İyiBirYer

Google
 
Google Gruplar
İyiBirYer grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

15/9/2009

Kadir Gecesinin Gizliliği

KADİR GECESİ’NİNFAZİLETİ
Bin aydan daha hayırlı olan, meleklerin dünyaya indiği bu geceyi bereketlendirmek bizim elimizde. Bu gecede amel, ibâdet, zikir ve tefekkürle ulaşılacak olan hayır ve mükâfat, onsuz bin ay amel ile kazanılacak olan ecir ve sevaptan daha fazladır. Bir sınır ve miktar ile sınırlandırılamayacak kadar çok hayırlıdır. Bu da Cenab-ı Hakk'ın, sırf Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetine bir lûtuf ve ihsânıdır. Resûlüllah (s.a.v.), bu geceyle alâkalı olarak bizlere şunları hatırlatmaktadır: “Kim inanarak ve sırf ALLAH rızası için Kadir Gecesi'nde (Allâh‘a ibâdet için) kalkarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” Demek ki, bu geceyi değerlendirmenin birinci şartı kalkmak, yani gafletle geçirmemektir. Resûlüllah (s.a.v.) namaz kılmış, Kur'an okumuş, duâ ve tefekkürde bulunmuştur. Kadir Gecesi'nin ramazan ayında, bâhusus son on gününde saklı oluşunun hikmeti, insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyana dalmamaları... Bir diğeri de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesi'ne tesadüf etme ümidiyle ramazân-ı şerifin tamamını ihya etmelerini istemek olabilir. Bir hadis-i şerifte de Resûlüllah Efendimiz, “Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır” buyurur.


Kadir gecesinin kadrini, Kur’an-ı Kerim’in “Kadr Suresi” gayet açık bir üslup ile anlatmaktadır. Bu surenin bir ayet-i celilesinde ALLAH (c.c) şöyle buyuruyor.
“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”

Efendimiz (s.a.v)’in mübarek sözlerinden pek çoğunda, Kadir gecesinin çok hayırlı bir gece olduğu ve Ramazan ayının 27. Gecesine tesadüf ettiği bildirilmiştir.
Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu.
“Eğer cennetten bir adam çıksa, ve bütün dünya ehli de ona misafir olmak isterse o hepsini yedirir içirir, giydirir. İşte Kadir Gecesi de Hakk’ın misafirlerinden birirdir. Onun ziyafeti bütün dünya halkına yeter. Mahlukatın tümü ALLAH’ın misafiri ve kullarıdır. Onun keremi onlara yetmez mi, cömertliği onlara kafi gelmez mi?
Efendimiz (s.a.v) Kadir gecesinde neler yapılacağını, zaman zaman ümmetine ve özellikle mü’minlerin anneleri olan hanımlarına söylemiştir. Hz. Aişe validemiz şöyle anlatıyor:

“ALLAH resülu (s.a.v) bir akşam odama girdi. Ben ise yatağımı serdim, uyumaya hazırlanıyordum. Şöyle buyurdular:
-Ey Aişe! Bu gece şu dört ameli işlemeden uyuma:

a. Kur’an-ı Kerim’i bir defa olsun hatmet.
b. Peygamberleri, kıyamet gününde kendine şefaatı kıl.
c. Bütün müslümanların rızasını kazan.
d. Hac ve umre yapmadan uyuma.
ALLAH Resulü (s.a.v) bunları söyledi ve hemen namaza durdu. Bende kalkıp yatağın içine oturdum. Resülulllah (s.av) namazını bitirinceye kadar bekledim. Nihayet ALLAH Resülu namazını bitirip selam verince sordum.:
-Ya Resüllallah! Anam babam sana feda olsun, bana dört şeyi yapmadan uyumamamı emrettiniz. Ama ben, bu kadar işi bu kısa zamanda nasıl yapabilirim? Bir çare göstermediniz.
Bunun üzerine ALLAH’ın Resülu tebessüm ederek şöyle buyurdular:
-Ey Aişe! Dediklerimi yapman o kadar güç bir iş değildir. Çaresi şudur:

a. üç kez İhlas Suresini okursan, Kur’an-ı bir defa hatmetmiş sevabı alırsın.
b. Bana ve diğer peygamber kardeşlerime salat ve selam okursan, bizler kıyamet gününde sana şefaatçı oluruz.
c. Mü’min kardeşlerinin ALLAH’ın affına mazhar olmaları için istiğfar okursan, onların hepsinin rızasını kazanırsın.
d. “Sübhânellâhi vel hamdülillahi ve lâ ilâhe illellâhü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” tesbihini okumaya devam edersen, bir hac ve umre yapmış kadar ecir kazanırsın.”

Kadir gecesinin zamanı hususunda alimler arasında ihtilaflar doğmuştur. Kimi son on gününde kadir gecesinin aranması gerektiğini savunurken, bazıları daha değişik zamanlar ileri sürmüşlerdir. Aslında Ramazan ayı boyunca bütün gecelerde Kadir gecesinin araştırılması gerekir.
Kadir gecesinin sessiz ve sakin, fırtınasız, ne fazla sıcak, ne fazla soğuk, uyanık bulunan kimselere huzur ve huşu bahşettiği, sabahleyin doğan güneşin saçtığı ışınların gözleri tırmalamadığı çeşitli alimlerce ileri sürülmüştür.
Ramazan gecelerinde çok ibadette bulunulmasını temin için, o gecenin hangi gecede olduğu gizlenmiştir.




