İyiBirYer

Google
 
Google Gruplar
İyiBirYer grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

21/9/2007

Kekik

(Thymus serpyllum, Thymus vulgaris) çimenlik tarla kıyılarında, orman kıyılarında, ve çayırlardaki karınca yuvalarının üstünde yer almaktan hoşlanır. Güneş ve sıcak istediği için, toprak sıcaklığının fazla olduğu kayalık ve dağlık bölgelere çoğalır. Güneşli öğlen sıcaklarında menekşe renkli çiçeklerinden yayılan güzel koku, arıları ve böcekleri kendisine çeker. Kendilerine özgü bir kokuya sahip olan bu çiçekler beni çocukluğumdan beri etkilemiştir. Ülkemizde kekik adı altında Origanum (Mercanköşk türleri) türlerinden elde edilen drogun satışı yapılmaktadır. Eterli uçucu yağ; Thymol (%50 civarında), Carvacrol, Borneol, Cymol, Pimen, Tanen ve flavonlar içerir. Öncelikle baharat olarak kullanılır. Yağlı ve ağır yemeklerin tadını zenginleştirir, sindirimi kolaylaştırır. Şifalı bitki olarak kekik; öncelikle kramp çözücü, dezenfekte edici ve balgam söktürücü olarak kullanılır. Akciğer ve bronşlar, mide ve bağırsaklar, kekiğin başlıca kullanım alanlarıdır. Bitkinin önemli etken maddesi olan eterli uçucu yağlar kana karışıp, bronşiyal kasları etkileyerek, krampları çözebilir. Aymı zamanda o bölgelerde bakteri oluşumunu önler. Öksürük ve üst solunum yolları iltihabında çay içimi ve gargara biçiminde kullanılabilir. Kekik iştah açar ve sindirim sistemini uyarır. Sindirim sisteminde görülen ekşimeler ve kramplı ağrılar bir bardak kekik çayı ile geçiştirilebilir, kötü kokulu ve yumuşak dışkı normalleşir. Boğmaca ve öksürük, sinir sistemi zafiyeti, romatizma ve bağırsak hastalıklarına karşı, çay içiminin yanısıra, kekik banyoları da çok yararlıdır. Güçzüz, zayıf ve solgun çocuklara da kekik banyosu yaptırılabilir. Kekik çayı ile ayrıca adet kanamaları dengelenebilir, adet zamanlarındaki kramplı ağrılar geçiştirilebilir, ergenlik sivilceleri iyileştirilebilir. kekik çayı içimi ve kekikle karıştırılmış bal yenmesiyle organizma güçlendirilebilir ve dengeye kavuşturulabilir. Kekik tentürü friksiyonları ile (ovarak sürme) romatizmal ağrılar, sinirsel rahatsızlıklar ve organ titreklikleri tedavi edilebilir. Sıcak kekik yastıkları ağrılı bölgenin üstüne konularak büyük rahatlıklar sağlanabilir. Bu küçük bitki yastıklarını herkes hazırlayabilir. Kekik, öksürük ve mide rahatsızlıklarına karşı başka bitkilerle karıştırılarak daha da başarılı biçimde kullanılabilir.

Kekik çayı, bedenin değerli organlarını temizler. Sabahları kahve veya çay yerine bir bardak kekik çayı içen, etkisini kısa sürede fark edecektir: Zeka keskinliği, midede rahatlık, sabah öksürüğüne tutulmamak ve genel bir rahatlık. Kekik, papatya ve civanperçemi, güneşli havada toplanıp, bir kuru bitki yastığı hazırlanır. Bu yastığı uygularken, bir yandan da aynı bitkilerin karışımından hazırlanmış çay içildiğinde, sinirsel yüz ağrıları iyileşebilir. Eğer aynı zamanda kramp da varsa, kurutulmuş kurtpençesi yastığı uygulamak gerekir. Kekik, çiçeklenme zamanı olan haziran- ağustos arasında toplanır ve öğlen sıcağında toplananları en etkili olanlarıdır. Kekik yağı, kötürümlükte, kalp krizlerinde, organ sertleşmesinde (skleroz ), kas erimesinde, romatizmada ve burkulmalarda kullanılabilir. Mide ve dölyatağı kramplarında bitkinin içten ve dıştan kullanılması önerilir. Günde 2 bardak kekik çayı içilmelidir. Dıştan kullanıldığında, bitkilerin sap ve çiçeklerinden hazırlanmış bir kuru bitki yastığı uygulanmalıdır. Yatmadan önce bu yastık sıcak hava ile ısıtılır (kaloriferin üzerine koyarak veya saç kurutma makinası kullanılabilir) ve midenin veya dölyatağının (rahim) üstüne koyulur. Tümörlerde, eziklerde ve eskimiş romatizmalarda da bu yastık önerilir. Solunum yolları hastalıklarında, kekik, sinirliot ile birlikte çok eski zamanlardan beri kullanılmakta olan etkili bir yöntemdir. Balgamlı bronşitlerde, bronşiyal astımda ve hatta boğmacada, kekik ile sinirliot karışımını çayı, limon ve nöbet şekeri ile karıştırılarak, günde 4-5 bardak içilebilir. Zatürre tehlikesine karşı bu çay saatte 1 yudum içildiğinde etkisini gösterecektir. Kekik'in, alkol bağımlılığına karşı kullanılabileceğini de unutmamak gerekir. Bir avuç dolusu bitki, 1 litre kaynar suda haşlanır ve demlenmesi için 2 dakika beklenir. Çay termosa koyulur ve hastaya 15 dakikada 1 yemek kaşığı içirilir. Sonra mide bulanması, kusma, dışkı ve idrar çıkarma, terleme, yemek ve içmek için duyulan büyük iştah izler. Bu uygulama doğal olarak bir kerede kalmamalı ve gerektiğince yinelenmelidir. Kekik, sara krizlerine karşı da önerilebilir. Günde 2 bardak içilen bitki çayı yalnızca krizler arasında değil, yıl boyunca, 10 günlük aralarla 2-3 haftalık kürler halinde uygulanmalıdır.

UYARILAR : Kekik Çayı, içerisindeki en etkili madde olan eterli uçucu yağın (Thymol) yitirilmemesi için hiçbir zaman kaynatılmaz! Hamilelerin (Düşükleri kolaylaştırır ve bebeğin rahimden çıkmasını çabuklaştırır.) kullanmaması tavsiye edilir. Önerilen dozlar aşılmadığında, bilinen hiçbir yan etkisi yoktur. Fakat kekik yağının içten kullanımında aşırılığa kaçılması, tiroid bezinin işlevini arttırabilir. Bu nedenle guatr hastalarının kekik yağını kullanmaması tavsiye edilmektedir. Kekik çayı içimi ise böyle bir duruma yol açmaz.

Kullanım Biçimleri:

Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı kurutulup, ince kıyılmış kekik,orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, üstü kapatılarak 8-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 2-3 bardak yeni demlenmiş olarak, aç karnına veya öğün aralarında, soğutulmadan ve yudumlanarak içilir.

Kekik Banyosu: 70-100 gr kurutulmuş kekik bir tülbentin içine gevşekçe bağlanarak 2-3 litre soğuk suya eklenir. Kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra (kaynatılmaz), üstü kapalı olarak 15 dakika demlendirilir. Tülbentteki posa iyice sıkıldıktan sonra sıcak banyo suyuna (Küvet) eklenir. Banyo suyu sıcaklığı 37-38 derece arasında olmalıdır ve banyo süresi 15-20 dakikayı aşmamalıdır. Bu süre boyunca küvet içerisinde oturularak yapılan banyodan sonra üşütülmemeli ve bir bornoza sarılınarak yatakta bir süre dinlenilmelidir.

Kekik Tentürü : Öğlen güneşinde toplanmış ve ince kıyılmış çiçekli dallar, gevşekçe, bir şişenin boğazına kadar doldurulur, üstüne konyak veya 35-40 derecelik etil alkol, bitkilerin üstüne çıkana kadar eklenir.14 gün boyunca, arada bir çalkalanarak, güneşli ve sıcak bir ortamda bekletilir, sonra tülbentten geçirilerek süzülür. Koyu renkli şişelerde, serin bir ortamda saklanmalıdır.

Bitki yastığı: Öğlen güneşinde toplanıp kurutulmuş çiçekli dallar, ince kıyılarak keten bezinden yapılmış bir yastığa doldurulur ve ağzı dikilir.yatmadan önce sıcak, kuru hava ile (Örnek : Kaloriferin üzerinde veya saç kurutma makinası kullanılabilir) ısıtılır ve hasta organın üstüne koyulur.

Kekik Yağı: Aynı tentür işlemi gibidir, konyak yerine, sızma zeytinyağı kullanılır. Bir şişenin içine doldurulan çiçeklerin üstüne sızma zeytin yağı eklenerek, 10 gün güneşte bekletilir ve kullanılacak kadarı süzülür.

Karışım: Öksürüğe karşı, 2 ölçü kekik, 1 ölçü sinirliot, 1 ölçü ezilmiş anason iyice karıştırılır. Bir tatlı kaşığı bitki "Çay Hazırlamak" başlığı altında belirtildiği şekilde demlenir ve balla tatlandırılarak, küçük yudumlarla içilir

21/9/2007

AĞIZ KOKUSUNDAN 10 ADIMDA KURTULUN

”Eyvah ağzım kokuyor!” diyorsanız.

