yoktur. Çünkü O müstağnidir. Kendi kendine yeterlidir. Bir başkasının O'nu anmasına, övgüsüne ihtiyacı yoktur. Fakat dua ile yücelmeye, nefsin kötü tutkularına karşı çıkmayı öğrenmeye, Tevhid'in gereği olan sadece rabbine yakarış ve O'na sığınış eğitimine salih kulların ihtiyacı vardır. (Bkz. 27/Neml, 40)

Dua ile eğitim geceleyin ayır bir öneme sahiptir. Mü'minler geceleri rablerine secde ederek geçirirler. (17/İsra,79; 25/Furkan,64; 50/Kâf,40)

A-İcabeti Hak Eden Dualar

1- Yüce Allah gönülden boyun eğen akıl sahiplerinin sefihlik içermeyen dualarını kabul eder. Rabbimiz kadın, erkek ayrımı göstermeksizin, cihad, hicret, O'nun yolunda işkence çekmek, can vermek vb. şartları yerine getirmeleri durumunda mü'minlerin geçmiş günahlarını da silecek şekilde duaları kabul buyurarak icabet eder. Dualarımız özden gelen yalvarışlar şeklinde olmalıdır. (Bkz. 7/A'raf, 55.)

" Ve Rableri onların dualarını şöyle cevaplar: 'ister erkek, ister kadın olsun (Benim yolumda) cihad edenlerden hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım. Çünkü hepiniz birbirinizin soyundan gelirsiniz. Zulüm ve kötülük diyarından hicret edenlere, yurtlarından sürülenlere, Benim yolumda eziyet çekenlere, ve bu yolda savaşıp öldürülenlere gelince, onların kötülüklerini mutlaka sileceğim, ve onları, Allah'tan bir mükafat olarak, içinde ırmaklar akan has cennetlere sokacağım: Zira mükafatların en güzeli Allah katında olanıdır.' (3/Ali-imran, 195)

2- Hz- Musa'nın buzağı'ya tapınan halkını helak etmemesi için yakarışı Yüce Allah şöyle icabet etmiştir.

".... (Allah) şöyle icabet etti: 'Azabıma dilediğim kimseyi uğratabilirim. Ama rahmetim her şeyi kuşatır. Bunun içindir ki, onu (rahmetimi) Bana karşı sorumluluk bilincine sahip olan (Muttaki), arınmak için verilmesi gerekeni (Zekatı) veren ve ayetlerimize inanan kimselere pay olarak ayıracağım.' (7/A'raf, 156)

B- Kabul Görmeyen Dualar

Duaların kabul görebilmesi için muhtevasının ve ifade şeklinin edebine uygun olması gerekir. Kur'an'da Rabbimiz hoş karşılamadığı ve boşa çıkardığı bazı yakarış örnekleri vardır. Bu duaların sahipleri genelde dünyaya geri dönüp ikinci bir hayat sürdürmeleri için kendilerine şanş verilmesini istemektedirler. Ahireti inkar edenler, amel defterini sol yanından alan kafirler tarafından dile getirilecek, Reenkarnasyon isteğini Yüce Rabbimiz kâle almayaktır. Çünkü onların cehennem halkı olduğu kesinleşmiş, amelleriyle evlendirilmişlerdir.

1278
0
0
Yorum Yaz