KADİR GECESİ NAMAZI

Bu namazın en azı iki, en çoğu bin, orta haddi yüz rekattır. Ondaki kıraat aynı berat namazındaki kıraattır.
Ancak orta haddinde kişi fatihadan sonra bir kere “inna enzelnahu” üç kere “ihlas Suresini okur. Her iki rekatta bir selam verir. Selamdan sonra hemen Hz.Peygamber'’ salat- selam getirilir ve kalkılır. Böylece dünya kelamı yapılmadan yüz rekatlık namaz tamamlanmış olur.


KADİR GECESİ

Kadir gecesinin gizliliği
Genel bir kabul olarak her yıl ramazan ayının 27’nci gecesi kadir gecesi olarak düşünülse de, bin aydan hayırlı bu kutlu gecenin ne zaman olduğu kesin belli değildir. Bu konuda bazı alimlerimiz 45’e ulaşan farklı görüşten söz ederler.
Kadir gecesinin ne zaman olduğuna dair görüşlerden bir kısmı şöyledir:
Kadir Gecesi bütün sene içinde bir gecedir, yıldan yıla zamanı değişebilir.
- Ramazan ayı içinde bir gecedir, fakat her yıl ramazan içinde farklı gecelere gelebilir.
- Ramazanın son yarısındadır.
- Ramazanın son onundadır.
- Ramazanın son yedisindedir.
- Ramazanın 17’nci gecesidir.
- Ramazanın 19’uncu gecesidir.
- Ramazanın 21’inci gecesidir.
- Ramazanın 23’üncü gecesidir.
- Ramazanın 27’inci gecesidir.
Bütün bu ihtimaller içinde en muteber olanı ise, kadir gecesinin ramazanın son onunda, tek gecelerde ve büyük ihtimalle 27’nci gece olmasıdır.
Kur’an-ı Kerim’in Peygamber A.S.’a indirilişinin başlangıcı, ramazanın 17’nci gecesinde olmuştur. Demek ki o yıl kadir gecesi, 17 ramazana rastlamıştı.
Aslında kadir gecesinin, Rasul-i Ekrem A.S. Efendimiz’e tamamen gizli kaldığı da düşünülemez. Ancak fazla açıklanmasına izinli olmadığından, kesinlik ifade etmeyen, teşvik ve ümit veren açıklamalarla yetinmiştir.
İmam-ı Azam Rh.A. Hazretleri’nin kanaatine göre de, kadir gecesi yıl içinde farklı aylar ve gecelerde dönmektedir. Çoğunlukla ramazanın son onunda ve muhtemelen 27’inci gecesinde olsa da böyledir. Hadis-i şeriflerde ümit ve tavsiye olarak işaret edilen kadir geceleri, Rasulullah A.S.’ın yaşadığı farklı yıllara mahsus olmalıdır.
Kadir gecesinin belirtileri
Kadir gecesinin bazı alâmetlerinden söz edilmiştir. O gecenin sabahında güneşin parıltısız olarak, yani çevresinde ışık hüzmeleri görünmeden ve gözü rahatsız etmeden dolunay gibi doğup yükselmesi, o gece havanın nisbeten ılıman olması gibi. Ayrıca, karanlık yerlerden dahi nurlar parladığını farketmek, o gece yapılan duaların kabul olduğuna şahit olmak gibi haller de bu belirtilere dahil edilmiştir.
Bu gecenin özel alâmetlerini farketmek, elbette herkes için mümkün değildir. Ancak ilâhi lütuf ve manevi keşifle birşeyler görülüp sezilebilir. Bununla beraber, o gece olağanüstü şeyler görüp ibadetten uzak kalmaktansa, hiçbir şey görmediği halde dua ve ibadet halinde olmak elbette daha iyidir.
Kadir gecesini iyilik ve ibadetle ihya ederek araştırmak müstehap olduğu gibi, o geceyi zamanında farkeden kimsenin bu müşahedesini fazla açığa vurmadan gizlemesi, ALLAH’a şükür ve duada bulunması da müstehaptır.
Kadir gecesini takib eden gündüz de, cuma gecesi ve gününde olduğu gibi hayır ve ihya bakımından o geceye dahil sayılır.
Kadir gecesinin ihyası
Bu geceyi ihya etmekten maksat, bir saat dahi olsa gecenin bir kısmının ibadetle, canlı ve uyanık geçirilmesidir. Kur’an ve hadis okuma, dua ve tevbe, tesbihat ve salâvat, dini sohbetler, gece namazı ve kaza namazları başta olmak üzere, ALLAH rızası için daha başka iyilik ve güzelliklerle, bu mübarek geceden mümkün mertebe faydalanmaya çalışmalıdır. Bu gece, duaların pek makbul oduğu bir gecedir.
Kadir gecesi ümidi ve niyetiyle geceyi ihya eden, o geceye denk gelmese bile elbette bol sevaba kavuşur.
Bu geceye mahsus, özel bir namaz ve ibadet şekli yoktur. Kadir gecesi namazı olarak, yatsıdan sonra bir nafile namaz kılınması öteden beri hoş görülmüş bir adet ise de, güvenilir kaynaklarada bu konuda bilgi mevcut değildir. Öyleyse herkes istediği gibi nafile namaz kılabilir. Kaza namazı borcu olanın ise, bolca kaza namazı kılması daha uygundur. Ramazanın son on gecesi, kadir gecesine rastlama ümidiyle ayrı bir öneme sahiptir ve ibadetlerle ihyası müstehaptır.
Kadir gecesi, akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılmakla veya yatsı ve teravihin kılınmasıyla kısmen ihya edilmiş olur. Yatsı ve sabah namazının cemaatle kılınması da böyledir. Tabii ki gecenin çoğunu veya tamamını ibadetle ihya etmek çok daha güzeldir.
Hanımların namazları vaktinde kılıp, gecenin diğer amel ve adabını kollamakla; namaz kılma imkanı olmayan mazeretli kimselerin de ibadet niyetiyle dini eserler okuma, dinleme, tefekkür, dua, zikir ve tevbe gibi hallerle gecenin hakkını verip, hissedar olmaları mümkündür.
Kadir gecesindeki sevaplar, bu gece açıktan bilinmese de bin aylık sevaba denktir. Ancak açıkça bilinseydi, bu gecenin günahları da bin aylık olurdu. Şu halde bundaki gizlilik büyük bir nimettir