 

Özellikle ramazan ile birlikte ağız kokularında artış görölüyor. Fakat uzmanlar bu konunun ramazan ile ilgili olmadığını aksine ağız kokuların temelinde ciddi sağlık problemlerinin olduğuna işaret ediyor.

Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya da sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.
 

İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Ağız ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Doğan Kontacı’ya göre alınacak 10 kolay önlemle beraber ağız kokusu ortadan kalkabiliyor.
Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve buna göre tedavisi yapılmalıdır.

Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler

• Tüm diş çürükleri tedavi edilmeli.
• Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Dişeti cebi ve diş taşları elimine edilmeli.
• Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmeli.

• Hatalı yada eskimiş köprü ve protezler yenilenmelidir.
 

Ağız Kokusunun Diğer Sebepleri
 

·        Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlarda,

·         Şeker hastalığı (aseton kokusu gibidir),

·         Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibidir),

·         Karaciğer yetmezliği,

·         Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu),

·         Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır).

Ağız Kokusunu Önlemek İçin
1-Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun


Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Bu nedenle diş hekimizin önerilerini mutlaka dinlemelisiniz.

2-Ağızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin

 

Ağız içinde var olan eskimiş köprü ve protezle zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara neden olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız.

3-Sakız çiğneyin


Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Sabahları niçin ağzınızın kötü koktuğunu merak ediyorsanız yanıt buradadır; gece boyunca tükürük salgısı azalır ve ağzınızın içindeki yemek parçacıkları uzun süre burada durur. Bakteriler de onları afiyetle kullanır ve çürütür. Böylece sabahları ağzınız kötü kokabilir. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Nane şekerleri ve tatlı sakızlar genellikle işe yaramaz ve durumu daha da kötüleştirir. Ancak xylitol içeren sakızlar da bu konuda size yardımcı olabilir.
4-Tarçın kullanın


İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.

5-Daha fazla su için


Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.
6-Asla burnunuz tıkalı uyumayın


Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.
7-Basit şeker tüketiminizi azaltın


Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.
8-Lokmaları iyi çiğneyin


Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.
9-Diş ipi kullanın


Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.
10-Sigara içmeyin


Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.

11/9/2007

Kokulu Kalem Ve Silgiler Tehlike Saçıyor

Kokulu kırtasiye malzemelerindeki çözücülerin sağlığa
zararlı olduğunu belirten uzmanlar, anne ve babaları çocuklarına kokulu kalem ve silgi almamaları konusunda uyardı.


Çocukların çok sevdiği kokulu kalem ve silgiler tehlike saçıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, aileleri kokulu kalem, silgi, yapıştırıcı, resim boyaları ve beyaz tahta kalemlerinin tehlikeleri konusunda uyardı.Akdur, kırtasiye malzemelerindeki “gizli tehlikeye” dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

SU BAZLI YAPIŞTIRICI TERCİH EDİLMELİ

Organik çözücü içeren yapıştırıcılar konusunda da aileleri uyaran Akdur, sağlığa zararlı ve alışkanlık yapan “xylol, toluol, hexol ve tiner gibi organik çözücüleri (solvent bazlı)” içinde barındıran yapıştırıcılar alınmaması gerektiğini söyleyen Akdur, bu yapıştırıcıların yerine suda çözünen maddelerden yapılmış (su bazlı) yapıştırıcıların tercih edilmesi gerektiğini belirtti ve “Anne babalar çocuklarına yapıştırıcı alırken mutlaka incelemeli ve üzerinde ‘su bazlı olduğuna’ dair bilgi aramalıdırlar” diye konuştu.

BEYAZ TAHTA KALEMLERİNE DİKKAT

Akdur, içinde çözücü olarak etilasetat ve ksilen (xylene) bulunan beyaz tahta kalemlerinin kullanılmasının öğretmenlerin ve öğrencilerin sağlığını tehdit ettiğini de söyledi. Akdur, şunları kaydetti: “Etilasetat ve ksilende çözülmüş boyalardan yapılmış beyaz tahta kalemleri kullanılmamalıdır. Anne babalar beyaz tahta kalemi alırken, üzerinde ‘alkolde çözülmüş boyadan yapılmış (alkol bazlı)’ olduğuna ilişkin bilgi ya da ‘sağlığa zararlı madde içermediğine’ dair uyarı aramalıdır.”

RESİM BOYALARI VE KALEMLERİ

Resim boyaları ve renkli kalemlerin üretiminde kullanılan “azo boyalarının” da kanserojen olduğunun altını çizen Akdur, “Bu nedenle anneler babalar, çocuklarına resim boyaları ve kalemleri alırken üzerinde ‘azo boyası’ içermediğine ilişkin bilgi ve not olup olmadığına dikkat etmeliler” dedi.

TSE VE CE BELGESİ

Akdur, kırtasiye malzemesi alırken mutlaka TSE ve CE damgalı ürünlerin tercih edilmesi gerektiği belirterek, şunları söyledi:
“Öğretmenlerimiz bu konuda bilinçli davranmalı ve hem kendi hem de öğrencilerinin sağlığına zararlı olan kırtasiye malzemeleri konusunda öğrencilerini ve velileri uyarmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı denetim, eğitim ve uyarılarını sıklaştırmalıdır.”

6/9/2007

Elma Sirkesi-Bal

Günlük sirke tedavisi
Elma sirkesinin şifalı gücünden gerektiği şekilde istifade etmek ve vücudunuzu zehirlerden arındırmak istiyorsanız, bu süre içinde ek olarak sigara, kahve gibi zevk veren maddelerden uzak kalırsanız, birden kendinizi iyi hissettiğinizi göreceksiniz. Bir gün boyunca sadece hafif, ama kıymetli gıdalar alınız. Buna ilâveten su, bitki çayı ve meyve suyu içiniz. Kalan iki günde sadece sıvı gıdalar alınız. Günde üç kez elma sirkesi, bal karışımı, ek olarak maden suyu, bitki, meyve çayı ve sebze püresi olarak; üç günlük perhizden sonra tekrar normal hayatınıza devam edebilirsiniz.

Cilt ve saç bakımı Elma sirkesi bilhassa kozmetik sahasında tesirini ciddi şekilde göstermektedir. Çünkü pH değeri cildimizle aynı değerdedir. Tabiî sirke asidiyle cildimizin tabiî asit tabakası dengelenir ve cildimizin en dış tabakası altındaki kan dolaşımı harekete geçirilir. Böylece cildimiz nazik ve yumuşak kalır. Ayrıca elma sirkesi mantar ve bakterilerin gelişmesini engeller.

Duş veya banyodan sonra vücudumuzu, elma sirkesi karıştırılmış su ile ovunuz veya banyo suyuna bir bardak sirke ilâve ediniz.

Cildinizin pürüzsüz ve yumuşak kalması ve tırnaklarınızın kırılmaması için 4-6 haftalık, elma sirkesi-bal karışımı temel tedavi tavsiye edilmektedir. Kuru cilt ve çatlak tırnaklara aynı nispette elma sirkesi ve zeytinyağı sürülürse iyi gelir.

Cilt problemlerine dair püf noktaları Döküntülü kısımları olan cildin üzerine inceltilmiş sirke ihtiva eden tampon sürülürse derhal döküntü kaybolur. Diğer cilt problemleri ise daha inatçıdır. Güvenilir ev reçetesi olarak özel bir sirke macunu geliştirilmiştir. Cildinizde oluşan siğil ve nasırları elma sirkesi-tuz hulâsası ile kontrol altına alınabilirler.

Elma sirkesi tuz hulâsası
Birçok kez kullanıldığında elma sirkesi-tuz hulâsası cilt değişimlerine karşı tesirli olmakta; bereler, şişmeler iyileşmektedir. Ayrıca hemoraji (kanama)'nın yayılması önlenmekte, iltihabî süreçler de gerilemektedir. Bir ölçek mutfak tuzunu dört ölçek elma sirkesinde erittikten sonra günde birkaç kere ilgili yerlere tamponla sürüldüğü takdirde kısa sürede tesiri görülecektir.

Elma sirkesi macunu
Elma sirkesine ek olarak çörekotu tohumu ve yağı, ayrıca nar kabuğu ile hazırlanmaktadır.

1. İki bardak elma sirkesini bir bardak öğütülmüş çörekotu tohumuyla karıştırınız.

2. Altı-yedi saat bu karışım bekletilir ve bir kompres veya benzer bir şeyle süzülür. Daha sonra 24 saatliğine çökelmeye bırakılır.

3. Arta kalan sıvı kısmını dökünüz, elde edilen çökeltiyi öğütülmüş nar kabuğu ve elma sirkesiyle 4; 2; 1 nisbetlerinde karıştırıp, fırında kısa bir süre ısıtınız.

Bu macunun altına aynı miktarda saf çörekotu yağı sürünüz. Geceleyin hastalıklı bölgeye sürülen bu macun; sivilce, egzama, sedef hastalığı, ayaklarda mantar ve diğer ciltte oluşan acı veren rahatsızlıklara iyi gelmektedir.
Saç bakımı için
Parlak ve yumuşak saçlar için, saçları yıkadıktan sonra içinde ¼ ölçeğinde elma sirkesi bulunan sıcak su ile saçlarınızı durulayın. Aşırı saç dökülmesi genelde metabolizmanın düzgün işlememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda da belirtilen elma sirkesi-bal karışımı iyi gelmektedir.
Her gün sağlıklı olabilmek için
Yorucu bir haftadan sonra, üzerindeki gerilimi ve bitkinliği kim gidermeyi istemez. Ne kadar yaşlanırsak, o kadar çok tahammül sınırını zorladığımızı hissederiz. Böyle bir durumda birtakım tesirli şifa kaynakları bize bahşedilmiştir. Mükemmel beslenme ve egzersizin yanı sıra elma sirkesinin günlük doğru kullanımı da önemlidir.

