Aşûre Günü'nün 10 mucizesi

2012-11-19 09:50:00

 

Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlâhî bereket ve feyzin, Rabbanî ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak bu ay, Allah'ın rahmetine mazhariyet adına önemli bir fırsat olduğu için Allah Resûlü tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. 

Muharrem ayının onuncu günü olan "Aşûre günü" de, çok önemli ve bereketli bir gündür. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini artırmıştır. Aşûre Günü'nü başta oruç olmak üzere ibadet ü taatle zînetlendirmek gerekir. 

Bugüne "Aşûre" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu günü olmasındandır. Büyük fıkıh âlimi Ebu'l-leys Semerandî, Aşûre isminin hikmeti olarak, o günde Cenâb-ı Hakk'ın on peygamberine on değişik ikram ve ihsanını zikreder. Buna göre: 

1. Hz. Âdem'in (as) tevbesi Aşûre Günü kabul edilmiştir. 

2. Hz. Nuh (as) gemisini Cûdi Dağının üzerine Aşûre Günü demirlemiştir. 

3. Hz. İbrahim ateşten o gün kurtulmuştur. 

4. Hz. Yakub'un (as), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. 

5. Hz. Yunus (as) balığın karnından Aşûre Günü kurtulmuştur. 

6. Hz. Eyyûb (as) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. 

7. Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan Aşûre Günü çıkarılmıştır. 

8. Allah, Hz. Musa'ya (as) Aşûre Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür. 

9. Hz. Davud'un (as) tevbesi o gün kabul edilmiştir. 

10. Hz. İsa (as) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir. 

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yaşandığı bu mübarek gün ve gece, asr-ı saadetten bu yana oruç ve infak gibi ibadetlerle değerlendirilmiştir. Allah dostları, Nebiler Serveri'nin müjdeli hadislerine ittibaen bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. 

Aşûre Gününde ilk akla gelen ibadet, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Aşûre Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim İki Cihan Güneşi (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. 

"Bu ne orucudur?" diye sordu. 

Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (as) şükür olarak bugün oruç tutmuştur." dediler. 

Bunun üzerine Allah Resûlü, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. 

Yine Tirmizi'de geçen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: 

"Aşûre Günü'nde tutulan orucun Allah katında, o günden önceki bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum." Bunun yanı sıra; "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur" hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir. 

Ancak Efendimiz, sadece o gün oruç tutmak yerine önceki ve sonraki bir günde de oruçlu olmayı tavsiye buyurmuştur. Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bu sebeple en doğrusu, Aşûre Günü'nü ortalayarak, bir gün önce ve bir gün sonra oruç tutmaktır. 

Muharrem ayının onuncu gününde meydana gelen yürek yakan, müessif bir hadise vardır. Nebiler Sultanı'nın mübarek torunları Hz. Hüseyin Efendimiz ve temizlerden temiz, şerefli aile efradı Kerbela'da Emevi Sultanı zalim Yezid tarafından günlerce aç ve susuz bırakılmış ve ardından şehit edilmiştir. Bu günlerde oruç tutarken onların açlık ve susuzluklarını düşünmek ve şefaatlerine nail olmak ümidiyle onlara dua etmek Hz. Muhammed'e ümmet olmanın, Hz. Ali'ye ve ehl-i beyte bağlılığın gereğidir. Bu mevzuu inşallah önümüzdeki hafta daha teferruatlı bir şekilde ele alacağız. 
*** 
Hicri Yılbaşı Kutlanır mı?


Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri yılın ilk ayıdır. 

Adından da anlaşılacağı üzere, kameri yılda -güneşin değil- ayın hareketleri esas alınmaktadır. Hicri tarih, Efendimiz ve ashabının Mekke'den Medine'ye hicreti ile başlar. Hicretin takvim başlangıcı olarak kabul edilmesi Hz. Ömer devrinde olmuştur. O zamana kadar Araplar, düzenli bir tarih belirleme sistemine sahip değillerdi. Fil vakası gibi önemli olayları kıstas olarak benimsemişlerdi. Hz. Ömer devrinde, hicretin gerçekleştiği yıl (Miladi 622) takvim başlangıcı olarak, Muharrem ayı da bu takvimin ilk ayı olarak kabul edildi. 

Miladi takvimin yılbaşı olan ocak ayının ilk gününde bütün dünyada yılbaşı kutlamaları yapılıyor. Bir kısım Müslümanlar da o kutlamalara nisbet eder gibi, hicri yılbaşını kutlama gayreti içine giriyorlar. Tasvip etmediğimiz bir uygulamaya tepki gösterelim derken, benzer bir yanlışın içine girmek Müslüman firasetiyle uyuşmuyor. 

Her konuda rehberimiz olan Nebiler Serveri'nin hayat-ı seniyyelerinde herhangi bir şeyin yıldönümünü ya da çocuklarının ve torunlarının doğum gününü vs. kutladığına dair bir rivayete rastlamak mümkün değil. Hicri takvim zaten Hz. Ömer döneminde kabul edilmiştir. Ne Hz. Ömer Efendimiz ne de daha sonra gelen Hulefa-i Raşidîn Efendilerimiz hicri yılbaşıyla alakalı herhangi bir kutlama ya da tebrikte bulunmuşlardır. Dolayısıyla ne miladi ne de hicri yılbaşının kutlanması İslamî bir uygulama değildir. 
*** 
Hz. Nuh'un aşı aşûre


Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) Aşûre Gününde Müslümanların aile efradına ve komşularına her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmişlerdir. 

Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: "Her kim Aşûre Gününde ailesine ve yakınlarına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder." 
Ancak Aşûre günü infaka teşvik eden bu hadislere rağmen o günde hububat karışımı aş (aşûre) pişirmeye dair sahih hadislere rastlanmamaktadır. Bununla birlikte, Müslüman Türklerin dînî geleneğinde önemli bir yer tutan aşûre, aynı zamanda Muharremin onuncu günü başlamak üzere, daha sonraki günlerde de özel merasimle pişirilip dağıtılan tatlının adıdır. Başta komşuluk ilişkileri olmak üzere pek çok alanda sosyal kaynaşmaya vesile olan ve " aşûre günü infakta bulunun" hadisine uygun bir tarz olan bu uygulamanın teşvik edilmesinde ve yaygınlaşmasında tarifsiz faydalar var. 

Hz. Nuh'un, gemisinde kalan erzakların tamamını kazana katıp pişirmesinden ortaya çıktığı rivayet edilen aşûre aşı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilmiş, "aşûre testisi" adı verilen özel kaplarla da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılmıştır. Efendimiz'in tasadduka ve izzet ü ikrama teşvik eden hadisleriyle birlikte ele alındığında aşûre geleneğinin ehemmiyeti şüphesiz daha iyi anlaşılacaktır. 

Süleyman SARGIN/Zaman

323
0
0
Yorum Yaz