İyiBirYer

Google
 
Google Gruplar
İyiBirYer grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

21/8/2009

Cüneyd-i Bağdadî

Velilerin seyyidi olarak bilinen Cüneyd-i Bağdadi (kuddise sirrûhu),
Nihavend’de doğmuş, Bağdat’ta büyümüş, o günkü doğunun bütün İslâm
merkezlerini gezerek ünce ilim, irfan elde etmiş, sonra da kazandığı
bu yüce meziyetler yaşadığı tasavvufi faziletleriyle Müslümanlara
faydalı olmuş, irşadda bulunmuştur

Çocukluğunu yaşadığı Bağdat’ta, İmamı Şafiî’nin talebesi Ebû Sevr’den
fıkıh, tefsir, hadis, kelâm gibi şer´i ilimleri okumuş, civarda
bulunan diğer din ulemasından muhtaç olduğu ikmal edici bilgileri de
elde ettikten sonra dayısı olan büyük velî, meşhur zâhid Seriyyü’s-
Sakati’nin tasavvuf derslerine devam etmiştir

Üçüncü asrın büyük velisi aziz zâhid Seriyyü’s-Sakati, yeğeni
Cüneyd’le ciddi şekilde meşgul olmuş, Ona, tavsiye ettiği nefis
terbiyesi sayesinde velilerin seyyidi derecesine yükselme şerefini
kazandırmıştır

Cüneyd-i Bağdadi, senelerce süren nefs ve beşeri arzularını yenme
mücahedesi sonunda ruhen tekâmül edip, hislerini kontrol altına alarak
tam bir ihlâsa kavuştuğu sırada, hem neseben dayısı, hem de manevî
sahada inkişafına sebep olan üstadı Seriy, Ona cemaatı irşad
müsaadesini vermiştir Ancak, Cüneyd, hâlâ kendisinden emin değildir
Nefsini ıslah etmediği, kimseye nasihat etme derecesine yükselmediği
kanaatindedir Bu yüzden dayısı ve üstadı Seriyyü’s-Sakati’nin
teklifine hemen evet diyemez, beklemeyi tercih eder Ne var ki,
beklemekte olduğu o günlerde gördüğü mühim bir rüyada, kendisine
tebessümle bakan Hazret-i Resûlüllah, şöyle emir verir:

"Cüneyd! Artık müminlerin arasına karış ve onlara ebedi hayata ait
hakikatleri anlat, ikaz olmalarına yardım et!"

Bu rüyayı gördüğü anda yatağından fırlayan Cüneyd sabahı zor bulur
Namazdan sonra ilk işi üstadının kapısını çalmak olur Cüneyd´i
tebessümle karşılayan üstadı, henüz Cüneyd hiçbir şey anlatmadan Ona
şu karşılığı verir:

"Haydi, şimdi de vazifeden kaç da görelim! Bizim sözümüzle amel
etmeyebilirsin ama Resûlüllah’ın emri?

Onun emrinde de tereddüt edebilir misin? Doğru vazife başına!"

Cüneyd utancından üstadının yüzüne bakamaz ve o günden sonra Bağdat,
Basra, Küfe ve Hicaz´a varıncaya kadar bütün İslâmi muhitlerde
konuşur, ilim ve feyzinden umumun istifade etmesini sağlar


Hazret-i Cüneyd ilk senelerde gittiği hacda maneviyat büyüklerinin
Harem-i Şerifte toplanıp sohbet ettiklerine şahit olur Hemen yanlarına
yaklaşıp, bir köşeye oturarak sohbetlerini dinlemeye başlar

Şükür mevzuunu konuşurken her biri bir tarif yapar Bir ara kendisine
de sorarlar:

"Söyle bakalım, Bağdatlı genç! Şükür nedir sana göre?"

Şöyle cevap verir Hazret-i Cüneyd:

"Şükür, Allah´ın ihsan ettiği nimetlerle Allah´a isyan etmemek, o
nimetleri haram olan yerde asla kullanmamaktır!"

Maneviyat büyükleri bu kısa ve kesin cevabı pek beğenip, birbirlerine
bakarlarken, içlerinden biri şöyle der:

"Bu misafir, Seriyyü´s-Sakati´nin talebesidir!"

Gariptir ki, daha sonra üstadı Seriy, şükrün bu tarifini duyunca
kimden öğrendiğini sorar O da:

"Zatınızın derslerinden anladığım şükür, bundan başkası değildir
efendim" diye cevap verir Bundan sonra Seriy, Cüneyd’i iyice kendi
hâline bırakır ve şöyle âlicenapça bir söz de söyler:

"Cüneyd, üstadını geçmiştir Bunu açıkça itiraf ediyorum, artık
müşküllerinizi ona sorabilirsiniz!"

Tasavvufta pek çok görülen vecd hâli için şöyle söyler Hazret-i
Cüneyd:

"Vecd (ruhi zevk ve heyecan) ilmin içinde olmalı, yoksa ilim vecdin
içinde olmamalı!"