Enerji kaynağı olarak elma sirkesi
Ölçülü dozda alındığında elma sirkesi-bal karışımı yan tesiri göstermeyen bir hayat iksiri olup, bütün organizmamıza iyi gelmektedir. Sadece fizyolojik metabolizmaları değil, aynı zamanda bağışıklık sistemini de uyarmaktadır.

Elma sirkesi bal karışımı Bir bardak suyu birer çay kaşığı elma sirkesi ve balla karıştırınız. Bu karışımı her öğün içiniz. Mide ekşimesi, gaz ve kabızlığa karşı sindirim üzerine teskin edici özelliği gösterirken, birçok tedavi süresince hızlandırıcı özelliği görülür. Meselâ sık sık burun kanamalarına karşı kanın pıhtılaşmasını sağlar.

Ameliyat olmanız icab ediyorsa bundan dört hafta önce bu karışımı almaya başlayınız.
Akşamleyin rahatlatıcı bir banyo

Haricen kullanıldığında elma sirkesi yorgun kasları tekrar zinde kılmaktadır. Bir küvet suya iki bardak sirke ilâve edildiğinde gergin kasları gevşetmektedir. Bütün gün ayakta kaldıktan sonra bazen ayaklarımızın şiştiğinden ve ağrıdığından şikâyet ederiz. Bu durumda, inceltilmiş elma sirkesiyle hazırlanan suda ayaklarımızın ağrılardan kurtulmasını ve dinlenmesini sağlayabilirsiniz. Banyo yapmanız müsait değilse, küvet veya bir leğene, ayak bilekleri suyun içinde kalacak şekilde, isteğe göre sıcak veya soğuk su doldurunuz. İki ve üç bardak elma sirkesi ilâve ediniz. Tamamen dinleninceye kadar, ayakları su içinde durdurup hareket ettiriniz.

Sağlığa dair A'dan Z'ye öğütler
Elma sirkesi ilâç olmamasına rağmen, içerdiği şifalı maddeler sebebiyle, aşağıda sayılan hafif rahatsızlıklarda iyi gelmektedir.

Yaşlılık şikâyetleri
Kalb ve sinirleri güçlendirmek için düzenli olarak elma sirkesi-bal karışımının alınması tavsiye edilmektedir. Buna ek olarak bir yudum akdiken suyu da, yaşlı kalbi takviye etmektedir. Çünkü bu şifalı bitki, hiçbir zarar vermeden kalb damarlarındaki kanın rahat dolaşmasını sağlamaktadır. İhtiva ettiği yüksek miktarda potasyum, zehirlerden arındırmakta ve dengeli su kullanımını sağlamaktadır. Bu durumdan bilhassa kalb kasları, damarları ve sinir hücreleri yararlanmaktadır.

Yaşlılık lekelerine karşı bir reçete
Yaşlılık lekeleri, elma sirkesi-soğan suyu karışımıyla giderilebilmektedir. İki soğanın suyunu sıkınız. Buna iki katı kadar elma sirkesi ilâve ediniz. Bu karışımı, geceleyin tesir gösterebilmesi için, akşamleyin sürünüz.

Gözler
Gözleriniz, okurken veya bilgisayar monitörü önünde çabuk yoruluyor mu? Açık ışığa karşı hassas mısınız? Her sabah alacağınız elma sirkesi-bal karışımı, vücudunuza A vitamini ve provitamin takviyesini sağlayacaktır.

Gaz ve kabızlık
Gaz çoğu kez, midenizi bozduğunuzda oluşur. Bağırsaklardaki kuvvetli gaz oluşumu ise sindirim organlarındaki bir arızaya işaret edebilir. Bazı insanlardaki ruhî sıkıntılar sindirim sistemine vurabilir, böylece çeşitli problemler ortaya çıkabilir. Sindirimin tam gerçekleşememesinin bir emaresi; yanlış beslenme veya yetersiz hareketten dolayı atalete düşmüş yani rahatsızlanmış bağırsağın semptomu olabilir. Günde birkaç kez içinde iki çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak su içiniz. İçinde elma sirkesi ve biraz tuz bulunan ılık ayak banyosundan da iyi sonuçlar elde edilmiştir.

Kadın rahatsızlıkları Kadınların belli günlerdeki ağrılarını dindirmek için, sirkenin bilhassa büzüştürücü özelliğinden faydalanılmaktadır. Ayrıca kadınlarda çeşitli sebeplerle meydana gelen akıntılara karşı tesirlidir. En sık rastlanan akıntı sebebi, bağırsak veya idrar yoluyla kadınlara bulaşan mantar enfeksiyonudur. Alerji, başka organların enfeksiyonu, çeşitli hormonal veya metabolizma arızaları da akıntılara sebep olabilir. Hafif durumlarda genelde akıntılı bölgenin yıkanması iyi gelmektedir. Üç yemek kaşığı elma sirkesini iki litre ılık suya ilâve edip, bunu temiz bir şırınga ile akıntının kaynağını kurutuncaya kadar günde bir defa küvet veya plastik leğen içinde yıkanmasını sağlayınız. Korunmak amacıyla daha sonra haftada bir kez yıkamak yeterli olacaktır.

Hamilelik bulantısı Sabahleyin kahvaltıdan biraz önce alınan içinde bir çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak su, sabah bulantısını giderebilir.

Mafsal ağrıları Burada eski bir Amerikan ev reçetesi olan mineral-püresinden bahsetmek faydalı olacaktır. Bununla akut mafsal iltihabını (arthritis) tedavi etmeniz mümkündür.

Mineral-püresi Yarım greyrfrut, bir portakal, bir limon, iki kereviz sapını küçük küçük doğrayarak dört bardak su ilâve edip bir saat kaynatınız. Daha sonra malzemeyi süzgeçten geçirip iki çay kaşığı elma sirkesi ve bir çay kaşığı İngiliz tuzu (magnezyum sülfat) ilâve ediniz. Sabah akşam bir yemek kaşığı, bu püreyi bir bardak su ile içiniz.
Baş ağrıları
Baş ağrısının birçok sebebi olmakla birlikte çoğu defa stres, boynun gerilmesi veya sıkışması gibi zararsız faktörlere dayanmaktadır. Ama baş ağrıları, başlayan enfeksiyona bağlı bir rahatsızlığın veya sinüzit, menenjit vs. gibi hastalıklarla birlikte görülebilir. Kendi kendinize tedaviye başlamadan önce bir doktora başvurarak esaslı bir organik hastalığın bulunmadığından emin olunuz. Ağrılarla birlikte ateş olursa veya şiddetli ağrılar geçmezse de hekiminize danışınız. Alnınızı ve şakaklarınızı biraz elma sirkesiyle ovarak çoğu kez hafif baş ağrısından kurtulabilirsiniz. Şikâyetler geçmezse, soğuk algınlığı için tavsiye ettiğimiz sirke buhar banyosunu denemelisiniz.

Mide şikâyetleri
Birçok insanın sağlık bakımından en zayıf olduğu nokta, strese ilk olarak tepki gösterdiği ve sıkıntı anında hastalanan midedir. Genelde böyle rahatsızlıklar ciddi olmayıp gerilim, küçük bir enfeksiyon veya hatalı beslenmeye dayanmaktadır. İshal, mide krampı ve bulantı hallerinde elma sirkesi tedavisi iyi gelmektedir. Bu tedaviden birkaç gün sonra mide şikâyetleriniz belirli bir şekilde iyileşmez, hattâ kötüleşirse bir hekime baş vurmalısınız.

Kullanımı: Bir kaşık elma sirkesini bir bardak suyla karıştırınız. İlk bardağı, beş dakikada bir çay kaşığı alınız. İkinci bardakta dozu ikişer çay kaşığına yükseltiniz. Üçüncü bardaktan 15 dakikada bir yudum alınız. Soğan veya yulaf ezmesi gibi yağ ve albümin bakımından fakir gıdalar hariç, semptomlar geçinceye kadar katı gıda almamalısınız.

Hıçkırığa, birkaç damla elma sirkesi bulunduran bir çay kaşığı şeker iyi gelmektedir.

Mide yanması Herkesin tahminin aksine, yemek borusundaki sıkıcı yanma ve kaşıntıya mide asidinin artması sebep olmamakta, çoğu zaman bunun sebebi asit eksikliğidir, çünkü kuvvetli proteinli gıdalar gerektiği biçimde sindirilememektedir. İster iştah açıcı, isterse sindirime yardımcı olarak az miktarda konsantre elma sirkesi sindirime mucizevî bir katkı sağlamaktadır. Yemeklerinizi düzenli olarak bir yudum sirke ile tatlandırınız.
Dişler
Ağızda çürük, dişeti ve diğer iltihaplara fırsat vermek istemiyorsanız, muntazaman içinde bir çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak su ile ağzınızı çalkalayınız.