15/9/2009

Kadir gecesi, zamanı ve alametleri

Kadir gecesi, zamanı ve alametleri
Kadir Gecesi,

Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Bazı âlimlere göre Mevlid gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, Muhammed aleyhisselamın ümmetine mahsus bir gecedir. Başka peygamberlere böyle bir gece verilmemiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allah Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi]

Peygamber efendimiz, daha önceki ümmetlerden bin sene cihad eden insanları düşünüp, benim ümmetimin ömrü kısadır, az ibadet ederler diye üzülünce, Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup Habibinin kalbini ferahlandırdı. Hem de Kadir gecesi, her Ramazan ayında gelir.

Resulullah efendimize kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti. (İ. Malik)

Resulullah efendimiz, (Beni İsrail peygamberlerinden 80 yıl Allahü teâlâya ibadet eden oldu) buyurunca, Eshab-ı kiram hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelip; “Ya Resulallah, senin ümmetin bu peygamberlerin, 80 yıllık ibadetine şaşarlar. Allah sana ondan iyisini gönderdi” diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Tefsir-i Mugni)

Kadir gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allah, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar, Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi]

(İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari, Müslim]

(Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur’an-ı kerimi hatim etmekten daha sevaptır. Kadir gecesinde bir tesbih (Sübhanallah), bir tahmid (Elhamdülillah), bir tehlil (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni]

(Kadir gecesi üç defa “La ilahe illallah” söyleyen müslümanın, birincisinde bütün günahları bağışlanır. İkincisinde Cehennemden kurtulur, üçüncüsünde Cennete girer.) [Tefsir-i Mugni]

Zamanı,

Kadir gecesi Ramazan ayı içindedir. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. Âlimlerimiz, (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini Ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruyorlar.

O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli! Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli; orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı; evliya halk arasında gizli olduğu için herkese iyi muamele etmeli. Her geleni Hıdır, her geceyi Kadir bilmelidir.

V.Necat’taki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah indinde en kıymetli gece, Kadir gecesidir.)

(Bin aydan daha kıymetli olan Kadir gecesinin hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.)

Kadir gecesi ile ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyledir:
(Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın.) [Müslim]

(Kadir gecesini, Ramazanın son on gününün 21, 23, 25, 27 ve 29 gibi tek gecelerinde veya Ramazanın son gecesinde arayın. Sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirenin günahları affolur.) [İ.Ahmed]

(Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesidir.) [Ebu Davud]

İmam-ı a’zam hazretleri, Kadir gecesinin, Ramazanın 27. gecesine çok isabet ettiğini bildirmiştir. (Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya eden, Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevap kazanır) hadis-i şerifini düşünerek sık sık vaki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur.

Kadir gecesini soran bir zata, Peygamber efendimiz, (Bu yıl Kadir gecesi Ramazanın ilk gecesi idi geçti. 27. geceyi ihya et! Ramazanın 27. gecesini ihya edene, vücudundaki kıllar sayısınca, hac, umre, şehid ve gazi sevabı verilir) buyurdu. Başka birisine de, (Bu yıl Kadir gecesi geçti, fakat Ramazanın 27. gecesini ihya et! Kadir gecesi sevabına kavuşursun. Şefaatten nasipsiz kalmazsın) buyurdu. Hz. Âişe validemize de, (13. gece idi geçti. Kadir gecesini kaçırdıysan, 27. geceye kavuşursun. O geceyi ihya edersen, ahiret yolculuğu için azık olarak o geceki ibadet sana yeter) buyurdu. Hz. Âişe (Resulullah, Ramazanın son on gününde çok ibadet ederdi) buyuruyor.

İmam-ı Şarani hazretleri, (Ramazan, pazar günü başlarsa, Kadir gecesi 29. gecedir. Salı başlarsa 27. gece, perşembe başlarsa 25., cumartesi başlarsa 23., pazartesi başlarsa 21., çarşamba başlarsa 19., cuma başlarsa 17. gecedir) diyor.

Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allahü teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur.

Bu geceyi ihya için ilim öğrenmeli, mesela ilmihal okumalı, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müminlere göndermeli! Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak gerekir.

Resulullah, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerimun tühıbbül afve fa’fü anni) duasını okumayı bildirmiştir. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.

Bin aydan faziletli, ne kadar kadri yüce!
Sayısız günahkâr kul, affa uğrar bu gece.