Büyük mutasavvıf, bu sözüyle tasavvuf ehli zatlara şu hatırlatmayı
yapmaktadır:

"Tasavvuftaki zevkinize ilim hâkim olmalı, bu yolda ilimle
yürümelisiniz Yoksa ilminize tasavvuf hâkim olup da, ilimsiz yürümeye
kalkışmamalı, ilmi tasavvufa tâbi kılmamalısınız"

Gerçekten de ilmi olmayan bazı cahillerin ehl-i tarika zarar
verdikleri, olmayacak iddia ve gösterişlerde bulunarak, zahir ehlini
tasavvuftan kaçırdıkları, hatta aleyhlerine bile çevirdikleri
görülmüştür

Bundan dolayıdır ki, mana büyükleri, "dışı dine uygun olmayan şeyin
içi de dine uygun olmaz" demişler, mutlaka zahirdeki görünüşün de,
dine uygun olması gerektiğini, aksi halde dışı dine aykırı görülen bir
davranışın içinde dine uygunluk olamayacağını ısrarla söylemişlerdir

Nitekim elinde içki şişesiyle dolaşan bir adamın zahiri, dine
muhaliftir Artık bunun batınında da dine uygun bir hâl olmaz Olduğu
ileri sürülse bile, bu iddia makbul sayılmaz Zaten batınında kutsi
meziyet olsa, zahirini de düzeltecek, görenlerin su-i zanna kapılıp
günah kazanmalarına sebep olmayacaktır

Büyük Veli, kalbe gelen şeyleri tasnif ederken de şöyle bir sıralama
yapar:

Kalbe gelen düşünceler dört türlü olur:
1) Cenâb-ı Hak’tan gelir, kulu uyarmaya matuf bulunur
2) Melek tarafından gelir, kulu iyiliğe yöneltir
3) Nefisten gelir, sahibini günah olan şeylere sevkeder
4) Şeytandan gelir, öfkeye ve yeise atmaya müteveccih olur Kul,
bunları iyi ayıklamalı, iyiliğe sevkedenin

Rahmani, kötülüğü hatırlatanın da şeytanî olduğunu bilmeli,
kötülüklerin üzerinde durup da vesveseye mağlup olmamalıdır"

Üçüncü hicret asrının başlarında şöyle bir söz meşhur olmuştur:

"Bağdad’ı Cüneyd; Şam’ı Ebû Abdullah Celâ, Nişapur’u Hiyere vaizi Ebû
Osman ihya etmiştir!"

Gerçekten de Bağdat’ta tasavvufi dersleriyle büyük hizmetler yapmış
olan Cüneyd Hazretleri, tasavvufu tek cümleyle tarif ederken şöyle
demiştir:

"Tasavvuf, ıstıfa´dan gelmektedir Istıfa´ ise, seçilmek ayrılmak
demektir Kul fani olan herşeyden seçilip ayrılacak baki olan Allah
rızasından gayrı şey düşünmeyecektir İşte tasavvuf bundan ibarettir"

Hazret-i Cûneyd gerçek sofi ve ihlâslı dindarları tarif ederken de
şöyle der:

"Hakikî sofinin kalbi, İbrahim Aleyhisselam gibi dünya sevgisinden
uzak olur Teslimiyeti, baba elinde kurban olmaya rıza gösteren İsmail
Aleyhisselâm gibi kavi olur Şevki, Mûsâ Aleyhisselâm’ın münâcatı
sırasındaki şevki gibi yüce olur Sabrı, Eyyüb Aleyhisselâm’ın sabrı
gibi sağlam olur İhlâsı da Muhammed Aleyhisselâm’ın ihlâsı gibi tam
olur"

Hz Cüneyd’e biri sorar:

"Ey Müslümanların aziz mürşidi, belânın büyüğü nedir, söyler misin?"

Şöyle cevap verir:

"Belânın büyüğü, belâ vereni bilmemektir Bu da gafletten ileri gelir"

Milâdi 910’da (H 298) Bağdad´da 91 yaşında vefat eden Seyyidü’t-Tâife
Hazret-i Cüneyd, üstadı, aynı zamanda da dayısı olan Seriyyü’s-
Sakatî’nin yanına defnolunmuştur

Seriyy´in üstadı büyük kutuplardan Mâruf-u Kerhi’dir Onun üstadı da
İmam Ali Rızâ’dır Böylece Cüneyd’in irşat silsilesi en kısa yoldan
Resûlüllah’a erişmektedir

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »








PREKLE.COM - Gercek Pagerank Degeriniz

Uyarı: Sitemiz internet üzerinden gelen kaynakları paylaşmaktatır. Eğer size ait herhangi bir çalışma görürseniz ve burada yayınlanmasını istemiyorsanız lütfen o yazıya ait yorum kısmından bizi uyarın, uyarınız alındığında yazınız kaldırılacaktır.