Seyahatte ilk yardım
Seyahatte yanınıza bir şişe elma sirkesi almanız, sizi birçok sıkıntılardan kurtaracaktır. Çünkü acil durumda sadece diş fırçası suyunu dezenfekte etmek için değil, aynı zamanda bağırsak enfeksiyonundan korunmak için elma sirkesi iyi gelmekte.

Bir yemeğin veya bir meşrubatın bakteri taşıyabileceği endişeniz varsa, ihtiyaten içinde iki çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak suyu içiniz. Bu şaibeli yemeği yeseniz dahi muhtemelen bu karışımı alarak arkadan bünye savunmaya geçebilir.

Böcek sokmalarında, zehirlenen bölgeye sirkeye bandırılmış bir tampon sürmekle ağrı ve şişmeler giderilebilir. Deniz kıyısına yapılan seyahatlerde, yakıcı mercanlar ve deniz analarının acı veren zehirlerine karşı elma sirkesi içeren bir kompres önemli fayda sağlayabilir.

Diğer yanıklarda olduğu gibi, güneş yanığında da ilk yardım olarak ilgili bölgeye inceltilmiş elma sirkesi sürünüz. Sirkenin serinletici hem de dezenfekte özelliği göstermektedir.

Soğuk algınlığı İnsan çok çabuk soğuk almaktadır! Terli iken cereyana kapılmakdan ve ayakların üşümesinden sonra ilk emareleri görülür. Burun akar, boğazda kaşıntı başlar, ilk öksürük acı verir. Kendinizi terli ve ateşli hissedersiniz. Bilhassa başlangıç safhasında uyku, vitamin ve sıcak çaydan başka eski ev reçeteleri de iyi gelmektedir. Şikâyetleriniz gittikçe artarsa, bir hekime başvurunuz. Soğuk algınlığı çoğunlukla hafif bir nezle veya az bir boğaz ağrısıyla başlar. Ancak gittikçe bütün solunum yolunu sarma istidadındadır. Buna bakteriyel enfeksiyon eklenince sinüzit, farenjit, bronşit hattâ zatürree ortaya çıkabilir.

Sirke buğusu
Yassı bir kabın içine eşit miktarlarda su ve elma sirkesi koyup, buharlaşmaya başlayıncaya kadar ısıtınız. Isıttığınız bu kabın üzerine başınızı eğiniz. Kulak ağrılarında başınızı yanlamasına tutunuz. Buharın dışarıya kaçmaması için, başınızın üzerine bir havlu ile örtünüz. Sirke buharını burundan derin derin teneffüs ediniz. Azamî beş dakika buhar teneffüsü yapılabilir. Bu sirke buharı soluması, baş ve kulak ağrılarına, nezle veya burun tıkanıklığına iyi gelmektedir.

Ateş Ateş çoğunlukla, bir enfeksiyon, soğuk algınlığı, gribal enfeksiyon veya klâsik bir çocuk hastalığıyla birlikte görülür. Ateşi, baldır sargısı veya sirkeli çoraplarla düşürebilirsiniz. Ancak ateşin nereden kaynaklandığını çözemediğiniz taktirde bu tedbirleri bir hekime danışarak alınız ve derhal tıbbî müdahalede bulununuz.

Bir miktar elma sirkesini, üç katı kadar soğuk su ile karıştırınız. İki el bezini bandırıp sıkınız ve her bir baldıra sarınız; üzerine de kuru havlu ile besleyin. Hastanızı sıcak tutun ve ihtiyaç halinde yarım saatte bir sargıyı yenileyin. Ayrıca bir çift yün çorabı soğuk sirkeli suya bandırınız. Sonra sıkınız. Çorapları giydikten sonra ayakları sıcak tutunuz.

Öksürük
Soğuk algınlığının ilk semptomları olarak ortaya çıkan öksürük, boğaz ağrısı ve ses kısıklığına, sıcak bir elma sirkesi işlemiyle müdahale edebilirsiniz. Küçük bir kapta ısıttığınız elma sirkesine eşit miktarda bal karıştırınız, bir veya iki saatte bir çay kaşığı alınız.

Boğaz ağrıları
Boğazda ilk olarak bir kaşıntı veya kuruma hissedilir. Bu durum yutma ve konuşma güçlüğüne dahi yol açabilir. Şiddetli boğaz ağrıları, geceleyin boğaza sarılan sirke-sulu sargı ile dindirilebilir. Bir el bezini, içine üç yemek kaşığı elma sirkesi karıştırılmış suya bandırınız. Bezi sıktıktan sonra boğaza bir bandaj gibi sarınız. Islak bezden dolayı üşümeye mani olmak için bir de kuru bez sarınız.

Bağışıklık sistemini güçlendirir
Çevrenizde ortaya çıkan her enfeksiyona yakalanmamanız için, korunmaya ihtiyacınız var. Sadece mükemmel bir savunma sistemi, virüs ve bakterilere karşı sürekli karşı koyabilir. Bağışıklık sitemini güçlendirmeye yönelik elma sirkesi-bal karışımı değerli katkı sağlayabilir.

Sonbahar ve ilkbaharda soğuk algınlığı periyodunun başlamasından yaklaşık dört hafta önce, günde üç kez sirke-bal karışımını almaya başlayınız. Beslenmenizi de, C vitamini ihtiva eden taze meyve ile takviye ediniz.
  Zayıflamak isteyen bayan arkadaşlar için,kendim kullandığım bir tarifi de eklemek isterim:4 yemek kaşığı elma sirkesi,4 yemek kaşığı çiçek balı,4 su bardağı su karıştırılır,cam şişeye konarak çalkalanır,buzdolabına konur.Yemeklerden sonra yarım su bardağı içilir.Bu karışım,hem hazmı kolaylaştırıyor,hem de yağları yakıyor.

6/9/2007

ÇÖREK OTU MUCİZESİ

SEVGİLİ Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu: “Şu kara tanede (çörek otu) ölümden başka her derde deva vardır.” O zamanlardan günümüze kadar geçen asırlar boyunca, bu ufak taneli gıdada her hastalığa şifanın olabileceğine birçok kimse dudak bükmüştü. Ama Maren Franz adlı bir Alman çörek otunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları bir araya getirdi. Sonuçta, “Tabiattan Gelen Şifâ Kaynağı: ÇÖREKOTU” adıyla bir kitap ortaya çıkardı. Üstelik, Peygamberimizin çörek otuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek...
Çörek otunun tohumunda takriben %38 oranında karbonhidrat, %35 oranında çeşitli yağlar, %21 oranında da albumin bulunur. Geri kalan %6 ise, yüzden fazla maddeden oluşur. Bu orana çok değerli olan doymamış yağ asitleri de dahildir. Linolen asidi, alfa linolenasidi ve iç yağı bunlar arasındadır. Eterli yağlar olarak kofur, nigellon, alfa-pinen vb. mevcuttur. Az miktarda bazı vitaminler (B1, B2, B6 folasidi niacin), mineraller (demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selen) ve amino asitleri vardır.

Doymamış yağ asitleri ve eterli yağ, savunma sisteminde çok yararlıdır. Vitamin ve mineraller, savunma sisteminin işlemesinde önemli rol oynar. Çörek otunun değeri, çok sayıdaki bu maddelerin karışımından gelmektedir.

Doymamış yağ asitleri, metabolizmaya yardım eder. Hücrelerin büyümesi, gelişmesi ve yenilenmesinde yine buna ihtiyaç vardır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan hormonların gelişmesinde yardımcı olur. Alerjik sinyaller gönderen histamin gibi maddelerin artmasını engeller.

İnsan vücudu, doymamış yağ asitlerini üretemediği için, dışarıdan almaya mecburdur. Bir gram çörek otu yağı, bu açıdan günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.

Çörekotunun faydaları:

• Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.

• İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.

• Kan şekerini düşürür.

• Damar hastalıklarını önler.

• Hazmı kolaylaştırır.

• Vücuttaki zehirleri süzerek atar.

• İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.

• Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.

• Alerjiyi önler.

• Savunma sistemini dengeler.

• Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

• Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.

• Çörek otu ürünleri hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.

•Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.

•Hazım zorluğu ve mide şişkinliklerinde çörek otu eskiden beri bilinmektedir.

•Hemoroide iyi gelir, çünkü damarları güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır.

•Romatizma, şeker hastalığı ve kolesterolün yükselmesi gibi metabolizma hastalıklarına faydalıdır.

• İktidarsızlık ve kısırlıkta yine yarar verici tesire sahiptir. Çünkü çörek otu, cinsî hormonları tanzim etmekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir.

• Çörek otu yağı kadınlardaki aybaşı hâli sancıları ve diş ağrılarına karşı kullanılır.

Sağlıklı olmak için çörek otu kürü:

Tabii muhtevası ile savunma sistemine, metabolizma ve hormonlara iyi gelen çörek otu, vücudu toksin adı verilen zehirli maddelerden temizler, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cildi parlaklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm sağlar.

Çörek otu savunma (immun) sistemini güçlendirdiğinden, kanser, AIDS gibi çağın hastalıklarına karşı tavsiye edilmektedir. Yine tansiyon ve ateş düşürücü ve tabii antibiyotik tesirleriyle yaygın hastalıklara şifa olmaktadır. Başta astım ve polen alerjisi olmak üzere alerjik hastalıklara, saç dökülmesine ve kepeğe karşı da tesirlidir.