Kadir gecesin alametleri,

Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar. Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur. Ubeyd bin Ömer hazretleri anlatır: Kadir gecesi denizde idim, denizin suyunu içtim, tuzlu değildi, tatlı ve hoş idi.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Kadir gecesi açık ve mülayim olur. Soğuk ve sıcak değildir, sabahında da güneş zaif ve kızıl olarak doğar.) [Taberani]

(Kadir gecesi açık olur, sıcak ve soğuk değildir. Bulut yoktur. Yağmur ve rüzgar yoktur. O gecenin sabahının alameti güneşin şuasız doğmasıdır.) [Taberani]

(Kadir gecesi sabahı güneş şuasız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.) [Müslim]

Alıntıdır.

8/9/2009

Peygamberimizin (a.s.m.) son sözü, "namaz" oldu

Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) vefat edeceği gün sabah vakti, kendisinde bir hafiflik görüldü. Yanındakiler sevinerek, iyidir diye ayrılıp işlerine gittiler. Yanında yalnız kadınlar kaldı. Böyle ümitle ferahlık arasında iken Resul-i Ekrem (a.s.m.):
– Kadınlar çıksın, bu melek yanıma girmek istiyor, dedi.
Herkes çıktı, yalnız Hz. Aişe kalmıştı. Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) başı onun kucağındaydı. Meleği karşılamak üzere Efendimiz (a.s.m.) oturdu. O da evin bir köşesine çekilmişti.
Bir müddet melekle konuştuktan sonra tekrar Âişe Validemizi çağırdı ve başını onun kucağına koydu. Kadınlara da içeri girmelerini söyledi. Hz. Aişe, Resul-i Ekrem'e (a.s.m.):
– Bu melek, Hz. Cebrail'e (a.s.) benzemiyordu, dedi.
Resul-i Ekrem (a.s.m.) şöyle buyurdu:
– Evet, ya Aişe, bu, ölüm meleği idi. Bana geldi ve "Allahu Teâlâ beni sana gönderdi ve iznin olmadan yanına girmememi emretti. İzin vermezsen geri dönerim, izin verirsen girerim. Ve yine sen müsaade etmeden ruhunu almamamı bana emretti. Emrin nedir?" diye sordu. Ben de kendisine  "Cebrail gelinceye kadar benden uzaklaş" dedim. İşte şimdi Cebrail'in gelme saatidir.
 
Hz. Aişe bunun üzerine, "Ne bir fikir yürütecek ne de bir cevaba muktedir olacak durumda idik. Büyük bir felâketle karşılaşmış gibi dehşet içinde kaldık. İşin önemine binaen kimsenin ağzından ses çıkmıyor, ehl-i beyt dehşet içinde bekliyordu. Tam bu sırada Hz. Cebrail'in (a.s.) kapıya geldiğini anladım. Selâm verdi, kadınlar çıktı. Hz. Cebrail (a.s.) girdi ve Resul-i Ekrem'e:
– Allah Teâlâ'nın sana selâmı vardır, kendini nasıl bulduğunu sana soruyor. Şüphesiz O, senin nasıl olduğunu daha iyi bilir, ancak senin kerem ve şerefini artırmayı ve ümmetin arasında örnek olmayı kast etmiştir, dedi.
Resul-i Ekrem (a.s.m.):
– Kendimi sancılar içinde buluyorum, dedi. Hz. Cebrail de (a.s.):
Sana müjde olsun! Allah Teâlâ seni vaat ettiği mevkilere yükseltmek için bu acı ve sancıları sana vermiştir, dedi. Resul-i Ekrem (a.s.m.):
– Ey Cebrail, ölüm meleği,Hz.Azrail  yanıma girmek için izin istedi, dedi ve olayı anlattı. Hz. Cebrail (a.s.):
– Ya Resulallah, Rabbin sana müştaktır, senden başka hiç kimseden böyle bir müsaade istememiş ve istemeyecektir. Allah Teâlâ böylece senin şerefini tamamlamak istiyor, dedi. Resul-i Ekrem:
– O hâlde Azrail gelinceye kadar ayrılma, dedi. Kadınların içeri girmesine izin verildi. Resul-i Ekrem,  Hz. Fâtıma'ya:
— Yaklaş, diye buyurdu. Hz. Fatıma Resul-ü Ekrem'e doğru eğildi. Efendimiz (a.s.m.) ona gizlice bir şeyler söyledi ve gözleri yaşlı olarak başını kaldırdı. Resul-i Ekrem tekrar Hz. Fatıma'ya:
– Yaklaş, diye buyurdu. Bu defa da kulağına bir şeyler fısıldadı ve Hz. Fatıma gülümseyerek başını kaldırdı.
 
Tabii bu durum, Hz. Aişe başta olmak üzere odadaki kadınları meraklandırdı. Hz. Aişe sonra bir fırsatında Hz. Fatıma'ya bu durumu sordu. O da:
– Birinci seferinde Resul-i Ekrem (a.s.m.) bana, "Ben bugün ölüyorum" diye buyurdu ve ona ağladım. İkinci seferinde, "Ben Allah'a dua ettim; ehl-i beytimden ilk olarak seni bana kavuşturmasını ve seni benimle bir arada bulundurmasını istedim" şeklinde buyurdu, buna da tebessüm ettim, dedi ve oğullarını kendisine çekerek başlarını kokladı.
 
Tam bu sırada ölüm meleği,Hz.Azrail geldi, selâm verdi ve içeri girmek için izin istedi. İzin verildi, içeri girdi ve:
– Ya Muhammed, ne emrediyorsun, diye sordu. Resul-i Ekrem (a.s.m.):
– Şu anda beni Rabbime kavuştur, buyurdu. Hz. Azrail de (a.s.):
– Olur, seni bugün Rabbine kavuştururum, çünkü Rabbin sana müştaktır.
 