Maren Franz’ın kitabından naklettiğimiz bu satırlar, çörek otunu “ölümden başka her derde deva” olarak tarif eden Peygamberimizin (a.s.m.) yüceliğini gözler önüne sermektedir. Çünkü Efendimiz (a.s.m.) çörek otunun henüz yeni keşfedilen bu mucizevî özelliklerini asırlar öncesinden, kıyamete kadar gelecek olan insanların en iyi anlayacağı şekilde ifade etmiştir:

“Çörek otuna kıymet verin. Zira o ölümden başka her derde şifadır.”       

6/9/2007

Monitöre bakarken göz kırpın!!!

Normalde insanların dakikada gözlerini 5-6 kez kırpıyor, ancak monitör karşısında insanlar dakikalarca gözünü kırpmadan çalışabiliyor. Fakat bu sağlık için çok sakıncalı.

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Erbağcı, monitöre bakarken göz kırpma refleksinin azaldığını, bunun da gözyaşının gözden fazla buharlaşmasına ve kuru göz hastalığına neden olabildiğini söyledi.

Kuru göz hastalığının gözyaşı fonksiyonunun bozulması ve gözyaşı miktarının azalmasıyla ortaya çıktığını ifade eden Erbağcı, bu hastalığın belirtilerinin gözde batma hissi, yanma ve kaşıntı olduğunu bildirdi.

Normalde insanların dakikada gözlerini 5-6 kez kırptığını, ancak monitör karşısında insanların bir dakika hatta dakikalarca gözünü kırpmadığını ifade eden Erbağcı, ''Bu durum gözyaşının gözden fazla buharlaşmasına neden olabiliyor ve kişi kuru göz hastalığıyla karşılaşabiliyor. Özellikle klimalı ortamların yaygınlaşması, havadaki doğal nemin uzaklaşmasına neden oluyor. Böyle bir ortamda fazla kalan kişilerde de kuru göz hastalığı görülebilir'' diye konuştu.

Erbağcı, kuru göz hastalığının ciddiye alınması gerektiğini, bu hastalığın kişinin yaşam kalitesini düşüreceğini ve geçici görme kayıplarına neden olabileceğinin de altını çizdi
.

6/9/2007

Maden Suyunun Bilinmeyen Yönleri Ve Yararları

*“Maden suyu” ile “soda” arasında ne fark vardır?
Maden Suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen “yapay” olan bir içecektir.


*Maden suyu “asitli” midir?
Halk arasında “asitli” denilen içeceklerde aslında kastedilen, içeceğin içindeki “karbondioksit” gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde çok özel proseslerle üretilen ve % 99,99 saflıkta gıda üretimi için özel karbondioksit gazı kullanılır.


*Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz ?
Doğal suların içerdiği zengin mineraller vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olurlar. İçerdiği zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller nedeniyle özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi “yararlı sıvı” tüketilmesini öneriyor.


*Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?
Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.


*Hamilelikte maden suyu içilir mi?
Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.


*Maden suyu cilde yararlı mıdır ?
Maden suyu içerdiği zengin mineraller vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.


*Maden suyu böbrek taşı yapar mı?
Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.


*Avrupa’da ve Türkiye’de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?
Avrupa’da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketirken bu oran Türkiye’de 3 litrenin altında.

*Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?
Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.


*Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?
Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıkları ile çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü saptanmıştır. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur.


*Sodyum vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımı ile sıvı
dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.


*Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.


*Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar, sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay, en pratik ve doğal yolu bu sıvıları bolca tüketmektir.


*Bikarbonatlı sular alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.
Kalsiyum ve magnezyum içeren sular bağırsak molaritesini azaltarak stress sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede etkili olurlar. Sülfatlı sular safra salgılarını ve akımlarını arttırır.


*Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir

6/9/2007

İslamda Yasaklanmış Gıdaların İnsan Hormonları ve Davranışlarına

Dr.SHAHID ATHAR tarafından kaleme alınan ve çok sayıdaki internet sitelerinde İngilizce olarak yayınlanan bu makale, İslamda yasaklanmış
çeşitli gıda maddesinin, insan hormonları ve davranışları üzerindeki etkilerini bilimsel olarak ortaya koyması bakımından büyük bir önem
arzetmektedir. Makaleyi, Editörümüz Dr.Müh. H.K.Büyüközer tercüme etmiş, üyelerimizden Dr Kubilay Eryılmaz da gözden geçirmiş ve redaksiyonunu yapmıştır.
Dr.SHAHID ATHAR KİMDİR?
Dr. Shahid Athar, halen İndiana Üniversitesi, School f Medicine'de klinik associate profesör. İndiana polisde St. Vincent Hospital'de Endokrinoloji bölüm şefi. Islamic Medical Association of North merica(IMANA)'ın seçilmiş başkanıdır. 6 kitab yazdı. 120 cıvarında İslami konularda makaleleri yayınlandı


Kuran-ı Kerimin helal ve haram konusundaki ayetleri iyecekler:

-O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de ALLAH'tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecburkalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü ALLAH çok bağışlayıcıdır, çok Merhametlidir. (2: 173)

-Leş, kan, domuz eti, ALLAH'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, urulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü ALLAH bağışlayan, merhamet edendir. Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helal kılındı." ALLAH'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine ALLAH'ın adını anın (besmele çekin), ALLAH'tan korkun. Muhakkak ALLAH, hesabı çabuk görendir.(5:3-4)

-De ki: "Bana vahyolunanda, (bu haram dediklerinizi) yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti - ki bu gerçekten pistir yahut ALLAH'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır. Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)" Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir. (6:145)

-O size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve ALLAH'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir. Şüphesiz ALLAH, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.(16:115)

Sarhoşluk verenler:

-Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları,menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece ALLAH, size ayetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz. (2:21)

-Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki ALLAH çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. (4:43)

-Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. (5:90)

-Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi ALLAH'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? ( 5:91)

Peygamber Muhammed(sav)'in helal ve haram konusundaki Hadisleri :

Numan b. Beşir(r.a.) rivayet ettiğine gore Resul-ü Ekrem(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki helal belli, haram da bellidir. Bu ikisi arasında çok kimselerin bilmedikleri şüpheli şeyler vardır. Her kim şüpheli şeylerden korunursa, dinini ve namusunu korumaya talip olmuş demektir. Kim ki şüpheli şeylere dalarsa, tıpkı bir korunun çevresinde hayvanlarını otlatan bir çobanın sürüsünün çok geçmeden o koruya dalacağı gibi o da haramların içine düşüverir. Dikkat ediniz, her hükümdarın bir korusu vardır. İyi dinleyiniz: ALLAH'ın korusu da yasaklarıdır. Uyanık olunuz: Vücudun içinde bir çiğnem et vardır. Oiyi olduğunda bütün cesed de iyi olur. O bozulduğunda ise bütün bünye fesada uğrar. Biliniz ki o kâlp'dir." (Buhari ve Müslim)

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ettiğine göre Resul-ü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Şüphe yoktur ki. ALLAH-u Teala Hazretleri paktır, ancak pak olanları kabul eder. Cenab-ı Hak, Peygamberlerine neyi emretti ise, müminlere de onu emretmiştir. Hak Teala, Peygamberlere: "Ey Peygamberler, pak ve helal taamlardan yiyiniz. İyi ve hayırlı işler yapınız. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim." (Kur'an, 23:5 1)

Müminlere de:" Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanların- dan yiyin ve ALLAH'a şükredin, eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız." (Kur'an, 2:172), buyurmuştur.
 
 Sonra Resul-ü Ekrem (s.a.v.) bununla ilgili olarak:

"ALLAH yolunda sefer yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini göklere uzatarak:"Ya Rab, ya Rab!" diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram,  içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl makbul olur?" buyurmuştur.(Müslim)

"Her kim ki, vücudunun uzviyeti haram lokma ile teşekkül etmiştir. Artık cehennem, o vücuda yaraşan en iyi bir makardır."  (Sahih-i Buhari, Taberani
Said İbn-i Yezîd tarikıyle Ömer İbn-i Hattab)

Bir adam, Resulullah (s.a.v) Efendimizden içkiden sordu. Efendimiz onu içkiden men etti. Bunun üzerine o adam dedi ki: "Ben onu sadece ilaç olarak
kullanıyorum." Resulullah (s.av) efendimiz şu cevabı verdi: "O bir devâ değil, hastalığın ta kendisidir."  (Sahih-i Müslim- Müsned-i Ahmed)

 
"Her sarhoşluk veren hamr içkidir, ve her içki (hamr) haramdır."(Ebu Davud - Sahih-i Müslim)

 
"Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."(Ebu Davud - Tirmizi)

 
"Şüphesiz ki ALLAH hem hastalık, hem de onu tedavi eden ilacı indirilmiştir; her hastalık için bir devâ yaratmıştır. O halde kendinizi tedavi edin, haram
ile tedavi olmayın!"(Ebu Davud)

 
"Şüphesiz ki ALLAH sizin şifanızı size haram kıldığı şeylerde kılmamıştır." (Şifayı o gibi maddelere yerleştirmemiştir.)(Buhari - İbn Mes'ud (r.a) )

 
"ALLAH içkiye, içene de, sunana da, satana da, satın alana da, sıkana ve sıktırana da, taşıyana da, kendisine götürülene de ve parasını yiyene de
lanet etsin.(Ebu Davud)

"ALLAH içkiye, onu içene, dağıtana, satana, satın alana, üzümünü sıkana, kendisi için sıktırana, taşıyana ve kendisine taşınana ve parasını yiyene
lanet etsin.)

 
"ALLAH (c.c)'a ve ahirete inanan içki içmesin, içki içilen sofraya da oturmasın." (Taberânî)


Takdim:
 
İlahî yasaklar için bir müminin ,her zaman bilimsel bir gerekçe  bulması
gerekmemek- tedir. Mamafih,bir mümin, böyle bir bilimsel gerekçeyi görmüş ve
bulmuşsa, imanlarını artırmaya vesile olacağını düşündüğü bu bilgiyi diğer
müminlerle paylaşmalıdır. Böyle yapılırsa, Kuran'ın güvenirliliği daha da
güçlendirilmiş olacaktır.
Biz inanıyoruz ki, tüm Kuranî ifadeler doğrudur ve eğer bilim henüz onları
tasdik etmemişse, bugün, verilerini dikkatle gözden geçirmek için daha derin
ve tecrübeyi tekrarlama ihtiyacında olabilir. Gelecekte bu ihtiyacını
giderdiği zaman tasdik edeceğine inanıyoruz. Tıb kökenli olmayan okuyuculara
faydalı olabilmesi için, yasaklanmış gıda, sarhoşluk vericiler ve katkı
maddelerinin hormonal ve davranış üzerindeki etkilerinin söz konusu olduğu
konuyu anlatmadan önce, bazı tıbbî terimleri ve aralarındaki ilişkileri
tanımlamalıyım.


Hormonlar:

Bunlar, Endokrin(içe ait) bezlerinin güçlü salgılarıdır. Bütün organların ve
hatta her bir hücrenin fonksiyonlarını kontrol ederler.

Proteinler(peptidler) ve doğadaki sterollerden yapılırlar. Endokrin
bezlerinin en önemlileri; hipofiz için serbest hale gelmiş muhtelif
hormonları salgılayan hipotalamus ve hedef endokrin bezleri için hormon
salgılayan hipofizdir. Her ikisi de beyinin içindedir. Hedef endokrin bezler
ise şunlardır, troid bezleri, troid hormonlarını salgılarlar.Troid
hormonları, metabolizmamızı, enerji seviyemizi ve sıcaklık toleransımızı
kontrol eder.

Bunların  yanında, kalsiyum metabolizmamızı kontrol eden paratroid bezleri
yer alır. Karın boşluğunun böbrek üstünde kortizon salgılayan böbreküstü(
adrenal)bezleri bulunur. Bu hormonlar, yaşamı koruyan temel hormanlardır.
Adrenal bezlerinin ürettiği katekolaminler ve aldosteron kalp hızı ve kan
basıncını kontrol ederler. Steoridler ve katekolaminler kolesterolden
türetilirler.

Karın içerisinde bir de pankreas vardır ki, kan şekerini düşürmk için
ünsilin, düşük kan şekerini yükseltmek için glukogon salgılar. Biraz daha
aşağıdaki alt karın boşluğunda bulunan üreme (yumurtalık ve erbezi) organlar
ki, sırayala estrojen, progesteron ve testosteron salgılarlar.
Bütün bu hormonlar  içsel kontrola sahiptirler ve herbiri diğerini etkiler.
Bunlar bizim büyümemizi, kas yapımızı, kemik gelişimimizi, ısı
toleransımızı, kan basıncımızı, enerjimizi, doğurganlığımızı, cinsel
arzumuzu, susama ihtiyacımızı ve genelde sağlık içinde olmamızı kontrol
ederler.
 
Hormonlar davranışlarımıza nasıl etki ederler?

Serbest hale gelen hormonların salgılama yeri ile beyindeki sinir sistemi
arasındaki iletişimi sağlayan kimyasal taşıyıcıların yeri, hipotalamik alan
içerisinde aynıdır. Pisikotropik ilaçların çoğu, hipotolamik alanın içindeki
epinefrin, norepinefrin, serotonin, dopamin veya endorfin seviyelerini ifade
eden kimyasal taşıyıcıların seviyelerini ya artıran veya düşüren etki yapar.
Benzer şekilde, kimyasal taşıyıcılar, hormonal salgılamayı etkiler. Klinik
olarak, endokrin bozukluklarında davranışla ilgili çeşitli kanıtlar
görüyoruz.

Hipoglisemik hastalar (düşük kan şekeri), depresyona ve zayıf zihinsel
konsantrasyona uğrarlar ve düşük trioidli hastalar güçsüzlüğe ve deprasyona
düçar olabilirler. Buna karşın yüksek trioidli hastalar heyecan, asabiyet ve
uykusuzluk rahatsızlıklarına düçar olurlar. Düşük kortizonlu hastalar
(Edison hastalığı) şiddetli depresyona uğrayabilirler, buna karşın yüksek
kortizonlu hastalar halusinasyon ve psikoz rahatsızlıkları ile
karşılaşabilirler.

Yüksek testosteronlu hastaların suç işlemeye meyil göstermesine karşın,
düşük testosteronlu hastalar adaptasyonda davranış bozuklukları gösterirler.
Fizyolojik olarak, erkek ve kız çocukları oyun oynama davranışında
farklıdırlar. Meselâ, ergenlik öncesi yaşlarda dahi cinsel hormonlarındaki
farktan dolayı pasifliğe karşılık atılganlık davranışları görülür. Cinsel
farklılığın tamamlanmasından sonra bu davranış şekilleri daha açık bir
şekilde yerleşir. Aslında, belirli bir cinsiyetin cinsel hormon seviyesinin
değişimi ile sadece  o cinsin cinsel davranışı değiştirilmez, fakat
cinsiyete özgü kuvvetlilik de değişime uğrar.

Bir denemede, annelerine hamile iken testosteron hormonu uygulanmış dişi
farelerde, müşahade altındaki fareye nazaran cinsel etkinliklerinin arttığı,
kaba güce dayalı oyunlar ve baskıcı akranlarının erkek davranış örnekleri
görülmüştür. Bu, testosteron uygulama- sının, sadece uygulanana değil, ondan
doğacak bireylere de etki ettiğini göstermektedir.

Hormonlar, doğrudan değil, ancak dolaylı olarak, şeker, kasiyum, sodium
dengesini kontrol etmekle, genelde öfke, sevgi, şüphe, panik atak ve heyecan
içeren davranışı etkilemektedir. Çocuklardaki hiperaktivite düşük kan
şekerinden veya pekçok gıda koruyucuları, nitratlar ve DyeNo.5 gibi renk
ajanları tarafından tetiklenebilmektedir. Hormon ve davranışlar üzerinde bu
kadar uzun durmamızdan sonra, ana konumuza dönmek istiyorum.


Domuz etinin ve yağının hormonal ve davranışsal etkileri

Domuz eti ve yağı, sadece Müslümanlara yasak değildir, fakat "domuz leşle
beslenerek ve pislik yiyerek şekillendiği" sebebiyle Musevilere ve
Hıristiyanlara da yasak edilmiştir. Eski Ahit' te " o(domuz) size temiz
değildir. Onun etini yemiyeceksiniz." şeklinde bahsedilmekte, İncil'de de
Hz. İsa(as)'ın hayatında domuz yediğine dair herhangi bir ifade
bulunmamaktadır.


Domuzun Hayatı

İlk elden fikir almak için, Domuz yetiştiren İndiana'ya bağlı Fisher'in
çiftçileri ile bir mülakat yaptım. Bu çiftçilere göre, otlak ihtiyacı
olmadığı gibi gübrenin ve diğer ölmüş etlerin artıklarının da bulunduğu
maddelerin üzerinde yaşayabildiği için, domuz besiciliği daha ucuzdur. Hatta
kendi dışkısını da yiyebilmektedir. Cinsel davranışları da sığır, koyun ve
keçi benzeri diğer hayvanlardan farklıdır. Herhangi bir zaman ve herhangi
bir yerde cinsel ilişki ile meşgul olmasında domuz çok az çekinir. Dişi
domuz, cinsel ilişkilerde çok agresiftir. Cinsel ilişkiye hazır olduğu
zaman, ilişkiye girene kadar başka hiçbir şeyle ilgilenmez. Domuzlar da
köpekler gibi cinsel ilişkiden sonra birbirlerinin cinsel organlarını
yalarlar. Halbuki, sığır, koyun ve keçi gibi diğer memelilerde böyle bir
davranış görülmez.


Domuz yağı, diğer hayvan yağlarından niçin farklıdır?

Bir enerji kaynağı olan yağlar lipidlerdir. Bunlar bitki kökenli veya hayvan
kökenli olabilirler.Trigliseridler 1 molekül gliserol ve 3 molekül yağ
asidinden oluşan doğal bir yağdır. Yağ asitleri doymuş veya doymamış
olabilirler. Daha fazla doymamış yağlar yüksek erime noktasına sahiptirler.
Yağın iyot değeri doymamışlığın derecesini verir. Domuzyağı'nın iyod değeri
65, sığıryağı'nın 45 ve koyunyağı'nın 32 dir. Yeme işleminden sonra, yağın
emulsifikasyonu mideye ait lipasla birlikte mide içinde meydana gelir.
Pankreatik lipas tarafından trigliseridin gliserol ve yağ asitlerine
hidrolizi oluşur. Yağ asitleri ve gliserol, kas, kalp, böbrek ve karaciğer
gibi çeşitli dokular tarafından enerji kaynağı olarak kullanılır.
Otobur hayvanlar,trigliserid molekül yapısında doymamış yağ asitlerine sahip
olmalarına karşın, etobur hayvanlar  doymuş yağ asitlerine sahiptirler.
Pankreatik lipaz eğer doymuş yağ asitleri yapısında ise trigliserid
molekülüne hidroliz olamaz. Köpek, fare, kedi ve domuz gibi etobur
hayvanların yağları doymuş yağ asitlerine sahiptirler ve bu sebeple
trigliserid molekülüne hidrolize edilemez.