Senin dışında hiç kimse hakkında böyle bir tereddüde meydan vermedi. Senden başka kimseden izin almamı emretmedi. Fakat senin saatin yakındır, dedi ve ayrıldı. Bu sırada Hz. Cebrail (a.s.) gelerek selâm verdi ve:
– Vahiy dürüldüğü gibi dünya da benim için dürülmüş oldu. Artık ne dünyanın bana bir ihtiyacı ve ne de benim dünyada bir ihtiyacım kaldı. Bu, benim yeryüzüne son inişimdir, dedi.
 
Kimsenin ses çıkaracak durumu yoktu. Hz. Aişe, Efendimizin (a.s.m.) mübarek başını göğsü arasına aldı ve Efendimizin (a.s.m.) göğsünü tuttu. Bu sırada Efendimiz kısa bir baygınlık geçirdi. Sonra alnından inci tanesi gibi terler akmaya başladı. Hz. Aişe terini sildi ve şöyle dedi:  "Böyle güzel koku hiç almış değilim."  Sonra ayılınca:
– Anam babam sana feda olsun, bu terler ne idi, dedi.
Resul-i Ekrem (a.s.m.):  "Mü'minin ruhu ter ile, kâfirin ruhu ise merkebin canı gibi ağız ve burun deliklerinden çıkar." buyurdu.
İşte ancak o zaman Hz. Aişe ve yanındaki kadınların aklı başına gelmişti, korku dolu bir halde hemen erkekleri çağırdılar.
 
İlk gelen erkek, Hz. Aişe'nin babasının ona gönderdiği, kardeşi Abdurrahman' dı. Ne yazık ki o bile Resul-i Ekrem'in hayatına yetişememişti. Allah Teâlâ, Cebrail ve Mikail'i görevlendirdiği için vazifeyi onlar üzerlerine almışlardı da hiçbir erkek ölümü ânında yanında bulunamamıştı. Resul-i Ekrem (a.s.m.) kendinden geçip baygınlık geçirdiği sırada da, sanki "Hangisini tercih ediyorsun?" diye bir muhayyerlik içinde, "Hayır, Refik-i Â'lâ'yı istiyorum" buyurmuştu. Dili açıldığı ve baygınlığı geçtiği vakit kadınlara döndü:
– Namaz, namaz; zira siz namaza devam ettiğiniz müddetçe dine bağlısınız. Onun için hepiniz namaza devam ediniz, buyurdu.Artık nefes alıp vermekte güçlük çekiyordu. dili Allah'ı zikretmekle meşguldü:  "Allah'ım beni Refk-i A'laya(en yüksek makamlarda bulunan peygamberler cemaati) ulaştır." duasını tekrarlıyordu. Bu esnada bile ümmetini irşad etmek için "Ellerinizdeki kölelerinize, emriniz altındakilere iyi davranınız. Namaza dikkat ve devam ediniz." diyordu. (Orijinal ifadesiyle EV MA MELEKET EYMANUKUM (Nisa:3,24,25, 36 ve Nahl-71) yani elinizin altında bulunan emanetler yani köle,cariye,hizmetç iler başta olmak üzere mesuliyetini üzerine aldığınız insanların hak ve hukukuna riayette daha hassas,daha titiz davranın demek istiyordu.O son anında bile  o eşşsiz şefkatiyle nefsini,şahsını,kendini değil yine her zaman olduğu gibi ümmetini düşünüyordu.
 
Zaten dünyaya teşrif ettiğinde ağzından duyulan ilk kelime ÜMMETİ değil miydi? O hep nefsi için değil,ÜMMETİ için yaşamadı mı?...)  
Bu hazin manzara orada bulunan kızı Hz. Fatıma'nın yüreğini adeta dağlıyordu. Bir ara Peygamber efendimizi bağrına bastı: "Vay babamın çektiği ızdıraba" diyerek gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Peygamber efendimiz "Bugünden sonra, Baban hiçbir zaman ızdırab çekmeyecektir. " buyurdu ve ilave etti:  "Kızım Fatıma! Sakın ağlama. Ben vefat ettiğim zaman İnna lillahi ve inna ileyhi raciun  de.'

 
Kaynaklar:
1) Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı,Cilt:3 sayfa:387  Salih Suruç
2) Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz ,Resid Haylamaz,Cilt: 2,Sayfa:651

27/8/2009

Bir çocuğun duası

      Deniz kenarına oturmuş, gözlerinide ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu.Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:
      - Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk, başını çevirmeden;
- Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.
Adam, çocuğun yanına oturup:
- Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.
     Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı. Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:
- Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur. Çocuk, büyük bir sevinçle:
- Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?
- Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar.
     Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter. Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı.
    O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın âniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük. Akşam üstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı.
     Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı.
Sonunda onu bulup:
- Avınız inşAllah iyi geçmiştir!. dedi Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim. Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:
- Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı.

- Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.
Balıkçı için her şey tesadüftü. Bnun için de "rasgele" derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun yanaklarını okşarken:
- Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?
- Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim. Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:
- Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.
Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı.Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada.Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:
- Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!.
Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da... Topu ise, işte
ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:
- Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun o zaman?