Eğer bir kimse otobur hayvanın yağını yerse, yağ hidroliz olabilir,barsakta
emilebilir ve daha sonra yeniden sentezlenerek insan yağı olarak
depolanabilir olduğu halde, etobur hayvanların ve domuzun yağı hidrolize
yapılamaz ve bu sebepten dolayı insan vücudundaki adipoz dokularda etobur
hayvanların yağı ve domuzyağı olarak depolanır.


Domuz yağının depolanmasının insan hormon ve davranışları ile ilişkisi nedir?


Vücutta kanla beraber dolaşan hormonlar, proteine bağlı veya serbest
formlardadır. Serbest formdaki hormonlar,  aktif olabilmek için önce yağ
dokusundaki alıcıya bağlanmak zorundadır.Şişmanlık, yağ dokusundaki
alıcılar(reseptörler)'in sayısını azaltır, bu sebeple hormonlar faydalı
olamazlar. Mesela, hormon insulin ise, şeker hastalığına yol açar, hormon
testosteron ise, adet görememe ve doğurganlıkta azalmaya yol açar. Yağ
miktarı hormonun salgılanmasını da kontrol eder.

Bundan dolayı az yağlı atletik kızlarda aybaşılarının geciktiğini, aşırı
kilolu az hareketli kızlarda ise erken oluştuğunu görüyoruz. Domuz yağı depo
edilmiş insanlarda hormonların bağlarında düzensizliğin olduğu kabul
edilebilir. Bu sebeple, onlar kan dolaşımları içinde daha yüksek seviyede
aktif hormona sahiptirler. Mümkündür ki, domuz yiyen toplumların cinsel
hayatlarındaki sapkınlık ve anormal cinsel ilişki pratikleri ne yedikleri
ile bağlantılıdır. Bunlardan sonra, beslenme uzmanları tarafından " Siz ne
yiyorsanız osunuz." denebilir. Buraya kadar, domuzun hormonlar ve
davranışlarımız üzerindeki etkileri anlatılmaya çalışıldı. Domuzun
kolesterol, sodyum ve kalp hastalıkları ile ilişkisini görüşme imkânı
olmadı.


Ölü eti ve kan yemenin etkileri

Ölü eti, kesimi yapılmadan ölmüş ve kanı dışarı akıtılmamış bir hayvanın
etidir. Kan yeme, sadece cahiliye devrinde Arabistan'da veya hatta Afrika'da
yaygın olan kan içme değildir. Fakat, hayvanın usule uygun öldürülmemesinden
dolayı içerde kalmış kan da aynı durumdadır. Bütün hormonlar ve antikorlar
kanda tutulur. Virüsler de dahil bütün bulaşıcı organizmalar, kanda gelişme
imkânı bulur. Bu sebeple bu tür şeylerin yenmesi tehlikelidir. Köpek, kedi
ve aslanlar gibi etobur hayvanlarda bulunan hayvan içgüdülerine de neden
olabilir.


Alkolün Hormonal Etkileri

Akut ve kronik alkolizmin her ikisinde de endokrin bezleri etkilenir. Akut
alkolizm kan şekeri düşüklüğüne sebep olabilir ki, şiddetli ve komaya
götürücü sonuç verebilir. Bu, teşhis edilmeli ve glikojene tepki
vermeyebileceğinden damar içi dekstrosla tedavi edilmelidir. Düşük kalsiyum
sonucunda oluşan düşük magnezyum konsantrasyonun bir diğer etkisi, kas
kasılmaları ve hatta felçdir. İdrar çıkışındaki artış, antidiüretik hormonun
baskısı ile alakalıdır. Kronik alkolizm, pankreasın iltihabına ve
yetmezliğine yol açar. Pankreatik endokrin sisteminin yetersizliği sonucu
bazen diabet'e ve bazen de ekzokrin bezi yetersizliği sonucu besinlerin
emiliminde bozulmaya yol açar. Bu, testosteron üretiminin düşmesine yol açan
protein eksikliğine götürür. Erkeklerde memelerin anormal büyümesine,
kısırlığa, kadınlarda da aybaşının kesilmesine yol açar. Karaciğer hastalığı
ile bağlantısı olan alkol, testislerin aktivitesinin tam olarak düşmesine
yol açan testislerin dumura uğraması ile testosteronun yok olmasının
hızlanmasına neden olur. Sperm formasyonu da kısırlığa yol açar. Alkolik
annelerden doğan bebeklerde, keseye inmeyerek karın içinde kalan testisler
ve noksan uzuvlar olabilir.


Alkolün davranışlar üzerindeki etkileri

Bir santral sinir sistemi (SSS) baskılayıcısı olan alkol, hareketlerimizi
kolaylaştıran ve engelleyen yolların her ikisini de bastırır. İnsanı utanma
duygusundan soyutlayan ve kontrolden çıkaran ikincisinin baskısıdır. Bu
sebeple, alkollü kişi normal bir insanın yapamayacağı ne gibi davranışlar
varsa, mesela küfürlü kaba konuşmayı kullanır, her kesin içinde alenen
soyunur vs. gibi davranışları alkolün etkisi ile pervasızca yapar. Beyin
fonksiyonunun %50-70 devre dışı kaldığı tanımlanmış daha önemli davranış
bozuklukları vardır ki bunlar: hafıza kaybı, depresyon, (akut, kronik ve her
ikisi), yüksek intihar sıklığı, ruhsal iniş çıkışlar, ara verme durumunda
deliriyum gerginliği ve akut içimlerde baygınlık nöbetleri. Bütün bu
arazların sebebinin üçte biri alkolizmle ilgilidir. Alkol sarhoşluğu
altında, zihinsel doğru düşünme ve motor beceri zarar görür. Bazen bilinç
seviyesi de zarar görebilir. Alkol, aile içi şiddet, cinsel şiddet, tecavüz,
saldırı ve çocuğa dönük kötü muamele olaylarının kökenlerinde de
bulunabilir. Alkol iddia edildiği gibi cinsel arzuyu tahrik etmez. Alkol,
sadece merkez sinir sisteminin libido üzerindeki etkisini bastırmakla
kalmaz, seks organlarına giden kan akışını ve buna bağlı olarak setleşmeyi
de önemli ölçüde düşürür ve o sebeple cinsel performansı  azaltır.
Narkotiklerin(Kokain ve marijuana) hormonlar ve davranışlar üzerindeki
etkileri LSD ve kokainin her ikisi de testosteron ve LH kan düzeylerinde azalmaya
neden olurlar. Afrodizyak etkilerinin sebebi bölgesel olarak his kaybından
dolayıdır. Buna bağlı olarak, uzun süreli ereksiyon ve merkezi uyarı sebebi
ile genel bir keyif hali sağlanır. Bastırılmanın bastırılmasıyla, depresyon,
anksiyete ve ajitasyonun tetiklemiş olduğu neşenin(mutluluğun)yanlış bir
algılaması olarak anormal cinsel ilişkiye girmeye cesaretlendirirler. Panik
ataklar, intihar etme eğilimi, şiddet davranışları az değildir. Kronik
kullanım, şizofreniye, paranoyaya ve çeşitli psiyatrik bozukluklara sebep
olur. Hatta kokainman annelerden doğan bebekler geri zekâlılık alametleri
gösterirler.

Katkı maddelerinin hormonlar ve davranışlar üzerindeki etkileri
Eğer, domuz, domuz yağı, alkol, kakoin gibi yasaklanmış Katkı maddeler
tüketilmiş ise, etkileri erkenden ortaya çıkmayabilir. Buna karşılık, küçük
miktarlarda kullanılmaları sebebi ile etkileri de yavaş yavaş ve birikerek
olacaktır. Esasında, düşük kan şekerine neden olan şeker gibi,
hipertansiyona neden olan sodyum gibi, et ve unlu gıdalarda kullanılan ve
kanserle bağlantılı nitritler, nitratlar, sülfitler, sülfatlar gibi, kobay
farelerde mesane kanserine neden olan sakkarinler, beyin hasarı ile ilgili
olduğu söylenen aspartam yapay tatlandırıcılar gibi ve kadında vajinal ve
rahim kanserine neden olabilen DES(dietylstilbestrol, yağ ve kas kitlesini
artırmak için sığırlara verilen kadınlık hormonu) gibi şeyler daha büyük
önem taşımaktadırlar.


Sonuç


Yukarıda anlatılan tüm alanların üzerinde daha kapsamlı araştırmalar
yapılmalıdır. Bilhassa Müslümanların hayatına zarar verecek olanların,
verecekleri zararları daha doğru olarak tayin ve tesbit edebilmek için bu
araştırmalar çok önemlidir. Her ne kadar Müslümanlarda yasaklanmış şeylerin
kullanımı bulunmazsa da, batının rock müzüği, testislerin hararetine zarar
veren tayt biçimi kıyafetler gibi yasaklanmamış şeylerin etkileri ile sağlık
ve ruhlarına gelebilecek tehlikeler, gayri meşru cinsel uygulamalar ve
sigara da önem arzederler.

Kaynaklar:

Kur'an;2:173,5:4,6:145,16:115,2:219,4:43,5:98,5:91.
Yusaf Al Qardawi; The Lawful and Prohibited in Islam: 39-63
Hussaini, M.M. and A.H. Sakr. 1983, Islamic Dietary Laws and Practices, Published by the Islamic Food and Nutiition Council of America, Chicago, Illinois U.S.A.
William,R.H.;Test Book of Endocrinolocy. 6th edition:chapter on Psychoendocrinolo
Felig & Baxter; Endocrinology and Metabolism.
Goodart & Shils; Modern Nutrition in Health And Disease: 6th edition.
Badri,M.B.; Islam and Alcoholism: ATP Publication, lndianapolis.
Saud, M.A.; Sex Roles in Muslim Families in U.S.A.; Published in Al-ittihad.
Drucker, WM; Endocrinc Abnormalities caused by Alcobolism; Medical Aspect of Human Sexuality-Vol. 16, No. 12, Dec. 1982.
Eckardt et a]; Health Hazard Associated with Alcohol Consumption: JAMA 1981.
Washton and Stone; Human Cost of Cocaine Use; Medical Aspects of Human Sexuality-Vol. 18, No. II, Nov. 1984.


Makalenin yayınlandığı sitelerden bazıları:
www.islamic-world.net/sister/h16.htm
www.islam-usa.com/im19.html
www.eat-halal.com/articles/prohibitedfoods.shtml
www.muslimtents.com/aminahsworld/Effects.html
www.ummah.com/forum/archive/index.php/t-2209.html
www.islamawareness.net/Hospitals/

6/9/2007

KULAK MASAJI

Kulak ceninin Ana rahmindeki durusunun sematik olarak aynisidir. Ve tum akupunktur noktalari kulak uzerinde bu esasa gore yer almistir.Simdii...Basiniz, boynunuz, beliniz, sirtiniz, bacaklariniz, kalcaniz,ayaklariniz, omzunuz agridiginda yapacaginiz tek sey kulaklariniza masaj yapmak.Kulaginizi bas ve isaret parmaklarinizin arasına alarak kulak kepcesinden baslayarak, dayanabildiginiz
kadar guclu ve sikarak masaj yapin.Ilk anda bazi noktalar aciyacaktir (bunlar bedendeki agriyan bolgelerin kulaktaki refleks noktalaridir) . Kisa bir sure sonra bu agrilar kaybolacaktir.2 -3 dakika bu masaji yapmaniz yeterli olur. Isterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajin sonuna dogru bedeninize bir sicakligin yayildigini hissedeceksiniz. Bunun ardindan agrilarinizin azaldigini ve kayboldugunu DA... Hic bir yan etkisi olmayan bu uygulamayi her zaman her yerde kendinize ve agrisi olan yakinlariniza uygulayabilirsiniz Yoruldugunuzda, uzun otobus yada araba yolculuklarinda oturmaktan agrilara maruz kaldiginizda, cok usudugunuzde ve bedeninizi dengeye kavusturmak icin mucize benzeri bu uygulamayi
kullanabilirsiniz. Dort tane agri kesici aldim.Hala agriyor diyerek bas agrisindan kivranan taksi soforunun ona yaptigim iki dakikalik kulak masajinin ardindan yasadigi mutlu sa skinlikla benden ucret almadan tesekkurlerle ugurladigini hala hatirliyorum. Onemli olan kulagin her noktasina dokunun.Kulaginiz size hemen yanit verecektir. Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar.


Dogal Terapiler Uzmani

Haluk Otman

6/9/2007

Halsizlik ve yorgunluğun nedenleri

İnsanı yorgun düşüren 11 enerji düşmanı Cep telefonu, flüoresan ışık, küf gibi etkenler enerjimizden çalıyorlar. Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler.
1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler
Gürültü stres yaşatır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.
2- Kahve ve çay
6 fincandan sonrası zarar! Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.
3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar
Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.
4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır
Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.
5- Cep telefonu hipnozdan beter
20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.
6- Duş alırken
Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!
7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz
Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerekir.
8- Kola bünyeyi aside boğar
Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.
9- Gürültü de yorar
Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.
10- Flüoresan ışığı kronik esnemeye neden olur
Flüoresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.
11- Küften uzak durmalı
Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.

Bahar yorgunluğu için öneriler
Baharla birlikte gelen enfeksiyonel hastalıklar başta grip olmak üzere etkisini gösteren bulaşıcı hastalıkların başında yer almaktadır. Diyetimize yeterli C vitamini kaynakları ile hem hastalıklara yakalanma riskinden uzak hem de eğer yakalanmış isek de hafif şekilde atlatmış oluruz. Bunu da en başta içebileceğimiz kuşburnu çaylarından, turunçgillerden, domates, maydanoz, soğan, kabak ve birçok sebzeden alabiliriz.
- Bahar aylarında vücutta oluşabilecek pul pul dökülmelerin oluşmaması için ise en iyi kaynak A vitaminidir. A vitamininden zengin kaynaklarından bir örüntüyü diyetimize uyarlamak gerekir. Bunu da süt, domates, turuncu ve sarı renkli tüm sebze ve meyveler, balık tüketerek sağlayabiliriz.
- Öğünlerimizde gerek salatalarımıza gerek sebze ve zeytinyağlı yemeklere koyacağımız zeytinyağının içeriğindeki yağ asitleri sayesinde hem bağışıklık sistemimizi arttırmış hem de lezzetli ve enerji içeriği yüksek şekilde beslenmiş oluruz.
- Özellikle havaların ısınması ile vücut yüzey ısımızın artmakta ve sıvı ihtiyacımız da daha çok oluşmaktadır. Bu nedenle bayanların 10 su bardağı erkeklerin 14 su bardağı su içmesi gerekmektedir.

Çölyak nedir?
Çölyak, genetik kökenli bir ince bağırsak alerjisi. Bu alerji buğday, arpa, yulaf ve çavdar gibi tahıllarda bulunan ve günümüzde pek çok gıdada (bisküvi, reçel gibi) kıvam verici madde olarak kullanılan, gluten adlı proteine karşı ince bağırsağın ömür boyu süren bir hassasiyet göstermesinden kaynaklanıyor. Yediğimiz her yiyecek yemek borusundan mideye, mideden ince bağırsağa, oradan da kalın bağırsağa gider. Midede hazmedildikten sonra sağlığımız için gerekli olan tüm besin maddeleri ince bağırsakta bulunan villus çıkıntıları sayesinde emilerek kana karışır. Villuslar olmadan vücut hiçbir besin maddesini ememez. Çölyak hastalarında gluten maddesi villusları yok ettiği için vücut gerekli olan besin maddelerini alamaz. Bu durumda bağışıklık sistemi bozulur ve çölyak hastalığı ortaya çıkar.

Belirtileri neler?
Çölyak, çocukluk, ergenlik veya yetişkin yaşlarda görülebiliyor. Bebeklik çağında glutenli yiyecekler yenilmeye başladıktan sonra kusma, ishal, karın şişkinliği, iştahsızlık, huysuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkıyor. Bazen hamilelik veya bir ameliyat sonrası, viral enfeksiyon ya da şiddetli duygusal stres sonucunda ortaya çıkarak kişiye göre değişik belirtiler verebiliyor. Nedeni bilinmeyen ve ağızdan alınan demir takviyesiyle düzelmeyen kansızlık, şiddetli ishal ve karın ağrısı, sinirlilik, bir türlü geçmeyen gastrit benzeri şişkinlik, kısırlık, sık düşük yapma eğilimi, kemik ve eklem ağrıları, kollarda ve bacaklarda uyuşma, geçmeyen ağız içi yaraları gibi.

Teşhisi
Teşhisi en zor olan hastalıklardan biri, çölyak. Çünkü hastalığın belirtileri diğer hastalıkların belirtileriyle aynı olabiliyor. Böylece başka hastalıklarla karıştırılabiliyor. Kesin tanı için özel kan tahlilleri (AGA ve EMA) ve deneyimli bir gastroenterolog tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalı. Biyopsi için üniversite hastanelerinin gastroenteroloji kliniklerine başvurmak gerekiyor. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanların şikayeti olmasa da mutlaka doktora başvurmaları ve gerekli kontrolleri yaptırmaları gerekiyor.

Tedavisi
Tanı konulduktan sonraki aşamada uyulması gereken tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamak. Diyet uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonra villuslar hiç zarar görmemiş gibi çalışmaya devam ediyor ve şikâyetler ortadan kalkıyor. Bu nedenle glutenli gıdaları kesinlikle tüketmemek gerekiyor.

Doğal tedavi
Karaağaç ve kavunağacı bitkisinin çayları yararlı olabilir. 1 tutam bitki sıcak suda 5 dakika bekletilip süzülür. Balla tatlandırılıp sıcak veya ılık olarak günde 1-2 fincan içilebilir.

« Önceki ::








PREKLE.COM - Gercek Pagerank Degeriniz

Uyarı: Sitemiz internet üzerinden gelen kaynakları paylaşmaktatır. Eğer size ait herhangi bir çalışma görürseniz ve burada yayınlanmasını istemiyorsanız lütfen o yazıya ait yorum kısmından bizi uyarın, uyarınız alındığında yazınız kaldırılacaktır.