     SİZLERDE DUA ETMEYİ DENEDİNİZMİ SIKINTILI  ANLARINIZDA?...
BELKİ DUALARINIZ HEMEN GERÇEKLEŞMEYEBİLİR AMA O DUALARIN SEVABI YETER SİZLERE...
DUA EN KIYMETLİ BİR HAZİNE BİZİM İÇİN..
BİTER DİYE KORKMAYIN İSTEDİĞİNİZ KADAR KULLANIN... ÖYLE BİR HAZİNE Kİ SINIRSIZ VE KARŞILIKSIZ VERİLMİŞ HEMDE...

27/8/2009

Bir insanın ömrü ne kadardır?

Bir insanın ömrü ne kadardır?


Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakalli, nur yuzlu dedesine merakla soruyor :

 
"Dedecigim! Bir insanin omru ne kadar olur?" Dede tatli bir gulucukle:
 
"Ezanla namaz arasi kadar yavrucugum." deyince torun:
 
"Nasil yani, omur bu kadar kisa mi?" der. Dede:
 
"Evet yavrum. Omur, namazsiz ezanla, ezansiz namaz arasi kadardir." diye cevap verir.

Torun yeniden sorar:
 
"Namazsiz ezan ve ezansiz namaz sozlerinden ne kastettigini anlamadim dedecigim. Bu ne demek aciklar misin?"

Dede sefkatle ellerinden tuttugu torununa:
 
"Bak yavrum, gecenlerde komsumuzun cocugu dogdu. Cocugun kulagina ezan okundu degil mi? Iste o ezanin namazi kilindi mi? Kilinmadi.
O ezan "Namazsiz ezan"di. Insan oldugu zaman kilinan cenaze namazinin da ezani yoktur. O da "Ezansiz namaz"dir. Aslinda o namazin ezani insan dogunca okunmustu kulagina.
 
"Bak ey insan! Dogdun, ama oleceksin, omur cabuk biter, hayatini iyi degerlendir. Bosa vakit harcama!" ikazini yapiyordu o ezan.
Iste yavrum EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakin bosa gecirme. Omrunu dolu dolu yasa, bir nefes bile bosluk birakma!"

27/8/2009

Allah(c.c) Demek…

Allah(c.c) Demek…

 

Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş.

Bu ümitsiz sevdasını gidip meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş: “Evlâdım, şehrin girişinde tam yol ağzında otur, kim ne derse desin sadece ‘Allah’ diye cevap ver.” demiş.

Fakir genç, denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan “Allah” demiş. Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş. Zamanla “Allah” diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten, genç hakkında bilgi istemiş.

Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş. Padişah, kalkıp genci ziyarete gitmiş. “Kimsin?Derdin ne? Ne istersin?” demiş ise de, genç, padişaha karşı da “Allah” demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış.

Derviş akşam gencin yanına gelmiş. “Padişah sana “Kızımı vereyim” diyene kadar, sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunma!” diye tembihte bulunmuş. Nihayet bir gün padişah gelip: “Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim.” deyince,

Genç, dervişin şaşkın bakışları altında “Yok” demiş. Artık onu da istemiyorum.

Ben başka birisinin hatırı için Allah dedim, Allah devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi.

Eğer Onun hatırı için Allah deseydim kim bilir ne olurdu?

Ben bundan böyle Ondan başkasını anmıyor, ondan başkasını istemiyorum.”demiş.

27/8/2009

Namaz hayatın gereğinden fazla dünyevileşmesine karşı alınmış il

Namaz hayatın gereğinden fazla dünyevileşmesine karşı alınmış ilahi bir önlemdir. Dünyadaki insanı zaman iğnesiyle her gün beş yerinden ahirete diken bir göksel dikiştir namaz.

Namaz mü'minin miracıdır.
Bu nedenle namazla uzay yolculuğu arasında garip benzerlikler bulunabilir:

Taharet, kalbin uçuşa hazırlanması

Sünnet, motorun ısındırılması

İftitah tekbiri, kalkışa geçmek

Kıraat, yakıt

Rükû, rota

Secde, kavuşma ve tekmil

Son oturuş, iniş

Selam ise; bütün dünyaya "ben miracımı tamamlayarak aranıza yeniden döndüm" diye haber vermektir.

Namaz bir sırat yürüyüşüdür:

Sağınız cennet, solunuz cehennemdir.
Ardınız dünya, önünüz ahirettir.

Mustafa İslamoğlu

24/8/2009

Hayırlı ramazanlar

Ömrünüz, haram ve günahlara karşı RAMAZAN;

 

ahiretiniz ise, bunun karşılığı olarak BAYRAM olsun

inşallah.


 

Ak bir sevdayı içinde bir bebek gibi büyütenler için
 
Ramazan'ın ifade

ettiği mana çok derindir...
 

Bazı bedbahtlara Ramazan hiç gelmeyecek...

Yazık...


 

Bazılarına ise bir gelecek, pir gelecek...
 
Gelecek ve bir daha hiç gitmek
 
istemeyecek... Gitmeyecek....
 
 
İşte onların hayatı Ramazan olacak...
 
Şahid olacaklar, şahid bulacaklar...
 
 
Günah orucunu hiç bozmayacaklar...
 
Harama karşı bir ömür sürecek bir oruca niyet
 
edecekler...
 

"Küfre ve şirke karşı tuttuğum orucumu bozarsam,

namerdim!" diyecekler... *


 

Elhasıl, ömürlerini Ramazan edecekler...


 

Şimdi söyleyin a dostlar: Ömrü Ramazan olanın,

Ahireti bayram olmaz mı?*

24/8/2009

Sen namazını tekrar kılıver

Vaktiyle bir derviş varmış. Bir ramazan ayında bu dervişi iftara davet etmişler ve o da davete icabet edip gitmiş. Fakat orada fazla bir şey yiyememiş ve yatsıdan önce evine gelmiş, hanımından da bir sofra hazırlamasını istemiş.

Hanımı da;

-Sen davette değil miydin, ne sofrası, ne yemeği? demiş. Derviş;

-Sorma hanım, eğer çok yersem, arkamdan ‘Bu halis derviş değilmiş’ diye konuşmalarından korktum ve bu sebeple fazla bir şey yiyemedim, demiş. Bunun üzerine hanımı;

-İyi o zaman, ben sofrayı hazırlayıncaya kadar sen de akşam namazını kılıver. Zaten sofrayı da ancak hazırlarım demiş. Hanımından bunları işiten derviş;

-İyi ama ben akşam namazını orada, hem de imam olarak kılmıştım cevabını verir. O zaman dervişin hanımı;

-Sen arkamdan kötü konuşurlar diye pek yemek yiyemediğine göre, arkamdan iyi konuşsunlar diye de namazı uzatmışsındır. Bu sebeple sen, akşam namazını bir daha kılıver, o arada ben de sofrayı hazır ederim, deyivermiş.

Derviş, hanımının bu sözleri üzerine derin derin düşünceye dalar, aklı başına gelir, yaptığından tevbe ederek riya yani gösteriş derdinden kurtulup halis bir Müslüman olur

24/8/2009

İslam’ın Kadına Zulmetmediğini Nasıl Keşfettim?

İslam’ın Kadına Zulmetmediğini Nasıl Keşfettim?
 
Ben Hindu bir aileden geliyorum. Benim toplumumda kadın evlenip çocuk sahibi olacak ve kocası –ister nazik olsun ister olmasın- ona hizmet edecek varlıktı. Kendimizi ancak bunun için nazarı itibara alabilirdik. Kendi dinimde kadına zulmedilen pek çok şey olduğunu keşfettim. Mesela eğer bir kadın boşanmışsa beyaz “sari” denilen bir elbise giymek, vejetaryen yemekler yemek, saçını kısa kesmek ve asla evlenmemek zorundadır. Gelin daima başlık parasını kocasının ailesine öder. Koca gelinin veremeyeceği şeyleri bile saygısızca isteyebilir. Sadece bunlar değil, kadın evlendikten sonra da başlık parasını ödememişse ve buna gücü yetmezse, hem duygusal hem de fiziksel olarak eziyete maruz kalır. Ve “bir mutfak kazası” kurbanı olarak sonu gelirdi. Bu olay ya kocanın kendisi ya da koca ile beraber kayın validenin, kadın mutfakta yemek yaparken mutfağı ateşe vermeleri ile “kazaen(!)” olurdu. Bu ve buna benzer daha nice örnekler var. Babamın bir arkadaşının kızı geçen yıl aynı kaderi paylaştı.
Bunlara ilave olarak Hindu erkekleri, kelimesi kelimesine tanrı olarak muamele görürlerdi. Hinduların bayramlarından birinde evlenmemiş kızlar, Shira denilen bir puta taparlar ve ona dua ederler ki böylece onun gibi bir kocaya sahip olsunlar. Benim öz annem de onlar gibi yapmamı istemişti. Bu olay bana, Hindu dininin açık delillere sahip olmadığını sadece kadınları ezen gelenekler olduğunu ve bunun da doğru olmadığını gösterdi.
Daha sonra İngiltere’ye okumaya geldiğimde, en azından bu ülkenin kadın ve erkeğe eşit haklar verdiğini ve onlara baskı yapmadığını düşündüm. Hepimizin istediğimiz şeyleri yapma özgürlüğüne sahip olduğumuzu gördüm.
Yeni insanlarla tanışmaya ve yeni arkadaşlar edinmeye başladığımda bu yeni toplumu da tanımaya başladım. “Sosyalleşmek” için barlara ve dansa giden arkadaşlarıma katıldım, onlarla gezdim. Fark ettim ki bu “eşitlik” teoride olduğu gibi pratikte gerçek değil. Görünüşte kadınlar, işte, eğitimde eşit haklara sahipmiş gibi görünüyor ama gerçekte farklı ve daha esrarengiz bir şekilde hala baskı altındalar.
Bahsettiğim yerlerde arkadaşlarımla takılırken herkesin benimle konuşmaya ilgi duyduğunu gördüm ve bunun normal olduğunu sandım. Ancak daha sonra ne kadar saf olduğumu fark ettim ve bu insanların gerçekte ne istediklerini anladım.
Bir müddet sonra iyice rahatsız olmaya başladım. Belli bir şekilde giyinmek zorundaydım ki insanlar benden hoşlansın, belli bir şekilde konuşmak zorundaydım ki insanları hoşnut edeyim. Ama bunları yaptıkça rahatsızlığım iki kat arttı. Sanki bir çıkış yolu bulamıyordum. Herkes eğlendiğini söylüyordu ama ben buna “eğlenme” diyemiyordum.
asıl bu hayat tarzında kadınlar baskı görüyor ve zulme uğruyor. Hoşlanılsınlar diye belli bir şekilde giyiniyor ve konuşuyorlardı.
Bu zaman zarfında birkaç Müslüman arkadaşım olmasına rağmen İslam hakkında hiç düşünmemiştim. Ama bir şeyler yapmak zorundaydım. Mutlu ve güvende olacağım, saygı duyulacağım bir şeyler bulmalıydım. Doğru inanış olduğuna inanacağım bir şey, çünkü herkes prensipleri doğrultusunda yaşadığı bir inanca sahip.
Birisinin inanışı diğer insanlarla çıkarak eğlenmek ise, bunu yapar, bir diğerinin inanışı para kazanmak ise bunu başarmak için her şeyi yapar. Bir başkasına göre hayattan zevk almak içmek ise bunu uygular. Fakat bütün bunlar hiçbir yere götürmüyor. Hiç kimse tam olarak tatmin olmuş değil ve kadın aradığı saygıyı bu yolla tüketiyor.
Günümüzde sözde “eşit haklar toplum”unda bir erkek arkadaşınız olmak zorunda ve bakire olmamalısınız. Bazı kadınlar fark etmese de bu, zulmün bir başka şeklidir.
İslam dinini seçtiğimde artık daimi güvenliği bulduğumu anladım.  Bir din, bir inanç… Hayatın her bakış açısından net ve tamamlanmış… Pek çok insan İslam’ı kadınları baştan ayağa örten ve onlara hiçbir özgürlük ve hak vermeyen bir din olarak tanıyor. Bu bir yanlış inanıştır. Gerçekte kadınlara İslam’da çok daha fazla haklar verilmiştir. Gayrı Müslim kadınlara diğer batı ülkelerinde ve toplumlarda hakların yeni verildiğini kıyaslarsak İslam bunu 1400 senedir yapıyor. Oysa şu an bile zulme uğrayan kadınların var olduğu toplumlar var, en başta bahsettiğim kendi toplumum gibi.
Müslüman kadınların mirasta hakları var. Kendi işlerini kurup işletme hakları var. Mülkiyet sahibi olma hakları var. Eğitim hakları var, sebebi makul oldukça bir evliliği reddetme hakkı var. Allah’ın sözleri olan Kuran’ın kendisi pek çok ayette erkeklerin eşlerine nazik olmalarını emrediyor ve kadın haklarını vurguluyor. İslam doğru kurallar dizisini veriyor, çünkü bu kurallar İnsanoğlu tarafından yapılmadı, Allah tarafından yapıldı; işte mükemmel din…
Müslüman kadınlara sürekli neden baştan ayağa örtündükleri soruluyor ve onlara bunun bir baskı olduğu söyleniyor, ama değil. İslam’da evlilik, hayatın toplumu oluşturan önemli bir kısmıdır. Bu yüzden kadın, kendisini kocası dışındaki erkeklere göstererek ortada gezmemeli. Erkekler bile vücutlarının belli kısımlarını karısı dışındakilere gösteremezler. Ayrıca Allah Müslüman kadınlara tevazuları için örtmelerini emreder:
Ahzab suresi: 59.Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Pek çok topluma baktığımızda, kadınlara saldırılan sayısız olayda giyinmelerinin büyük etkisi görülmektedir. Üzerinde durmak istediğim bir başka nokta; İslam’da Allah tarafından belirlenen emir ve yasaklar sadece kadınlar için değildir, bu emirler ayrıca erkeklere de verilmiştir. O (cc) ne emrettiyse doğrudur, tamdır, kusursuzdur ve insanoğluna bir faydası vardır. Bunda kesinlikle şüphe yok.
Nur suresi: 30.Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

 Tesettüre girdiğimde, bunu yapmaktan çok mutlu olarak yaptım. Gerçekten istedim. İlk olarak onu giydiğimde mükemmel bir tatmin ve mutluluk duygusu hissettim. Allahın emrine itaat ettiğimden dolayı duyduğum tatminlik… Kendimi son derece güvenli ve korunmuş hissettim. İnsanların bana daha saygılı davrandığını gördüm. Bana karşı davranışları farklılaşmıştı.
Sonuç olarak diyebilirim ki, İslam’ı kabul ettim ama gözleri kapalı olarak ya da baskı altında değil. Kuranın kendisindeki ayet söylüyor bunu:
256.Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
İslam’ı tamamen ikna olmuş bir şekilde kabul ettim. Gördüm ve uyguladım. Hikayenin her iki tarafında da yer aldım. İki tarafın tecrübesini de yaşadım ve biliyorum ki doğru olan şeyi yaptım. İslam kadını ezmez aksine ona özgürlüğünü ve hak ettiği saygıyı verir. İslam, kadını gerçekten özgürleştirmiş ve ona hiçbir otoritenin veremediği “bireysellik”i vermiştir.  İslam Allahın tüm insanlık için seçtiği dindir. Onu kabul edenler, bir grubun diğer gruba baskı yaptığı şu dünyada insanoğluna vurulmuş zincirleri kırıp özgürlüğe kavuşanlardır..
 
Sister Noor, University of Essex, UK.
(Bir buçuk yıl önce Müslüman olan Nur, İngiltere Essex Üniversitesinde Biyoloji bölümünde okumaktadır.) .(“Islamic Perspectives” Dergisinden alıntıdır)
« Önceki ::








PREKLE.COM - Gercek Pagerank Degeriniz

Uyarı: Sitemiz internet üzerinden gelen kaynakları paylaşmaktatır. Eğer size ait herhangi bir çalışma görürseniz ve burada yayınlanmasını istemiyorsanız lütfen o yazıya ait yorum kısmından bizi uyarın, uyarınız alındığında yazınız kaldırılacaktır.